Son dönemde dikkatimi çeken, beni ve eminim bu şehirde yaşayan pek çok kişiyi içten içe kemiren bir durum var. Adını koyalım: Çanakkale’de heyecan yok.
Üzerimize serpilmiş bir ölü toprağı var sanki. Şöyle bir geçmişe bakın, hafızanızı yoklayın. Eskiden bu şehirde bir "beklenti" kültürü vardı. İnsanların hayalini kurduğu, "Şurası bitse şehir nefes alacak" dediği yatırımlar gündemdeydi. Bir dönem 1915 Çanakkale Köprüsü heyecanı vardı, bir dönem yeni hastane konuşulurdu. Yahu senelerce bitmeyen o meşhur Belediye Binası’nın önünden geçerken bile insanlar "Şu bina bir bitse artık" diye söylenir ama yine de bir beklenti içine girerdi. Troya Müzesi’ni bekledik, 2018 Troya Yılı dedik, 100. yıl etkinliklerinde şehir doldu taştı.
Peki, bugün ne var? Kocaman bir hiç.
Siyasetçi Biraz da Hayalperest Olmalı
Şimdi baktığımızda bizi heyecanlandıran bir yatırımdan bahsedemiyoruz. Seçim dönemi projelerini hatırlayın. Yapılır, yapılmaz, teknik olarak mümkündür değildir o ayrı bir tartışma konusu; ama insanlarda bir "acaba?" sorusu uyandırmış, bir heyecan yaratmıştı. Neden biliyor musunuz?
Çünkü "Siyasetçi biraz da hayalperest olmalı. Evet, hayalperest! Ama vizyoner bir hayalperestlik olmalı. Toplumun daha güzel bir geleceğe olan inancını diri tutmalı... Şehrin hayallerini gerçekleştirmeli..." Bugün o vizyoner tartışmaların yerinde yeller esiyor. Eğer bir şehrin hayalleri (yani gelecek vizyonu ve geçmişe saygısı) biterse, o şehir sadece bir müze ya da şantiyeye dönüşür. Çanakkale’nin kurduğu bir hayal yok ve bu, bir şehir için en tehlikeli şeylerden biridir.
Estetik Yoksa Ruh da Yoktur
Özel sektörün birkaç vizyon sahibi aktörü olmasa, şehir estetiği diye bir şey kalmayacak. İşte denize sıfır noktada Gastroport diye bir proje yükseliyor. Şehre hizmet verecek, nitelikli restoran, kafelerle kalite getirecek, ciddi istihdam sağlayacak bir yaşam merkezi. Kordondaki kentsel dönüşümde yapılan binaların dış cephelerine bakıyorsunuz, en azından göze hoş geliyor.
Ama dönün bir de kamuya bakın... Özel sektörün yarattığı o heyecanı kamu neden yaratamıyor? Bir kamu binası yapılıyor; Allah aşkına o kadar çirkin, o kadar ruhsuz ki anlamak mümkün değil, Tarım İl Müdürlüğü devasa hizmet binaları yaptı altında bir tane otopark yok, belediye deseniz devasa hizmet binası yaptı altında otopark yok. Oysa "Kent estetiği, geçmişe saygı ile geleceğe cesaret arasında kurulan dengedir. Bu denge bozulduğunda şehir, ruhunu kaybeder." Bizde o denge çoktan bozuldu. Yollar yapılıyor, iki gün sonra köstebek yuvası. Çanakkale’nin "en prestijli" denilen sokakları çukurlar içinde. Dışarıdan gelen "Ne güzel şehir" diyor ama içine girince "Şehircilik bitmiş" diye ekliyor.
