▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan: Kerem İriç
Çanakkale Valiliği önünde geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Kazdağları Ekoloji Platformu ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği üyeleri, Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni sahasındaki faaliyetlerin derhal durdurulmasını, iş makinelerinin çıkarılmasını ve “mahkeme kararının uygulanmasını” talep etti. Çanakkale 2. İdare Mahkemesi’nin 21 Ağustos 2026 tarihli yürütmeyi durdurma kararına atıf yapılarak okunan bu metin, kamuoyunda sanki tüm faaliyetler hukuken durmuş, ÇED iptal edilmiş ve şirket sahayı terk etmek zorunda kalmış gibi bir algı yaratıyor. Oysa bu tablonun ardındaki hukuki ve somut gerçekler, yaratılmak istenen bu algının oldukça uzağında.
Hukuki Gerçek: Yürütmeyi Durdurma Kararı Üst Mahkemece Kaldırıldı
İşin aslı, o deklarasyonda ustalıkla gizlenen ve kamuoyundan saklanan üst mahkeme kararında yatıyor. Söz konusu dava, esasen bir bilgi edinme başvurusunun idarece zımnen reddine karşı açılmış usule ilişkin bir davadan ibarettir. Çanakkale 2. İdare Mahkesi'nin bu kapsamda verdiği geçici yürütmeyi durdurma kararı, Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi’nin 11 Eylül 2026 tarihli kararıyla kesin ve oybirliğiyle kaldırıldı. Üst mahkeme; itirazı kabul edip yürütmenin durdurulması talebini reddederken, Kanun'un aradığı "açık hukuka aykırılık" ve "telafisi güç zarar" şartlarının gerçekleşmediğini net bir şekilde tespit etti.
Kararın gerekçesinde son derece kritik bir ayrıntı öne çıkıyor: Davaya konu iddiaların esasen geçmiş dönemde, ÇED sınırları dışındaki ağaç kesimiyle ilgili idari süreçlere dayandığı; idarenin ise zaten bu kapsamda denetimlerini eksiksiz yapıp idari para cezalarını uyguladığı ve ÇED alanı dışındaki çalışmaları durdurduğu kayda geçirildi. Yani geçmişten gelen idari aksaklıklar ve eksiklikler, mahkeme tarafından "sahadaki mevcut faaliyetlerin durdurulması gerekçesi" olarak kabul edilmedi. Kısacası ortada "maden sahası kapatıldı, her şey durdu" şeklinde bir yargı sonucu yok; aksine ÇED olumlu kararı hukuken ayakta, ruhsat süreçleri işliyor ve faaliyetler idarenin sıkı denetimi altında tamamen yasal zeminde sürüyor.
2019’un Fotoğrafıyla Bugünü Okumak Yanıltıcıdır
Burada geçmişi ve Alamos Gold döneminden kalan bazı hassasiyetleri doğru okumak gerekiyor. Geçmişte yaşanan bazı aksaklıkların ve eksikliklerin zihinlerde bıraktığı izler olabilir. Ancak geçmiş dönemde yaşanan bu idari aksaklıklar ve eksik süreçler, sahayı devralan TÜMAD Madencilik (Kirazlı’da ki unvanıyla Altınkale Madencilik) tarafından tıpkı Lapseki’deki işletmede olduğu gibi yüksek kalite, kurumsal yaklaşım ve profesyonellikle çözülerek geride bırakılmıştır. Bu yüzden bugün Kirazlı’yı 2019’un fotoğrafıyla okumak doğru değil. Yeni şirketi, yeni yatırımı, yeni izinleri, yeni teknolojiyi ve yeni hukuki süreci birlikte değerlendirmek zorundayız.
Uluslararası tahkim riskini devralarak 1 milyar dolarlık tazminat yükünü devletin üzerinden alan ve sahayı millileştiren TÜMAD, Lapseki Şahinli sahasında rüştünü fazlasıyla ispat etmiş bir firma. Yıllardır faaliyet gösterdikleri Lapseki’de, çevreci sloganların öngördüğü o "kıyamet" kopmadı. Tarım ve hayvancılık madenin yanı başında sorunsuz devam ediyor; su kaynakları iddia edildiği gibi kurutulmak yerine firmanın kendi göletlerinden karşılanıyor, geri dönüşüm oranları yüksek tutuluyor ve şeffaflık somut karşılık buluyor. Aynı firmanın Kirazlı’daki yaklaşımının da bu vizyonla ilerlediğini görmek zor değil.
