▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Sistem mi Bozuk, Yoksa Biz mi? Beklenti Kültürünün Sonu
Yazan: Kerem İriç
Türkiye’de tuhaf bir dönemden geçiyoruz. Herkes şikâyetçi ama kimse sorumlu değil. Herkes mağdur ama kimse hatalı değil. Herkes sistemden yakınıyor ama sistemin bir parçası olduğunu kabul eden yok.
Bir yanda ekonomiden, hayat pahalılığından, kiralardan, ücretlerden şikâyet eden geniş bir kitle var. Diğer yanda ise her gelir artışının ertesi gün fiyatlara yansıdığı bir piyasa gerçekliği… Maaşlar artıyor, kiralar daha hızlı artıyor; gelir yükseliyor, hayat daha pahalı hale geliyor. Bu bir kısır döngü.
Ama mesele sadece ekonomi değil. Mesele zihniyet.
Bugün toplumun önemli bir kısmında garip bir beklenti kültürü oluşmuş durumda. Henüz yolun başında olan biri, ilk adımında zirveyi görmek istiyor. Tecrübesi yok ama saygın bir pozisyon bekliyor. Piyasaya yeni girmiş ama piyasayı beğenmiyor. Sıfırdan başlamak istemiyor ama en yukarıdan başlama hakkını kendinde görüyor.
Birine “Git asgari ücretle işe başla, tecrübe kazan” desen, geçinilmeyeceğini söylüyor.
“Git bir ustanın yanında iş öğren” desen, “amele miyim?” diye soruyor.
“Bir beceri edin” desen, bu sefer de “Her yer torpil” cevabını veriyor.
Yani her önerinin bir bahanesi, her gerçeğin bir reddi var.
Gençliğin bir kısmı maalesef siyasi manipülasyonlarla nefret dolu, emekten ise bihaber hale gelmiş durumda. Sıfırdan başlamayı bilmeyen, emeğin kokusunu tanımayan bir nesil; sabır ve çaba yerine doğrudan “imtiyaz” arıyor. Oysa hayatın temel kuralı çok basittir: İnsan önce bir şey olur, sonra bir şey ister. Bizde ise önce her şey isteniyor, sonra bir şey olunmaya çalışılıyor.
Toplum olarak bir başka garipliğimiz daha var. Hayatı giderek eşyalar üzerinden tanımlamaya başladık. İnsanların değeri; telefonunun markasıyla, oturduğu koltuğun modeliyle, evindeki teknolojik aletlerle ölçülür hale geldi. Bir tür vitrin ekonomisi oluştu.
Oysa bu, zenginliğin değil; çoğu zaman derin bir aşağılık kompleksinin işaretidir.
Gerçekten güçlü, gerçekten özgüvenli bir insan; kullandığı eşyanın markasıyla kimliğini kurmaz. Çünkü o eşyaya hükmeder, eşya ona değil. Ama özgüveni eksik olan toplumlarda insanlar karakterlerini markalarla tamamlama çabasına girer. İşte o zaman tüketim, ihtiyaç olmaktan çıkıp kimlik gösterisine dönüşür.
Hayatın doğal akışını hor gören, her konforu “hak” zanneden zihniyet ise ne kadar para kazanırsa kazansın ruhen aç kalır. Çünkü konfor arttıkça beklenti de büyür; beklenti büyüdükçe tatminsizlik derinleşir.
Sonra ne olur?
Herkes daha fazla kazanmak ister, herkes daha pahalı yaşamak ister, herkes daha lüks tüketmek ister. Ama bu talep zinciri piyasada fiyatları daha da yukarı iter. Maaşlar artar, beklentiler daha hızlı artar. Böylece kimse hiçbir zaman tatmin olmaz.
Bu yüzden bugün yaşadığımız mesele sadece ekonomik değildir. Bu aynı zamanda kültürel ve psikolojik bir meseledir.
Elbette bu ülkede eleştirilecek çok şey var. Enflasyon canavar gibi büyümüş durumda. Fırsat eşitsizliği açıkça ortada. Torpil ağları örümcek ağı gibi birçok kurumu sarmış. Bunların hepsi gerçek ve bunları konuşmak, eleştirmek de son derece meşru.
Ama şikâyet ederken aynaya bakmayı da unutmayalım. Çünkü o sistemi besleyenlerin bir kısmı da biziz. Taleplerimiz abartıldıkça, yetinmeyi unuttukça, “benimki yetmez” döngüsüne kapıldıkça piyasayı da biz şişiriyoruz.
Bir taraf sürekli “hak ediyorum” diyor, diğer taraf sürekli “nasıl daha fazla alırım” diye düşünüyor. Sonuçta ortaya çıkan şey ise tuhaf bir kaos düzeni oluyor.
Bu yüzden bazen insanın aklına Gibi dizisindeki o meşhur replik geliyor:
“Sen kimsin oğlum ya? Bu ‘her şeyin en iyisini hak ediyorum’ düşüncesi nereden geldi sana?”
Gerçek şu ki, hayat kimseye peşin bir ayrıcalık borçlu değildir. Hayat çoğu zaman sabır ister, emek ister, bazen de yetinmeyi bilmek ister.
Çünkü lüksü temel ihtiyaç haline getirirseniz, bir süre sonra temel ihtiyaçlar bile lüks haline gelir. Ve o noktadan sonra maaşlara ne kadar zam yaparsanız yapın, hiçbir zaman yetişemezsiniz.
Bu düzen sadece maaşlara zam yapmakla düzelmez. Bu kaos; ancak yetinmeyi, çabalamayı ve eşyadan daha değerli olmayı yeniden hatırladığımızda durulabilir.
Aksi halde herkes daha fazla kazanmak ister ama kimse gerçekten tatmin olmaz. Herkes daha iyi yaşamak ister ama kimse daha sade yaşamayı kabul etmez.
Şu soruyu ara ara kendimize soralım; “Sorun gerçekten sadece sistemde mi, yoksa biraz da bizde mi?”
Bir şey daha… Allah, hayatı sadece maddiyattan ibaret sananlara akıl ve gönül zenginliği versin. Zira banka hesabındaki sıfırlar, karakterdeki eksileri asla kapatmıyor.