Hafızasını Yitiren Şehir
Organize Sanayi’de fabrikalar yükseliyor, tamam istihdamdır, önemlidir. Ama o bahsettiğim "şehirli olma" heyecanını vermiyor. Şehrin tüm girişlerinde trafik kaos, otopark sorunu... Her gün binlerce insan küçücük Çanakkale’de trafikte kalıyor. Ne zaman çözülecek? İktidar ayrı telden, muhalefet ayrı telden... Adeta bir sahipsizlik söz konusu. "Geleceği düşünmeyen, geçmişi önemsemeyen anlayış; kenti yaşanır değil, sadece bakılır hale getirir."
Eskiden Ticaret Odası, Esnaf Odaları seçimleri bu şehrin en büyük gündemiydi. Kulisler kaynardı, projeler konuşulurdu. Şimdi kimsenin umurunda değil. Şehrin gündemi ne biliyor musunuz? Üçüncü sayfa haberleri. Dolandıran kuyumcu, cinayetler, trafik kazaları... "Kimliği olmayan, hafızasını yitirmiş ve griye boyanmış rantsal şehirler. Kentlerin bellekleri bir bir yitiyor." Neredeyse tüm kurumlar yanlışlar, skandallar içinde kaybolmuş durumdalar.
Çanakkalelinin Kalbindeki O Heyecanı, O Umudu Söndürdük!
Gelelim en can alıcı noktaya: Büyümekle gelişmek farklı şeylerdir. Çanakkale büyüyor fakat gelişmiyor. Barbaros gibi eski yerleşimlerdeki sıkıntıları hadi "eski doku" diye hoş görelim. Peki ya yeni yapılaşan Tekzen bölgesi?
Daha 5-6 yıldır yapılaşmanın yapıldığı böyle bir yerde, yüksek katlara izin verip otopark yapmamak, araçların sokakları işgal etmesine göz yummak hangi aklın ürünüdür? Herkes kafasına göre, mimari bir öneri olmadan bina dikiyor. Belediye ve STK'ların sessizliği altında şehir ruhunu betona teslim ediyor.
Ecdad ne güzel söylemiş: “Hüner bir şehr bünyâd etmektir, reâyâ kalbin âbâd etmektir.”
Yani marifet sadece taşı üst üste koyup, imar planları üzerinden rant dağıtıp bina dikmek değil; o şehirde yaşayanların kalbini, hayallerini, umutlarını da ihya etmektir. Biz binaları yaptık belki ama Çanakkalelinin kalbindeki o heyecanı, o umudu söndürdük.
Peki, nerede o "solcu, halkçı, kent savunucusu" geçinen dernekler, vakıflar? Sermayenin girdiği, paranın konuştuğu yerde maalesef ilkeler putlar gibi dikiliyor, sonra da afiyetle yeniyor. "Gelecek tasavvuru olmayan, geçmişiyle bağını koparan şehirler; ya hatıralara hapsolur ya da betona boğulur." Biz şu an betona boğuluyoruz.
Bülentler Gitti Hayaller Bitti
Burada hakkı teslim etmek lazım; Bülent Turan dönemini konuşmamız gerek. Şehirde ciddi bir dinamizm vardı. Ankara’dan her gelişinde şehri diri tutan bir enerji getirirdi. Keza Ticaret Odası’nda Bülent Engin dönemi... Büyük bir vizyonla şehre yatırım çekmeye çalışır, gündem yaratırdı. Şimdi bu şehri yönetenler nerede? Kendi iç kavgalarına, dedikodulara gömülmüş durumdalar.
Özetle dostlar; "Bir kentin geleceği hayal edilemiyorsa, geçmişi de doğru korunamaz."
Çanakkale bir karar vermeli. "Şehirler ya hayalleriyle büyür ya da plansızlıkla yorulur." Çanakkale şu an yorgun, Çanakkale şu an hayalsiz. Google’da arattığınızda bu şehrin güzellikleri değil, polemikleri düşüyor önünüze. Tüm aktörlere, odalara, borsalara sesleniyorum: Bu şehrin üzerine serpilmiş ölü toprağını atın her geçen gün şehrimiz kaybediyor.