▶️ tuşuna bastıktan 3 saniye sonra seslendirme başlayacaktır.
Yazan : Kerem İriç
Çanakkale, yıllardır her platformda "turizm şehri" kimliğiyle anılıyor. Ancak kabul etmek gerekir ki bir kentin turizm iddiası yalnızca coğrafi güzellikleri ve tarihî mirasıyla ayakta kalamaz. Şehre gelen nitelikli ziyaretçi de bu kentte yaşayan entelektüel zihin de günün sonunda tabağında bir vizyon, kadehinde bir ruh, oturduğu mekânda sanatsal bir estetik ve ailesiyle vakit geçirebileceği rafine bir yaşam alanı arar. Çanakkale’mizde ne yazık ki nitelikli gastronomi ve üst segment restoran seçenekleri uzun yıllar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kısıtlı kaldı.
İşte bu noktada, iş insanı Hakan Vural ve Hayrettin Çetinkaya’nın zorlu ekonomik konjonktüre rağmen cesaretle hayata geçirdikleri milyarlık Gastroport yatırımı, kentin hem mimari hem de gastronomi ufkunu değiştiren son derece prestijli bir eşiktir. Bu ölçekteki bir cazibe merkezine kentin Valiliği, Üniversite, Belediye Başkanları, Ticaret odaları ile sivil toplum kuruluşları yürekten sahip çıkmalıdır. Hatta belediye veya oda meclis toplantılarının sembolik olarak Gastroport bünyesindeki mekânlarda gerçekleştirilmesi, kent dinamiklerinin bu devasa yatırıma vereceği en somut farkındalık desteği olacaktır. Mesele bir işletmeye ayrıcalık tanımak değil; şehrin imkânlarını ortak bir kent faydasına dönüştürebilmektir.
Bu satırları kaleme alırken altını önemle çizmek isterim: Herhangi bir ticari iş birliği veya sponsorluk barındırmayan, tamamen bu kente sevdalı bir gazeteci ve lezzet seyyahının bağımsız gözlemlerini okuyorsunuz. Amacım; yüzlerce insana istihdam yaratan, kentin marka değerini yükselten nitelikli girişimlere entelektüel bir saygı duruşunda bulunmak ve hemşehrilerimizi bu güzel mekânlarla buluşturmaktır.
Sadece Bir Gastronomi Durağı Değil: Bütüncül Bir Yaşam Kompleksi
Gastroport’u sadece yan yana dizilmiş restoranlardan ibaret görmek haksızlık olur; burası kentin denizle bağını yeniden kuran modern ve bütüncül bir yaşam merkezi.
Gurme market alışverişi sunan Macrocenter’dan Anadolu mutfağının köklü temsilcileri Bedri Usta, Yadigâr ve Közzz’e; dünya mutfağının seçkin lezzetlerini buluşturan Happy Moon's, Little Buddha, Bertha, Ot Cafe, Ladolia, Babakale, Vento By Fiore ve Bon Suadiye Rafine’ye uzanan son derece prestijli bir marka yelpazesine sahip. Kahve ve tatlı molalarında ise Starbucks, Espressolab, Kahve Dünyası, Alaçatı Muhallebicisi, Bruno Coffee & Snack ve Fries Club gibi duraklar keyfe eşlik ediyor. Üstelik bu deneyim yalnızca yeme-içme ile sınırlı kalmıyor; açık kapalı otoparkları elektrikli araç şarj istasyonları ve Auto Club’ın profesyonel oto bakım-yıkama hizmetleri ziyaretçilere büyük bir pratiklik sunarken, çocuk eğlence merkezi ise miniklerin güvenle sosyalleşebileceği neşeli bir dünya yaratıyor.
Lezzetli bir yemeğin veya kahve molasının ardından hemen önünüzde uzanan muazzam sahil şeridinde, Çanakkale Boğazı’nın esintisi eşliğinde yürüyüş yapabilmek ise bu kompleksi kentin en ayrıcalıklı kaçış noktalarından birine dönüştürüyor.
