▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan: Kerem İriç
Dostluk ve hukuk, biraz da karşı tarafın hissiyatına ve hassasiyetlerine hürmet etmektir… Bu ilke önemli.
Son günlerde Çanakkale siyasetinde Burak Aktan’ın görevden alınması üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Kamuoyuna yansıyan hikâye basit: “AK Parti Bozcaada İlçe Başkanı Burak Aktan, bir restoranda rakı içerken görüntülendi ve görevden alındı.”
Ben ise meselenin bu kadar basit olmadığını düşünüyorum.
Çünkü Burak Aktan, AK Parti’ye yeni katılmış bir isim değil. Daha önce Bozcaada İlçe Başkanlığı yapmış, parti teşkilatlarında görev almış, geçmişi ve siyasi ilişkileri parti tarafından bilinen bir isim. Üstelik sosyal medya geçmişinde alkol bulunan ortamlarda çekilmiş fotoğrafları da mevcut. Yakın zamanda teknede elinde alkol bulunan bir fotoğrafı gündeme geldiğinde de görevden alınmadı.
O halde sormak gerekiyor: Eğer mesele alkolse, neden daha önce değil de şimdi?
Burak Aktan ile görüştüm. Kendisi, görüntüler nedeniyle hukuki haklarını arayacağını, gizli çekim ve görüntülerin yayılması konusunda suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. Ayrıca o gün masada alkol kullanmadığını, ticari araç kullandığı ve işi olduğu için içmediğini ifade etti.
Dolayısıyla burada bir hakkı teslim etmek gerekiyor: Bir insanın gizlice görüntülenmesi, özel hayatının izinsiz şekilde kayda alınması ve bunun üzerinden hedef haline getirilmesi doğru değildir. Burak Aktan’ın hukuki haklarını aramasını da doğru buluyorum.
Fakat mesele tam da burada başka bir yere evriliyor. Çünkü fotoğrafta başka bir isim var: Şakir Semizoğlu. Ve bu isim, olayın siyasi bağlamını değiştiriyor.
Mesele Masadaki Alkol Değil
Şakir Semizoğlu, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına adaylığını açıklamış ve şu anda yoğun bir seçim çalışması yürüten bir isim. Aynı zamanda mevcut ÇTSO Başkanı Selçuk Semizoğlu’nun kardeşi.
İYİ Parti bağlantısı da bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir başka ayrıntı. Semizoğlu ailesinin İYİ Parti ile de siyasi bağları bulunuyor; aileden bir isim bugün İYİ Parti Çanakkale Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapıyor. Dolayısıyla Şakir Semizoğlu’nun adaylığını ve bu fotoğrafı değerlendirirken, Çanakkale’deki mevcut siyasi ilişkiler ağını da hesaba katmak gerekiyor.
Dolayısıyla burada yalnızca iki insanın yemek yemesinden söz etmiyoruz. Bir tarafta AK Parti Bozcaada İlçe Başkanı, diğer tarafta ise oda seçimlerinin tam ortasında bulunan, ÇTSO Başkanlığına aday bir isim var.
İşte benim itirazım burada başlıyor.
Çünkü siyaset yapan insanların özel hayatına, kiminle dost olduğuna, kiminle yemek yediğine karışmak benim anlayışıma göre doğru değildir. Herkes istediği insanla arkadaş olabilir. Herkes istediği insanla aynı masaya oturabilir.
Fakat bir insanın üzerinde kimlik, görev, koltuk ve temsil sorumluluğu varsa mesele artık yalnızca onun özel tercihi olmaktan çıkar. Çünkü siz artık sadece kendiniz değilsiniz.
Benim adım Kerem. Ama ben yalnızca Kerem değilim. Birinin dostuyum, birinin kardeşiyim, bir mahallenin insanıyım, bir mesleğin mensubuyum, bir gazetenin köşe yazarıyım.
Dolayısıyla benim attığım her adım, yalnızca beni değil, temsil ettiğim ilişkileri ve değerleri de ilgilendirir.
Şimdi düşünün: Dostunuza, kardeşinize, mahallenize, çalışma arkadaşınıza ağır sözler söylemiş biriyle oturup kalkıyor, birlikte fotoğraf veriyorsanız… Dostluğun da vefanın da bir anlamı kalır mı?
Bence kalmaz.
Çünkü dostluk biraz da karşı tarafın hassasiyetlerine hürmet etmektir.
AK Parti ilçe başkanı olduğunuzda attığınız her adımın, partiniz açısından bir karşılığı vardır.
Ak Parti Yöneticilere Küfreden Semizoğlu Değil Miydi?
Burada Şakir Semizoğlu’nu, kardeşi Selçuk Semizoğlu’nun bütün siyasi tartışmalarından sorumlu tutmak gibi bir yaklaşımım yok. Ancak Çanakkale siyasetinin hafızasını da yok sayamayız.
Selçuk Semizoğlu yıllardır “siyasetin üzerindeyiz” söylemini kullanan bir isim.
Oysa özellikle son yıllarda AK Parti yöneticileri, Bülent Turan ve Abdurrahman Kuzu gibi isimlere yönelik sosyal medya paylaşımlarında hakarete, iftiraya ve itibarsızlaştırmaya varan ifadeleriyle siyasetin oldukça içinde yer aldı. Bu paylaşımların bir bölümünün gece geç saatlerde yapıldığı, ardından silindiği de kamuoyunda tartışıldı.
Dolayısıyla bugün Şakir Semizoğlu’nun adaylığı değerlendirilirken, bu siyasi geçmişin hiç yaşanmamış gibi davranılması mümkün değil.
