▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan: Kerem İriç
Herkes "seçilmiş genel başkan" tartışmalarına odaklanmışken, o noktaya nasıl gelindiği, delegelerin iradesine nasıl ipotek konulduğu giderek unutuluyor. Parti içi demokrasi, bir ideolojiye duyulan sevginin bizzat onu var edenler tarafından nasıl boğulduğunun en acı kanıtına dönüştü.
Tam da bu noktada, Ezel dizisinde Ramiz Dayı’nın sesiyle hafızalarımıza kazınan, Oscar Wilde’ın o unutulmaz dizelerini hatırlamamak elde değil: "Oysa herkes öldürür sevdiğini / Kimi gençken öldürür sevdiğini, kimi yaşlıyken / Şehvetli ellerle boğar kimi, kimi altından ellerle / Merhametli kişi bıçak kullanır, çünkü bıçakla ölen çabuk soğur / Kimi yeterince sevmez, kimi fazla sever / Kimi satar; kimi de satın alır..."
Şiirde geçen "altından ellerle boğanlar", kongre sürecinde delegelerin iradesini market alışveriş kartlarıyla, belediyelerde iş ve makam vaatleriyle satın alanlardan başkası değildir. Partilerini o kadar çok "sevdiler" ki, iktidarı ellerinde tutmak uğruna onun demokratik ruhunu usulsüzlüklerle boğmaktan çekinmediler.
Mazlumun Zalime Dönüşümü: Kılıçdaroğlu
Bu süreçte bir de Kemal Kılıçdaroğlu cephesi var. Mahkeme kararıyla görevine iade edilen Kılıçdaroğlu, kurultay sonrası kendisine "ihanet edildiğini" düşünen bir figür olarak uzun süre "mazlum" rolündeydi. Ancak bugün, 26 il yönetimini görevden alarak başlattığı tasfiye dalgası, bize Emil Michel Cioran’ın Çürümenin Kitabı’ndaki o sarsıcı tespitini yaşatarak kanıtlıyor:
"Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar. Acı, güç iştahını azaltmak şöyle dursun, onu azdırır."
Kılıçdaroğlu’nun mazlum rolünden zalim rolüne nasıl keskin bir geçiş yaptığını görüyoruz. İhanete uğramışlık hissi, güç iştahını azaltmadı; aksine azdırdı. Durmayacağını da önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz. “Altından ellerle boğanlar” bir tarafta "şehvetli ellerle boğanlar” diğer tarafta…
Koray Akkuş, Muharrem Erkek ve Çanakkale’nin İkiyüzlü Demokrasisi
Gelinen noktada meydan yine çelişkilerle dolu aktörlere kaldı. Genel siyasetin bu buhranı, Avukat Koray Akkuş’un CHP Çanakkale İl Başkanlığı’na atanmasıyla ete kemiğe büründü.
Süreci hatırlayalım: Koray Akkuş, 2024 yerel seçimleri öncesinde Gelibolu’da CHP’den belediye başkan aday adayı oldu. Tek bir talebi vardı: "Örgüt iradesine güvenelim, ön seçim yapalım. 70 yaşını aşmış eski başkan Mustafa Özacar seçiliyorsa o seçilsin, ben seçiliyorsam ben seçileyim" dedi. Ancak o dönem, kulislere yansıyan "duygusal" alışverişler ve Ankara bağlantılarıyla Özacar’ın adaylığı tepeden inme bir şekilde bağlandı. Akkuş’un ön seçim talebine kapılar sertçe kapatıldı.
Sandıksız Siyasetin Bedeli: 1600 Oy ve Kaybedilme Riski
Bugün bazı çevreler tarafından faturanın tek bir isme kesilmek istenmesi ve Akkuş'un "CHP’ye Gelibolu'yu kaybettiren kişi" gibi gösterilmeye çalışılması ise işin en trajikomik yanıdır. Nitekim Akkuş bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Bir seçim sonucunu tek bir kişiye yüklemek, yaşanan siyasal süreci, örgüt içindeki kırgınlıkları, aday belirleme yöntemine ilişkin haklı itirazları ve örgüt iradesinin yok sayılmasının yarattığı sonuçları görmezden gelmektir." Üstelik mevcut İl Başkanı Levent Gürbüz’ün Gelibolu’da yanlış aday tercihinde bulundukları yönünde sorumluluğu üzerine aldığı bir açıklaması da orta yerde dururken, suçu sandık isteyenlere atmak siyasi körlükten başka bir şey değildir.