Bağdat Caddesi’nin Ruhundan Boğaz’a: Özgür Uysal İle Masada Sohbet
Önümüzdeki günlerde Gastroport’taki nitelikli mekânları bu sütunlarda ağırlayacak, lezzet haritalarını ve arkalarındaki hikâyeleri sizlerle paylaşacağım. Sizlerin de bu kentte "şehre gerçekten değer katıyor" dediğiniz ve bu sütunlarda görmeyi arzu ettiğiniz işletmeler varsa, önerilerinizi seve seve dinlemek ve sayfalarımıza taşımak isterim. Bu lezzet yolculuğumuzun ilk durağında ise Bon Suadiye’deyiz.
İstanbul Kadıköy'de, Bağdat Caddesi / Suadiye’nin o rafine lezzet kültüründe rüştünü ispat etmiş seçkin bir markanın Çanakkale Boğazı ile Gastroport çatısı altında buluşması şehir adına büyük bir kazanç.
Mekânın işletmecisi Özgür Uysal ile masaya oturup uzun uzun sohbet ettik. ODTÜ Matematik bölümünü birincilikle kazanmış geçmişini 12 yıllık kurumsal L’Oréal gibi markaların yöneticiliği ve sektör tecrübesiyle harmanlamış bir isim. Bunca birikimine rağmen, masadaki sohbetimizde gözlerindeki o ilk günkü heyecanı, detaylara verdiği önemi ve işine duyduğu adanmışlığı görmek gerçekten takdire şayandı.
Özgür Bey ve ÇOMÜ Turizm Fakültesi akademisyeni eşi Burcu Hanım, mekâna gelen her misafiri kapıda şahsen ağırlıyor. Soğuk ve mesafeli bir işletme anlayışı yerine, masaları tek tek ziyaret ederek kurdukları o sıcak muhabbet, burayı kısa sürede dostane bir buluşma alanına dönüştürüyor. Üstelik Özgür Bey’in Çanakkale sevdası sadece restoranla sınırlı değil; Yenice’de 120 dönümden fazla alanda yürüttüğü organik çilek tarımı ve dondurulmuş meyve ihracatı, toprağa ve yerel üretime duyduğu derin saygının kanıtı.
Mutfakta Matematik ve Malzemeye Gösterilen Sadakat
Bir mekânı değerlendirirken benim için ilk ölçüt "malzemeye gösterilen sadakat ve lezzet etiği"dir. ODTÜ Matematiğin getirdiği analitik disiplinle her lezzeti reçetelendiren Özgür Bey’in mutfağında tesadüflere yer yok:
- Tarladan Tabağa Domates Operasyonu: İtalya’dan getirilen San Marzano domates tohumları Yenice toprağında yetiştiriliyor. 7 tanecikli özel süzgeçten geçirilip kavanozlanan bu domatesler; pizzaların sosundan lazanyaya, fırınlanıp sunulan o içimi kadifemsi rendelenmiş domates çorbasına kadar mutfağın temel harcını oluşturuyor.
- Şarküteri ve Et Güvencesi: Hamburger ve salatalarda kullanılan füme antrikotlar, İstanbul Şişli’deki tarihi Rum şarküterisi Kozmaoğlu’nun geleneksel tütsüleme yöntemleriyle hazırlanıyor. Pastırma Kastamonu Tabakoğlu'ndan özel kargoyla getirilirken; etler Ezine kasapları ve Günaydın güvencesiyle tedarik ediliyor.
- Soslar ve Özgün Dokunuşlar: Endüstriyel sos kolaycılığı tamamen reddedilmiş. Sezar salatada orijinal ançuezli sos kullanılırken, mayonezden özel soslara kadar her şey mutfakta günlük olarak üretiliyor.
Kahvaltıdan Tatlıya Bütüncül Bir Mutfak
Bon Suadiye’yi sadece bir hamburgerci olarak tanımlamak mekânın zengin vizyonuna haksızlık olur. Bon Suadiye Instagram hesabı üzerinden de incelenebilen seçenekler kahvaltıdan akşam yemeğine kadar uzanıyor:
- Güne Başlangıç ve Sandviçler: Klasik ve sıcak kahvaltı tabaklarının yanı sıra pizza hamurundan taze pişen özel ekmeklerle hazırlanan zengin sandviç seçenekleri sunuluyor.
