Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Dün FETÖ, Bugün Ahbap, İhanete Uğrayan Hep İyi Niyet Oldu

▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.  Yazan: Kerem İriç Yarın 15 Temmuz... FETÖ'cü hain darbe girişiminin 10. yılı. Bu milletin tarih sahnesinde gördüğü en büyük ihanetlerden birinin yıl dönümünde, kalıplaşmış sloganların ötesine geçerek, toplumsal hafızamıza farklı bir bakış açısıyla ayna tutmak istiyorum. Bugün kamuoyunda Haluk Levent ile Ahbap Derneği üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında bize 10 yıl önce aldığımız o derin yaranın sosyolojik bir izdüşümünü gösteriyor: Güven duygusunun sistematik olarak yıkılışı ve ardından gelen acımasız linç kültürü. Bugün tartışılması gereken şey kimin ne kadar dolandırıldığı gibi teknik detaylar değil; insanların en saf, en temiz dayanışma duygularının bir kez daha duvara toslamış olmasıdır. İnsanlar inanabilir, aldanabilir, iyi niyetlerinin kurbanı olabilirler. Ancak asıl travma, bu aldanışın ardından gelen ve "Bak, sen de zamanında destek olmuştun!" kibirliliğiyle yürütülen o organize linç kampanyalarıdır. Bugün Ahbap’a o günün şartlarında samimiyetle el uzatmış insanları geçmiş defterleri açarak yargılayanlar, aslında kendi hesaplaşmalarını toplumsal bir acı üzerinden görmeye çalışıyorlar. Oysa bu hikaye, bu toprakların yabancısı olduğu bir senaryo değil. Farklı Mahalleler, Aynı İhanet Türkiye, toplumsal güvenin suistimal edilmesi hususunda en büyük travmasını FETÖ eliyle yaşadı. O günlerde de milyonlarca insan; "Allah, din, iman, hizmet" denilerek, en mukaddes değerleri üzerinden manipüle edildi. İnsanların manevi dünyalarını ihya etmek ya da sadece hayırlı bir işe vesile olmak amacıyla gösterdikleri o saf niyet; kirli bir ajandanın yakıtı yapıldı. İşte tam bu noktada, sosyolojik aynayı doğru tutmak gerekiyor. Dün muhafazakar kesimin, AK Parti’ye gönül vermiş kitlelerin sırf o dönemdeki dini ve insani hassasiyetleri sebebiyle bu sisteme inanmış olmasını bugün hâlâ amansız bir "FETÖ'cü" yaftasıyla linç malzemesi yapan zihniyet ile; bugün depremde, afette canı yandığı için acıyı paylaşmak adına Ahbap’a koşan insanları "Gördünüz mü, kandırıldınız!" diye aşağılayan zihniyet aynı hastalıklı kaynaktan beslenmektedir. Özeleştiri Cesareti, "Aldatıldık" Diyebilmek İnsan yanılabilir, yanlışa düşebilir; burası beşer olmanın kaçınılmaz bir doğası. Ancak insanı erdemli kılan şey, düştüğü hatayı fark ettiği an gösterdiği o asil duruştur: Özeleştiri yapabilmek. Biz bu ülkede özeleştirinin en net ve en sarsıcı örneğini yine o büyük travmanın hemen ardından gördük. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, devletin en tepesindeki isim olarak çıkıp tüm kamuoyunun önünde büyük bir yüreklilikle "Rabbim de milletim de bizi affetsin, aldatıldık" demişti. Bu açıklama; hatayı kabullenen, sorumluluk alan ve yanlıştan dönme iradesini en yüksek perdeden ortaya koyan tarihi bir özeleştiriydi. O günlerde bu samimi itirafı dillerine dolayarak Sayın Cumhurbaşkanı’nı hedef tahtasına koyanlar, siyasi malzeme devşirmek için adeta sıraya girmişlerdi. Şimdi sormak gerekiyor: O gün bu samimi çıkışı acımasızca eleştirenler, bugün benzer bir cesareti kendileri gösterebilecekler mi? Şimdi Sıra Sizde: Ahbap’ın Vitrinleri Nerede? Dönelim bugüne... Afet döneminde Ahbap’ın ne kadar kusursuz bir organizasyon olduğuna dair sosyal medyada adeta birbirleriyle yarışan bir yığın "ünlü" ismimiz vardı. Ekranların popüler dizi oyuncularından sosyal medya fenomenlerine kadar; hemen her kesimden tanınmış figür, bu organizasyonun gönüllü vitrini ve referans kaynağı oldu. Kitleler de doğal olarak bu isimlerin yarattığı rüzgâra kapılarak yardımlarını o tarafa yönlendirdi. Bugün geldiğimiz noktada ise büyük bir sessizlik hakim. Şimdi beklenen şey çok net ve basittir: Zamanında bu yapıyı göklere çıkaran, kitleleri oraya kanalize eden o ünlü isimlerin de aynı samimiyetle çıkıp bir özeleştiri yapmalarıdır. Bakalım Sayın Cumhurbaşkanı’nın FETÖ meselesinde gösterdiği o cesur, açık yürekli ve "aldatıldık" diyebilen samimi çıkışını, bugün Ahbap meselesinde o günün vitrin isimleri gösterebilecek mi? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi üç maymunu oynamaya devam mı edecekler? Yanılmak İnsani, Linç Etmek Vicdan Dışıdır Her iki olayda da farklı dünyalara ait kitleler, aslında tamamen aynı insani refleksle hareket ettiler: İnanmak ve güvenmek istediler. Bir taraf inancının, kutsalının peşinden giderek aldandı; diğer taraf ise sivil dayanışmanın, seküler bir yardımlaşma figürünün peşinden giderek yanılgıya düştü. Gerçekler ortaya çıktıktan sonra hatasını anlayan, "Bu adamlar yanlış yaptı, biz burayı terk ediyoruz" diyerek sesini yükselten insanlar bile bugün acımasızca hırpalanmaya devam ediyor. Dünün iyi niyetlisini, bugünün "suçlusu" ilan etmek kolaycılıktır. Bilerek, isteyerek, o karanlık ajandaların ortağı olarak bu işleri yapanları bir kenara koyarsak; geriye kalan milyonlarca insanın tek bir günahı vardır: İnsanca refleksler göstermiş olmak. Eğer biz, kandırılan ve sonrasında gerçeği görerek ayrılan insanları sürekli geçmişleriyle vurmaya devam edersek, bu ülkedeki güvensizlik girdabını asla aşamayız. Güven hissi bir kez yıkıldı mı, geriye sadece birbirinden şüphe eden paranoyak bir yığın kalır. Siyasi görüşlerimiz ne kadar farklı olursa olsun, hepimiz aynı güven krizinin enkazı altında eziliyoruz. Bu ülkedeki linç dilini terk etmek, dürüstçe sırtını dönenlerin hakkını teslim etmek zorundayız. Çünkü yarın bir gün, bugün başkalarını yargılayanların da hangi rüzgara kapılıp hangi hayal kırıklığıyla baş başa kalacağını sadece zaman gösterecektir.
Ekleme Tarihi: 14 Temmuz 2026 -Salı

