▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan: Kerem İriç
Bu şehrin sokaklarında uzun zamandır yüksek sesle dile getirilmeyen ama her darda kalan insanın derinden hissettiği bir arayış vardı: Gerçek bir “ağabey” eksikliği… Herkesin kapısını çalabileceği, siyasi görüşü ne olursa olsun derdini tereddütsüz anlatabileceği, gücünü makamdan değil yüreğindeki merhametten alan bir sığınak arayışı… Yavuzhan abi Çanakkale’ye geldiğinde, hiçbir böbürlenme göstermeden, bağırmadan, çağırmadan işte bu devasa boşluğu doldurdu. O, sadece kendi ocağının değil, etrafındaki bütün dertlilerin ağabeyi oldu. Bugün onun gidişiyle o boşluğun nasıl derin bir uçuruma dönüştüğünü görünce, bu şehre ne kadar büyük bir ruh kattığını bir kez daha anlıyoruz. Biliyoruz ki gidenler, arkalarında bıraktıkları boşluktan ziyade, hayattayken doldurdukları o manevi iklimle yaşarlar.
Bir yılı aşkın bir zamandır amansız bir hastalıkla mücadele ediyordu. Bizler onun bu çetin imtihanında metanetine, dostluğuna, kardeşliğine; uçan kuşa bile kol kanat gerişine, zorda kalanın elinden tereddütsüz tutuşuna yıllarca bizzat şahit olduk. Biz sadece onun bu dünyadaki varlığına değil; bu şehrin sokaklarında, insanlarında bıraktığı o mert ve fedakâr izlere de şahidiz. Onu hep o en güzel sözleriyle, yürekten kopup gelen ve karşısındakinin kalbine doğrudan dokunan o samimi "can" deyişiyle hatırlayacağız.
Siyasetin ve bürokrasinin içinde bulunmuş insanların vereceği en çetin sınav “imkan imtihanı”dır. İmkan, doğru kullanılmadığında insanı kibirle zehirleyen, omuzlara yüklenmiş ağır bir vebaldir. Yavuzhan abi, Sayın Bülent Turan’ın 2002’den beri yol arkadaşı, 11 yıldır da Çanakkale’deki siyasi danışmanıydı. Geniş yetkileri, büyük bir inisiyatif alanı vardı. Ama o, Allah’ın ve görevinin kendisine verdiği bu gücü sadece ve sadece insanların işini çözmek için kullandı. Ulaşılmaz danışmanların, kapısı duvar siyasetçilerin olduğu bir çağda, onun telefonu Çanakkale’de neredeyse herkeste vardı. Ve o telefon kim tarafından çalınırsa çalınsın, asla cevapsız kalmadı. Sorun çözen adam oldu; sorun çözdüğü için de siyasetin tüm oklarını göğüsledi, dayak yedi, ama doğru bildiği yoldan bir adım bile geri atmadı.
Gıybetin ve acımasız eleştirilerin hedefi olduğu zamanlarda bile duruşunu bozmadı. Sosyal medyadan ya da arkasından konuşanlara nasıl tahammül ettiğini sorduğumda, derin bir olgunlukla “Herkes yaptığından utanır” derdi. Zaman onu hep haklı çıkardı. Dün arkasından konuşanların, bir yıl sonra gelip “Abi yanlış yaptık” diyerek mahcubiyetle baş eğdiklerini çok gördüm. Ama o, kendisine yapılanı hiç kibir vesilesi yapmadı. Karşısındakinin ezilmesine, küçülmesine gönlü elvermezdi. “Özrü boş ver kardeş, helallik lazım bize...” der, o mahcubiyeti merhametiyle örterdi. Çünkü o biliyordu ki, biz hesap görme arzumuzdan kurtulup merhamet edince, bizi aşan bir üst hesaba biat etmiş oluruz. Yavuzhan abi bize hayatıyla şunu öğretti: Makul olursan, makbul olursun.
Zeytinburnu Merkezefendi Camii’nin avlusunda, musalla taşının başında o hüzünlü kalabalık toplandığında bu hakikat bir kez daha tescillendi. Bir dönem Çanakkale’de de görev yapmış o kıymetli hocamızın, cemaate dönüp “Ne zaman başımız sıkışsa kendisine giderdik. Kim gitse yardımcı olurdu. Ben iyiliğine, güzelliğine, dava adamlığına şahidim” derken titreyen sesi, aslında hepimizin duygularına tercüman oluyordu. Ölüm hepimiz için var; ama asıl mesele, etrafında bu kadar güzel insan biriktirip, arkanda katıksız bir hayır duası bırakarak gidebilmekmiş.
Bu satırları kaleme almak, benim için sadece bir yazı değil; yüreğimde derin izler bırakmış kıymetli bir dostun aziz hatırasına karşı ödenmesi gereken bir vefa borcudur. Onu Çanakkale’ye getiren, bizlerle tanıştıran, 24 yıllık kardeşini kaybetmenin derin acısını yaşayan Sayın Bülent Turan’a da yürekten başsağlığı diliyorum. Bizleri böyle güzel bir adamla tanıştırdığı için Allah razı olsun.
Rabbim bu dünyadaki şahitliğimizi ahirette onun beratı eylesin, huzuruna ak yüzle varmasını nasip etsin.
En sevdiği türkülerden biriydi Mümin Sarıkaya’nın o içli dizeleri... Belki de kendi hayatını, o sessiz ama vakur gidişini en iyi bu mısralar özetliyordu:
Mezarıma taş dikmeyin
Toprağıma gül ekmeyin, gül ekmeyin
Adıma sela vermeyin
Öldüğümü bilmesinler...
Garip geldim, garibim ben
Bilirim kadersizim ben
Gönül koydum dünyasına
Ötesini bilmesinler...
Nur içinde yat Yavuzhan Abi. Mekanın cennet, makamın ali olsun. Helal ettiğin o haklar gibi, bizden yana ne hakkımız varsa sonsuza dek helal olsun.