▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan: Kerem İriç
“Çanakkale için ya da Muharrem Erkek özelinde bir endişe hissediyor musunuz? Acaba operasyon sırası bize de gelir mi?”
Gazeteci dostumuz Tunahan Uysal, yaptığı röportajın en keskin virajında bu soruyu sordu. Belediye Başkanı Muharrem Erkek’in yanıtı ise yankı uyandıracak cinstendi: “Bu sistemde hiç kimse güvende değil; ne gazeteciler, ne akademisyenler, ne de seçilmişler...”
"Kötü, İyiye Örnek Olamaz"
Ancak burada bir durup, bu sözün üzerine hakikat mizanını koymak gerekir. Zira “kimse güvende değil” diyerek genel bir güvensizlik iklimine sığınmak, siyasetin o gri alanında bir nevi mağduriyet kalkanı oluşturmaktır. Siyasette bir yanlışın, başka bir yanlışla meşrulaştırılması; "Aman efendim, AK Partili belediyelere de şu kadar soruşturma açıldı" diyerek işun kolaycılığına kaçılması kabul edilemez. Kötü, iyiye örnek olamaz; başkasının hatası sizin doğruluğunuzun teminatı sayılamaz.
Bakınız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin elinde geçtiğimiz dönem İstanbul gibi muazzam bir imkan, bir güven inşa laboratuvarı vardı. Eğer Ekrem İmamoğlu, genel siyaset yapma derdine değil de tamamen İstanbul’u yönetme derdine düşseydi; halkta "Bakın, bunlar İstanbul’u böyle yönetiyorlarsa Türkiye’yi nasıl yönetirler?" güveni oluşurdu. Ancak Erzurum’da, Trabzon’da mitingler yaparak bu fırsatı harcadılar. Bugün yargılandığı dosyada detaylar ortaya çıktıkça İmamoğlu'nun desteğini kaybettiği gerçeği artık görmezden gelinemez bir noktaya ulaştı.
"Siyaset Kan Dökülmeyen Bir Savaş, Savaş İse Kan Dökülen Bir Siyasettir"
Şu ilkeyi asla unutmamak gerekir evet böyle şey olur mu demeyin ama bu tarih boyunca hep böyleydi: Siyasette ve ticarette güçlü olan kazanır, haklı olan değil. Siyasetin doğası gereği teorik bilgelik değil, pratik bilgelik ve hamle üstünlüğü üstün gelir. Nitekim öyle de oluyor. Kim galip gelirse haklı sayılan odur ve ahde vefa daima zayıf olanın payına düşen buruk bir mirastır. Son söz: Siyaset kan dökülmeyen bir savaş, savaş ise kan dökülen bir siyasettir.
Bu sert siyasi gerçekliğin gölgesinde, Tunahan Uysal'ın o gayet yerinde ve can alıcı sorularına karşılık Sayın Muharrem Erkek'in açıklamalarına, adeta bir "söz hakkı" mahiyetinde yer vermek istiyorum. Her zamanki eleştirel kalemimi bir kenara bırakıp, Sayın Başkan’ın anlatımlarına, kendi ifadesiyle “gönlünden dökülenlere” bir alan açalım.
"Ben Evimde de Makamımda da Bu Suyu İçiyorum"
Tunahan’ın ilk sorusu, kuşkusuz hepimizin ortak sancısı olan su faturalarıydı. Başkan Erkek’in bu konudaki beyanı net ve iddialı: “Çanakkale merkezde musluktan akan su A1 kalitesinde. 2 saatte bir kontrol ediliyor. Ben evimde de makamımda da bu suyu içiyorum.” Suyun tonunun 42 lira olduğunu belirten Başkan, faturadaki o ağır yükün suyun kendisinden değil; belediyenin kontrolü dışındaki atık su ve katı atık gibi merkezi yönetimce denetlenen zorunlu maliyetlerden kaynaklandığını vurguluyor. “Günde 10 liraya bu hizmeti veriyoruz; bir çayın 20-30 lira olduğu bir ülkede suyun maliyetini dengelemeye çalışıyoruz” diyerek, aslında belediyeyi ekonomik kriz karşısında bir siper olarak konumlandırıyor.
"Görünmeyen Yatırımlar, Görünmeyen Çalışmalar Bunlar"
Şehrin temizliği konusunda “Çok daha temiz olmalıyız, mevcut durumu yeterli bulmuyorum” diyerek dürüstçe özeleştiri vermesi, bir yönetici için kıymetli bir duruştur. Arka sokaklardaki problemlerin farkında olduğunu, sabahın seherinde süpürgeci işçilerle çorba içip sahayı denetlediğini anlatıyor. Ancak Çanakkale’nin asıl gücü, yerin altında saklı. Başkan, kentin Türkiye’deki 5 tam lisanslı çöp depolama alanından birine sahip olduğunu ve biyo-arıtma tesislerinde sadece iki örnekten biri olduğumuzu hatırlatıyor. Zift gibi kapkara çöp sızıntı sularının arıtılması ve metan gazının yönetilmesi gibi “görünmeyen” ama şehrin geleceğini kurtaran yatırımların, popülist projelerden çok daha hayati olduğunu vurguluyor.
"Çanakkale Bisikletin Kenti Olsun İstiyorum"
Esenler’den hastaneye uzanan o bir saatlik ulaşım çilesi için Başkan, sadece otobüs sayısını artırmayı çözüm olarak görmüyor. Çözümü teknolojide arıyor: 10 kritik noktada uygulanacak “Akıllı Kavşak” sistemi. Yapay zeka destekli bu ışıklandırma sistemiyle trafiğin yoğunluğa göre otomatik yönetilmesi hedefleniyor. Ancak benim en çok dikkatimi çeken, kente dair kurduğu o stoik hayal: “Çanakkale bir bisiklet kenti olmalı.” Bu, sadece bir ulaşım tercihi değil, kente kazandırılmak istenen bir yaşama disiplinidir.
"Bu Kentte Doğduk, Bu Kentte Yaşayacağız"
Sonuç olarak; Tunahan Uysal’ın titizliği sayesinde Muharrem Erkek’in kafasındaki Çanakkale resmini daha berrak bir şekilde dinlemiş olduk. Siyasi arenasındaki o sert çatışmalar, güç savaşları ve hukuk tartışmaları devam ededursun; bizim için kalıcı olan bu kadim şehrin sokakları ve geleceğe bırakılacak eserlerdir. “Bu kentte doğduk, görevim bitince de bu kentte yaşayacağım” diyen bir anlayışın, vaatlerini ne ölçüde gerçekleştireceğini zaman gösterecek.
Biz, bu sözlerin ve bu kente dair atılan her adımın takipçisi olmaya, hakikat neyse onu yazmaya devam edeceğiz. Tunahan’ın emeğine, Başkan’ın samimiyetine sağlık...