1.000 Aileye İş, Çanakkale Ekonomisine Can Suyu
Rakamlar ve ekonomik etki de bu yatırıma neden hep birlikte sahip çıkmamız gerektiğini açıkça gösteriyor. Bugüne kadar sahaya ödenen, yapılan ve planlanan yatırımlarla 1 milyar dolara yaklaşacak devasa bir işten bahsediyoruz. Ancak bu yatırım sadece rakamlardan ibaret değil; doğrudan 1.000 ailenin hayatına dokunmaktır. Yanında taşeronlar vardır, nakliyeciler vardır, esnaf vardır, yemek firmaları vardır, konaklama sektörü vardır, teknik servisler vardır, tedarikçiler ve yerel işletmeler vardır. Yani Kirazlı'nın ekonomik etkisi sadece maden sahasının sınırlarında bitmez, doğrudan Çanakkale ekonomisinin kılcal damarlarına yayılır.
Büyük sanayi kuruluşlarının işçi çıkardığı, ekonominin daraldığı ve istihdamın her zamankinden daha hayati olduğu bir dönemde, 1.000 ailenin evine ekmek götüreceği, yerel esnafa ve taşeronlara can suyu olacak böylesi bir yatırımı karalamak kime, ne fayda sağlar? Madencilik; altın gibi kıymetli metallerin ve yüksek teknoloji gerektiren ham maddelerin ülkemizde çıkarılması, Türkiye’nin dışa bağımlılığının azaltılması açısından kelimenin tam anlamıyla "milli bir meseledir". Bu konu, dışarıdan fonlanan veya sadece slogan atarak varlık gösteren radikal çevrelerin insafına bırakılamayacak kadar stratejiktir. Yabancı şirketlerin tahkim riskinin ortadan kaldırılıp kârın ve katma değerin Türkiye'de tutulması da bu stratejik hamlenin en somut kanıtıdır.
Slogan Çevreciliği Değil, Şeffaf ve Ortak Akıl
Çevre örgütlerinin demokratik haklarını kullanması, soru sorması, denetim talep etmesi doğal ve hatta gereklidir. Ancak bu talepler, sahadaki somut verileri ve mahkeme kararlarının gerçek kapsamını çarpıtan bir dile büründüğünde kamuoyunu yanıltmaktadır. Resmi kurumların ve mahkeme kararlarının ortaya koyduğu gerçekler ortadayken, madenciliğe "ya hep ya hiç" mantığıyla yaklaşarak varılacak bir yer yoktur. Mesele gerçekten üzüm yemekse, en sağlıklısı doğrudan şirketten ve doğrudan ilgili kurumlardan bilgi almaktır. Şirket yetkililerinin "Gelin, Lapseki'deki sahamızı gezin, gerçekte ne oluyor yerinde görün" çağrısı ve şeffaf iletişim kanalları her zaman açıktır.
Çanakkale'nin suni krizlere, gerilimlere veya sokaklarda yankılanan manipülatif sloganlara ihtiyacı yoktur. Bölge halkı da Türkiye de abartılı korkulardan değil; rasyonel akıldan, şeffaf denetimden, çevreye duyarlı yerli üretimden ve 1.000 aileye nefes aldıran bu dev yatırımdan kazanacaktır. Kalkınmanın yolu yargı kararlarını çarpıtmaktan değil, bu milli yatırıma sahip çıkarak ortak akılla üretmekten geçmektedir.
Tek cümleyle özetlersem; Kirazlı’da ortaya atılan iddiaların aksine, yürütmeyi durdurma kararı üst mahkeme tarafından kesin olarak kaldırılmıştır ve sahada hukuksuz hiçbir işlem yoktur. Faaliyetler, idari denetimler altında, yüksek çevre vizyonu ve dünya standartlarında bir madencilik anlayışıyla kesintisiz bir şekilde devam etmektedir.