Örgüt iradesinin yok sayılmasının sonuçlarını sadece Gelibolu'da değil, Çanakkale merkezde de açıkça gördük. Aynı durum, dört belediye başkan aday adayının yarıştığı ve ön seçimin yapılmadığı il merkezinde de yaşandı. 2019 yerel seçimlerinde ön seçimle belirlenen CHP adayı %60,73 oy alırken; 2024’te atama yoluyla belirlenen Muharrem Erkek %39,7 oyda kalarak Çanakkale’de seçim kaybedilme riskini yaşattı. Nitekim Burak Kunt 1600 oy daha alsaydı, Muharrem Erkek atama ile Özgür Özel tarafından aday gösterildiği için CHP Çanakkale Belediyesini kaybedecekti. Yani Muharrem Erkek de kendi adaylık sürecinde ön seçim yaptırmamış, örgütün iradesini es geçmiştir. Kısacası dün ne ektilerse, bugün onu biçiyorlar; kendileri ne yaptılarsa bugün tam olarak onunla sınanıyorlar.
İşte bugün Tarla Sokak'ta demokrasi nöbetleri tutan, partiyi teslim etmeyeceğini söyleyen Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, o dönem bu tepeden inme atamaların en büyük koçbaşlarından biriydi. Üyeye sandık kurdurmamak için harcanan çabanın mimarları, bugün atama il başkanına karşı "demokrasi ve hukuk" dersi veriyor. O dönem ön seçim isteyenleri partiden dışlayanlar, bugün hak ihlaline uğradıklarını haykırıyorlar. Dün yaptıklarının, bugün kendi karşılarına çıkması, tarihin en ironik sınavlarından biridir.
Bu Sözleri Muharrem Erkek’e Hiç Yakıştıramadım
Muharrem Erkek’in, Koray Akkuş’un atanmasının ardından yaptığı açıklamaları ise kendisine hiç yakıştıramadım. Erkek, Akkuş için "Çanakkale'de öyle avukatlık yapan biri değil, daha çok Ukrayna'da enteresan ilişkileri var" diyerek açık bir şaibe ve algı operasyonu yaratmaya çalışıyor. Akkuş’u tanımadığını, onun partiye bilinçli olarak seçim kaybettirdiğini idiyor. Bu tarz muallak ifadelerle bel altı vurmak aslında Muharrem Erkek’in bilindik siyasi üslubu değildir; ancak belli ki süreci bu tür itibarsızlaştırma stratejileri üzerinden yönetecekler.
İYİ Parti'ye Gidenlerin "Makbul" Olma Kriteri Nedir?
Bu itirazların merkezindeki en büyük argüman, Koray Akkuş’un ön seçim talebi reddedilince İYİ Parti’ye geçmesi ve Gelibolu'yu AK Parti'nin kazanmasına neden olması. Akkuş ise haklı olarak, "Ben CHP'ye karşı değil, CHP'de sandıksızlığa karşı siyaset yaptım" diyerek kendisini savunuyor.
Fakat burada sormamız gereken ve mevcut CHP İl Başkanı Levent Gürbüz ile Muharrem Erkek’in hesap vermesi gereken devasa bir tutarsızlık var. CHP'den İYİ Parti'ye geçmek ne zamandan beri ihanet sayılıyor?
Geçmişte İrfan Dehmen, CHP'den ayrılıp İYİ Parti Çanakkale Kurucu İl Başkanı olmuştu. Daha sonra İYİ Parti'den istifa edip “yuvaya”, yani CHP’ye döndüğünde, rozetini bizzat Belediye Başkanı Ülgür Gökhan takmış, o törende Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla Muharrem Erkek de başköşede yer almıştı. Üstelik Dehmen'in bu dönüşü öylesine makbul karşılandı ki, Muharrem Erkek belediye başkanı seçildikten sonra onu Belediye Başkan Yardımcısı yaptı.
Soruyorum: İrfan Dehmen CHP'den İYİ Parti'ye geçip dönünce "makbul" oluyor da, sandık hakkı gasp edilen Koray Akkuş aynı şeyi yapınca neden "hain" oluyor? Kendileri siyasi transfer yapınca birleştirici bir hamle, başkası yapınca affedilemez bir suç. Sürecin neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalan tek şey tutarsızlıktır.
Bugün il binasını terk etmeyen Levent Gürbüz ve Muharrem Erkek cephesi, Ankara'nın kararlarını "yok hükmünde" saysa da, asıl yok hükmünde olan şey, kendi siyasi geçmişlerindeki ilkelerdir. İdeolojilerini altından ellerle boğanlar, bugün kaybettikleri iktidarın ardından gözyaşı döküyorlar.
Aslında Türkiye siyaseti en eski hastalığını bugün bir kez daha yaşıyor. İlkelerin kişilere göre değişmesi... Ve belki de en acısı... Demokrasiyi sadece sıra kendisine geldiğinde hatırlayanların çoğalması.