Hatta daha açık söyleyeyim: Eğer Şakir Semizoğlu seçim süreci başlarken Bülent Turan’ın ve Abdurrahman Kuzu’nun makamına gidip, “Kardeşimin yaptığı ve söylediği sözlerden dolayı sizden helallik istiyorum” diyebilseydi, bugün o fotoğrafı bu kadar rahat eleştiremiyor olurdum.
Çünkü o zaman Şakir Semizoğlu, kardeşinin siyasi bagajından sıyrılmak için kendi tavrını ortaya koymuş olurdu.
Böyle bir helalleşme, özeleştiri ve yüzleşme olmadığında ise geçmişte yaşananları tamamen yok sayarak yeni bir yolculuğa çıkmak kolay değil.
Üstelik Çanakkale’de herkes, geçmişte kimin hangi zor zamanda kimin kapısını çaldığını bilir. Bülent Turan’ın siyasi hayatı boyunca kimlere destek verdiği, kimlerin zor dönemlerinde onun kapısını çaldığı ve bugün bulundukları noktalara gelirken hangi kapılardan geçtikleri de kamuoyunun hafızasındadır.
Çünkü geçmiş unutulursa, vefa da unutulur.
Burak Aktan Meselesinde Benim Fikrim Neden Değişti?
Buraya kadar açık konuşayım.
Ben pazartesi gününe kadar Burak Aktan’a haksızlık edildiğini düşünüyordum. Çünkü olayın alkol meselesinden ibaret olduğunu sanıyordum.
Fotoğrafı bugün gördüm. Masada Şakir Semizoğlu’nun bulunduğunu gördüm. Ve düşüncem değişti.
Çünkü Burak Aktan’ın AK Parti Bozcaada İlçe Başkanı sıfatıyla, partisinin bazı yöneticileriyle ve teşkilatıyla ciddi siyasi tartışmalar yaşamış bir ailenin, üstelik Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığına aday olan mensubuyla seçim döneminde aynı masada bulunmasını doğru bulmuyorum.
Fotoğraf hiç çekilmemiş olsaydı bile bu benim açımdan değişmezdi.
Çünkü mesele fotoğrafın kendisi değil, temsil ettiği siyasi ilişki.
Bir parti, yöneticisinden yalnızca seçim döneminde çalışmasını değil, temsil ettiği kimliğin gereğini de yerine getirmesini bekler.
Bu nedenle bugün Burak Aktan’ın görevden alınmasını, ilk duyduğumda düşündüğümden farklı bir noktada değerlendiriyorum.
Eğer kararın arkasında bu siyasi bağlam da varsa, ben bu kararı anlaşılabilir buluyorum.
Ayhan Gider’e de Birkaç Soru
Burada AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’e de bir parantez açmak gerekiyor.
Gider’in parti teşkilatlarına, STK ve oda seçimlerine siyasetin doğrudan müdahil olmaması gerektiği yönünde mesajlar verdiği biliniyor. Bu doğru ve ilkeli bir tutum.
Ancak o zaman şu soruların da cevabı olmalı:
AK Parti Bozcaada İlçe Başkanı’nın, oda seçimlerinin yapıldığı bir dönemde adaylardan biriyle aynı masada bulunması bu ilkeyle çelişiyor mu?
Bu konuda Ayhan Gider’in değerlendirmesi nedir?
Bir başka konu daha var.
Gider ile Şakir Semizoğlu arasındaki dostluk kamuoyunca biliniyor. Gider’in Çanakkale’de bulunduğu dönemlerde kullandığı bir aracın Semizoğlu ailesine ait şirketle bağlantılı olduğu ve tahsisli plaka taşıdığı yönünde iddialar bulunuyor.
Ben burada hüküm kurmuyorum. Ama gazeteci olarak soruyorum:
Bu araç kime ait? Tahsisli plaka hangi gerekçeyle kullanıldı? Bugün bu uygulama devam ediyor mu? Oda seçimleri öncesinde bu ilişki biçimi sürüyor mu?
Eğer AK Parti teşkilatlarına “oda seçimlerinden uzak durun” deniliyorsa, parti yöneticilerinin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekmez mi?
Çünkü ilke, kişiye göre değişirse ilke olmaktan çıkar.
Son söz
Siyaset sadece konuşmak değildir.
Kimin yanında durduğunuz da siyasettir. Kiminle aynı masaya oturduğunuz da… Ve bazen kiminle aynı masaya oturmadığınız, taşıdığınız kimliğin en güçlü göstergesidir.
Burak Aktan’ın gizlice görüntülenmesini doğru bulmuyorum. Alkol meselesinin, görevden almanın tek gerekçesiymiş gibi sunulmasını da doğru bulmuyorum.
Ama aynı zamanda AK Parti kimliği taşıyan bir ilçe başkanının, partisinin siyasi olarak karşı karşıya geldiği bir çevrenin önemli bir aktörüyle, üstelik oda seçimlerinin yaşandığı bir dönemde aynı masada bulunmasını da doğru bulmuyorum.
Bunlar birbirinden ayrı meseleler.
Birincisinde Burak Aktan’ın hakkı var ve hakkını aramak istiyorsa aramalı.
İkincisinde ise taşıdığı makamın da hakkı hukuku var, ona da sahip çıkmalı.
Benim için Burak Aktan meselesinin özeti budur:
Mesele rakı değil. Mesele fotoğraf da değil. Mesele duruş.
Ve siyaset, en çok da böyle zamanlarda insanın kim olduğunu gösterir.