Dün FETÖ, Bugün Ahbap, İhanete Uğrayan Hep İyi Niyet Oldu

▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır. 

Yazan: Kerem İriç

Yarın 15 Temmuz... FETÖ'cü hain darbe girişiminin 10. yılı. Bu milletin tarih sahnesinde gördüğü en büyük ihanetlerden birinin yıl dönümünde, kalıplaşmış sloganların ötesine geçerek, toplumsal hafızamıza farklı bir bakış açısıyla ayna tutmak istiyorum. Bugün kamuoyunda Haluk Levent ile Ahbap Derneği üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında bize 10 yıl önce aldığımız o derin yaranın sosyolojik bir izdüşümünü gösteriyor: Güven duygusunun sistematik olarak yıkılışı ve ardından gelen acımasız linç kültürü.

Bugün tartışılması gereken şey kimin ne kadar dolandırıldığı gibi teknik detaylar değil; insanların en saf, en temiz dayanışma duygularının bir kez daha duvara toslamış olmasıdır. İnsanlar inanabilir, aldanabilir, iyi niyetlerinin kurbanı olabilirler. Ancak asıl travma, bu aldanışın ardından gelen ve "Bak, sen de zamanında destek olmuştun!" kibirliliğiyle yürütülen o organize linç kampanyalarıdır.

Bugün Ahbap’a o günün şartlarında samimiyetle el uzatmış insanları geçmiş defterleri açarak yargılayanlar, aslında kendi hesaplaşmalarını toplumsal bir acı üzerinden görmeye çalışıyorlar. Oysa bu hikaye, bu toprakların yabancısı olduğu bir senaryo değil.

Farklı Mahalleler, Aynı İhanet

Türkiye, toplumsal güvenin suistimal edilmesi hususunda en büyük travmasını FETÖ eliyle yaşadı. O günlerde de milyonlarca insan; "Allah, din, iman, hizmet" denilerek, en mukaddes değerleri üzerinden manipüle edildi. İnsanların manevi dünyalarını ihya etmek ya da sadece hayırlı bir işe vesile olmak amacıyla gösterdikleri o saf niyet; kirli bir ajandanın yakıtı yapıldı.

İşte tam bu noktada, sosyolojik aynayı doğru tutmak gerekiyor.

