▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Siyaset, bazen sadece koltuklardan, rakamlardan ve soğuk protokollerden ibaretmiş gibi algılanır. Ancak toplumun ruhuna dokunan, hafızalarda yer eden asıl mesele; o koltukta oturanın neyi, nasıl temsil ettiğidir. Bülent Turan’ın geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki teşkilat buluşmasında yaptığı konuşmayı, sadece bir "parti içi hitabet" olarak değil, siyaset için bir "etik pusula" ve samimi bir özeleştiri belgesi olarak görüyorum.
Turan’ın o sözleri, siyasetin kaybettiği o kadim "samimiyet" arayışına verilmiş en net cevaptı. Konuşmasında merhum Neşet Ertaş’ın o sarsıcı sözüne atıf yaparak; "Biz yanmadığımız aşkın türküsünü yazmadık" diyordu. Bu cümle, sadece AK Parti teşkilatları için değil, bugün bu memlekette "ben siyasetçiyim" diyen herkesin odasına asması gereken bir düsturdur. Eğer bir davanın/hareketin çilesini çekmediyseniz, halkın sofrasındaki o yangını hissetmediyseniz, sokağın nabzını tutarken kendi konforunuzdan vazgeçmediyseniz; söylediğiniz her şey bir "deniz köpüğü" gibi yok olup gitmeye mahkumdur.
"Paylaştığımızla, Yediğimizle, Tarzımızla Dikkat Etmek Zorundayız"
Turan’ın teşkilatlara verdiği mesaj, aslında sert bir özeleştiri aynasıdır. Halkın geçim mücadelesi verdiği, etik değerlerin sorgulandığı bir dönemde siyasetçinin yaşam biçimi üzerinden şu uyarıyı yapması önem taşıyor: "Paylaştığımızla, yediğimizle, giydiğimizle, tarzımızla dikkat etmek zorundayız." Bu sadece bir şekil meselesi değil, toplumsal bir sözleşmedir. Siyasetçinin tarzı ve tavrı, toplumla inatlaşmamalı; aksine ondan koptuğunu değil, onun tam kalbinde olduğunu hissettirmelidir.
"Vekil Amcası Muhtar Olmaz"
Konuşmanın can alıcı ve ezber bozan belki de en önemli kısmı, Turan’ın aile ve akraba ilişkileri üzerinden verdiği o örnekti. Bugün liyakatin tartışıldığı, akraba kayırmacılığının (nepotizm) siyaseti kemirdiği bir iklimde Turan’ın şu sözlerinin altını özellikle çizmek gerekiyor;
"Bana Cumhurbaşkanımız 'Çanakkale'den aday ol' dediğinde amcam ufacık bir köyde muhtarken muhtarlığı bırakacaksın dedim. Bir ilde vekil amcası muhtar olmaz. Sağ olsun ikiletmedi ve muhtarlığı bıraktı. Adam il başkanı, kardeşi il müdürü; olmaz. Adam milletvekili, yeğeni bilmem ne temsilcisi; olmaz insanlar bundan rahatsız oluyor tepki gösteriyor gönül koyuyor. Tırnaklarımızla geldiğimiz bir yapıyı, teşkilatı bozmayalım, yormayalım."
İşte vicdanların sesi olmak tam da budur. Kendi yakınının hakkından feragat etmesini istemek, "önce ben değil, önce ilke" diyebilmektir. Eğer birileri gücü eline geçirdiğinde bunu aile boyu bir imtiyaza dönüştürüyorsa; orada ne ilkelerden ne de halka hizmetten bahsedilebilir.
Mesele Sadece Bir Parti Değil, İnsani Değerler ve Siyasi Ahlaktır
Aslında Turan’ın bu çıkışını sadece AK Parti özelinde değerlendirmek, meseleyi çok dar bir kalıba hapsetmek olur. Bu konuşma; CHP’lisinden MHP’lisine, İYİ Partilisinden yerel aktörlere kadar herkes kendine bir pay çıkarmalıdır. Siyasetin evrensel kuralları vardır: Dürüstlük, aidiyet ve liyakat. Bülent Turan diyor ki; "Kendi imkanlarını, makamlarını, acımasızca bu memlekete, bu partiye bedel ödeterek kullanan insanlar oluyor." İşte meselenin bam teli, siyasetin o ince ahlak çizgisinde sınandığı yer tam da burasıdır. Siyaseti bir "zenginleşme" veya "kişisel ego tatmini" aracı görenlere karşı yükselen bu ses, aslında vicdanların sesidir. Kamuda çalışıp parti mesaisinden çalmak, şahsi ikbali için teşkilatın emeğini sömürmek; hangi partide olursa olsun bir "ahlak" sorunudur. Turan bu noktada çok somut bir örnekle durumu şöyle özetliyor:
"Bakanlığımızda ister istemez siyasi talepler bize geliyor. Başlıyor bizim bir başkan yardımcımız: 'Ben de PTT’de çalışıyorum, belediyede işçiyim.' Ama mesai günü ve sen işinin başında değilsin ve maaş alıyorsun. Hem kamuda çalışıp hem parti görevinde olmak bizim prensipte var mı? Kendi şahsi meselemiz için partimizi üzmeyelim."
Siyasetçi, halkın içinde "halk gibi" ama halkın önünde "örnek gibi" durmalıdır. Bülent Turan’ın İstanbul’daki samimi sözleri yazılı olmayan "siyasi ahlak yasasının" sözlü bir özetidir.
Bir dipnot, eğer bugün birileri Turan’dan rahatsız oluyorsa, bilin ki o rahatsızlık, Turan’ın tuttuğu aynada kendi kusurlarını görmelerindendir.