- Başlangıçlar ve Atıştırmalıklar: Çıtır Mac&Cheese topları, trüflü ve taze peynirli kızarmış peynir topları, Viyana usulü haşlama patates salatası, tozdan değil dilimlenmiş gerçek soğanla yapılan "bonion" soğan halkaları, sarımsaklı pizza ekmeği ve çıtır tepsi mantısı masada harika bir girizgâh yapıyor.
- Taze ve Rafine Salatalar: Fırınlanmış pancar ve keçi peynirli Keçi Pancar Salata, özel füme etle hazırlanan Antricotto Salata, orijinal ançuezli sosuyla Sezar Salata, ızgara köfteli Barış Salata, Çıtır Tavuk Salata ve bakliyat ağırlıklı Humuslu Tahıl Salatası hem hafif hem son derece doyurucu alternatifler sunuyor.
- Pizzalar, İtalyan Makarnaları ve Ana Yemekler: Pizzalar (Pizza Bon, Pizza Antricotto), kaliteli İtalyan Rummo makarnaları, taze pişirilen bolonez soslu lazanya, Şnitzel, Izgara Köfte ve Cafe de Paris soslu tavuk ana yemek arayanları bekliyor.
"Sosyete Burgercisi" Tanımına Yeni Bir Soluk: Lüks Burger
İstanbul’da Zula ve Akali gibi üst segment burger mekânlarını deneyimleyenler; hamburgerin sıradan bir hızlı yemek olmaktan çıkıp başlı başına bir gastronomi deneyimine dönüştüğünü iyi bilir. Ben bu kulvardaki mekânları kendi tanımımla biraz da esprili şekilde "sosyete burgercisi" olarak adlandırırım.
Masada tercih ettiğimiz Bon Burger ve Trüf Burger, beklentilerimin çok ötesinde bir performans sundu. Artisan ekmeğin yumuşaklığı, köftenin pişme derecesi ve sosların dengesi harikaydı. Abarttığımı düşünenler olabilir ama açık konuşayım: Bugüne kadar yediğim en iyi burgerler arasında ilk üçe rahatlıkla koyabilirim.
Siparişten sadece 7 dakika sonra masaya ulaşan bu lezzetin yanındaki patates kızartması da en az burger kadar başarılıydı. Fiyatlar standart zincir hamburgercilere göre doğal olarak bir tık yüksek; ancak sunulan atmosfer, servis kalitesi ve İstanbul’daki benzer muadillerine kıyasla sunduğu makul denge düşünüldüğünde bu deneyimin karşılığını kesinlikle veriyor.
Kapanış Ritüeli: Belçika Çikolatası, İmza İçecekler ve Butik Rize Çayı
Yemeği tatlısız bitirmek bu mutfağın felsefesine aykırı. Belçika Callebaut çikolatasıyla fırından anlık pişen çıtır profiterol, Crème Brûlée veya sipariş üzerine taze hazırlanan tiramisu tatlı kapanışını zirveye taşıyor.
Birçok lüks mekânda ihmal edilen çay servisi ise burada Rize’nin butik bir üreticisinden gelen özel harmanla tam kıvamında demlenerek ikram ediliyor. Masada demli bir çay eşliğinde edilen o tatlı sohbet ise deneyimin en kıymetli parçası. Serinlemek isteyenler içinse ev yapımı fesleğenli ayran, reyhan şerbeti ve Yenice çilekleriyle hazırlanan taze limonata imza içecekler arasında yer alıyor.
Son Söz: Kentin Marka Değeri Ürettiği Değerle Büyür
Gastroport ve bünyesindeki Bon Suadiye; Bağdat Caddesi’nin lezzet kalitesini Çanakkale Boğazı’na taşıyan, arkasında devasa bir emek, samimiyet ve bütüncül bir yaşam vizyonu barındıran kıymetli bir kent kazanımıdır.
Bir şehirde eksikleri dile getirmek ne kadar görevimizse, iyi yapılan işlerin hakkını teslim etmek de o kadar sorumluluğumuzdur. Çanakkale’nin marka değeri yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüyle değil, kendi içinde ürettiği değerle büyüyecek.