Dün muhafazakar kesimin, AK Parti’ye gönül vermiş kitlelerin sırf o dönemdeki dini ve insani hassasiyetleri sebebiyle bu sisteme inanmış olmasını bugün hâlâ amansız bir "FETÖ'cü" yaftasıyla linç malzemesi yapan zihniyet ile; bugün depremde, afette canı yandığı için acıyı paylaşmak adına Ahbap’a koşan insanları "Gördünüz mü, kandırıldınız!" diye aşağılayan zihniyet aynı hastalıklı kaynaktan beslenmektedir.

Özeleştiri Cesareti, "Aldatıldık" Diyebilmek

İnsan yanılabilir, yanlışa düşebilir; burası beşer olmanın kaçınılmaz bir doğası. Ancak insanı erdemli kılan şey, düştüğü hatayı fark ettiği an gösterdiği o asil duruştur: Özeleştiri yapabilmek.

Biz bu ülkede özeleştirinin en net ve en sarsıcı örneğini yine o büyük travmanın hemen ardından gördük. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, devletin en tepesindeki isim olarak çıkıp tüm kamuoyunun önünde büyük bir yüreklilikle "Rabbim de milletim de bizi affetsin, aldatıldık" demişti. Bu açıklama; hatayı kabullenen, sorumluluk alan ve yanlıştan dönme iradesini en yüksek perdeden ortaya koyan tarihi bir özeleştiriydi.

O günlerde bu samimi itirafı dillerine dolayarak Sayın Cumhurbaşkanı’nı hedef tahtasına koyanlar, siyasi malzeme devşirmek için adeta sıraya girmişlerdi. Şimdi sormak gerekiyor: O gün bu samimi çıkışı acımasızca eleştirenler, bugün benzer bir cesareti kendileri gösterebilecekler mi?

Şimdi Sıra Sizde: Ahbap’ın Vitrinleri Nerede?

Dönelim bugüne... Afet döneminde Ahbap’ın ne kadar kusursuz bir organizasyon olduğuna dair sosyal medyada adeta birbirleriyle yarışan bir yığın "ünlü" ismimiz vardı. Ekranların popüler dizi oyuncularından sosyal medya fenomenlerine kadar; hemen her kesimden tanınmış figür, bu organizasyonun gönüllü vitrini ve referans kaynağı oldu. Kitleler de doğal olarak bu isimlerin yarattığı rüzgâra kapılarak yardımlarını o tarafa yönlendirdi.

Bugün geldiğimiz noktada ise büyük bir sessizlik hakim. Şimdi beklenen şey çok net ve basittir: Zamanında bu yapıyı göklere çıkaran, kitleleri oraya kanalize eden o ünlü isimlerin de aynı samimiyetle çıkıp bir özeleştiri yapmalarıdır.

Bakalım Sayın Cumhurbaşkanı’nın FETÖ meselesinde gösterdiği o cesur, açık yürekli ve "aldatıldık" diyebilen samimi çıkışını, bugün Ahbap meselesinde o günün vitrin isimleri gösterebilecek mi? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi üç maymunu oynamaya devam mı edecekler?

Yanılmak İnsani, Linç Etmek Vicdan Dışıdır

Her iki olayda da farklı dünyalara ait kitleler, aslında tamamen aynı insani refleksle hareket ettiler: İnanmak ve güvenmek istediler. Bir taraf inancının, kutsalının peşinden giderek aldandı; diğer taraf ise sivil dayanışmanın, seküler bir yardımlaşma figürünün peşinden giderek yanılgıya düştü. Gerçekler ortaya çıktıktan sonra hatasını anlayan, "Bu adamlar yanlış yaptı, biz burayı terk ediyoruz" diyerek sesini yükselten insanlar bile bugün acımasızca hırpalanmaya devam ediyor.

Dünün iyi niyetlisini, bugünün "suçlusu" ilan etmek kolaycılıktır. Bilerek, isteyerek, o karanlık ajandaların ortağı olarak bu işleri yapanları bir kenara koyarsak; geriye kalan milyonlarca insanın tek bir günahı vardır: İnsanca refleksler göstermiş olmak.

Eğer biz, kandırılan ve sonrasında gerçeği görerek ayrılan insanları sürekli geçmişleriyle vurmaya devam edersek, bu ülkedeki güvensizlik girdabını asla aşamayız. Güven hissi bir kez yıkıldı mı, geriye sadece birbirinden şüphe eden paranoyak bir yığın kalır.

Siyasi görüşlerimiz ne kadar farklı olursa olsun, hepimiz aynı güven krizinin enkazı altında eziliyoruz. Bu ülkedeki linç dilini terk etmek, dürüstçe sırtını dönenlerin hakkını teslim etmek zorundayız. Çünkü yarın bir gün, bugün başkalarını yargılayanların da hangi rüzgara kapılıp hangi hayal kırıklığıyla baş başa kalacağını sadece zaman gösterecektir.

Yazıya ifade bırak !