Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Siyaseten Doğrudur

Türkiye'de çok partili hayata geçişle birlikte her dönem iktidara gelen siyasi partiler "demokrasi" kavramı üzerinden tartışma konusu oldu. Bu tartışma on yıllardır birbirine muhalif siyasi partiler arasında karşılıklı suçlamalarla devam ediyor. Oysa ülkenin genel siyasetine etki eden önemli bir başlık daha var, parti içi demokrasi. Çok nadiren gündeme gelen bu başlık şu soruyu da beraberinde getiriyor; "Ülkeye demokrasi vaat eden siyasi partiler kendi içlerinde ne kadar demokratik?" Siyasi Partiler Kanunu ve Türkiye'deki parti içi demokrasi örneklerini inceleyen uzmanların üzerinde ortaklaştığı başlık, aslında tüm partilerin birbirini suçladığı bir unsurun kendilerinde var olduğu yönünde. O başlık, "lider sultası". Türkiye'de bir siyasi partide liderin doğal yollarla ve olaysız değişimine ilişkin örnek yok denecek kadar az. Ön seçim dahi partilerin isteğine bırakılmış. Buna en hevesli parti bile bunu sınırlı yapıyor. Lider sultası çerçevesinde karar alınması bu sonucu doğuruyor. Türkiye'de hiçbir partinin tam anlamıyla demokrasi kuralları çerçevesinde işlediğini söyleyebilmemiz mümkün değil. Hiçbir partide delegenin etkinliği ve rolü olması gerektiği gibi değil. Bu antidemokratik örneklerin ve uygulamaların hemen hepsi “siyaseten doğrudur!” Sormak isterim tam demokratik bir AK Parti 18 yıl iktidarda kalabilir miydi? Tam demokratik bir CHP’de 9 yılda 9 seçim kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu halen daha genel başkan koltuğunda oturabilir miydi? Tam demokratik bir MHP’de Devlet Bahçeli koltuğunu Meral Akşener’e kaptırmaz mıydı?  Bu durum sonuna kadar eleştirilebilir ama kimler tarafından? “Anti demokratik uygulamalarla” varlığını sürdüren siyasi partilerde görev alanları bırakın üye dahi olanların bu sistemi eleştirmeye hakkı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü oyunun kuralları en başında konulmuş ve partide görev üstlenen kişi bu kuralları kabul ederek oyuna başlamış, dolayısıyla oyun devam ederken veyahut teknik direktör tarafından oyundan alındığında “vay efendim!” demeye bu kimselerin hakkı yoktur! Bugün AK Partiden ayrılarak Gelecek Partisini kuran Ahmet Davutoğlu’nun “haklı eleştirilerinin” gram karşılık bulmamasının sebebi de tam olarak bundan kaynaklanmaktadır! Çünkü seçmen “oyundan alındıktan” sonra konuşanları haklı olarak “ilkesizlikle” suçlamaktadır… Yani siyasi partiler “ya sev ya terk et” demektedirler, bunun ortası yoktur! Peki bu hep böyle mi devam edecek? Hayır bu hep böyle devam etmeyecek bizler demokrasi kültürünü ne zaman hayatlarımızın tamamında içselleştirerek uygulamaya koyarsak o gün siyasi partilerin de demokratikleştiklerini göreceğiz… Peki ne zaman? Çok değil elli sene sonra bu demokrasi sorunu çözmüş olacağız!  Aslında bu bizim “kültürümüzde de” var… Fatih’in kanunu, bu topraklarda geçerli siyasal ilkeyi en özlü biçimde anlatır. Şöyle demişti Fatih, “Oğullarımdan iktidarı eline alan kişinin, düzenin devamı amacıyla kardeşlerini katletmesi uygundur, ki alimlerin çoğunluğu da bu çözümü onaylamıştır, o halde hiç tereddütsüz bu kanunu uygulasınlar.”   Şimdi ben bunları neden mi yazdım? Geçtiğimiz gün gerçekleştirilen AK Parti 7. Olağan Merkez İlçe Kongresinde yaşananları daha önce CHP kongrelerinde yaşananları daha iyi izah edebilmek için… Bu arada “yeni merkez ilçe yönetimi nasıl?” diyenlere çok kısa bir cevap vermek isterim. Yönetimin “kalitesini” ben genelde şu şekilde ölçerim, “bu yönetimden kaç başkan çıkar?” baktım otuz kişilik yönetimde en az beş başkan çıkar… Yani benim kriterlerime göre kötü değil, hatta iyi bir yönetim listesi hazırlanmış hayırlı diyebilirim… Ve son söz: “Siyasette ve ticarette güçlü olan kazanır, haklı olan değil...”
Ekleme Tarihi: 05 Ekim 2020 - Pazartesi

Siyaseten Doğrudur

Türkiye'de çok partili hayata geçişle birlikte her dönem iktidara gelen siyasi partiler "demokrasi" kavramı üzerinden tartışma konusu oldu. Bu tartışma on yıllardır birbirine muhalif siyasi partiler arasında karşılıklı suçlamalarla devam ediyor. Oysa ülkenin genel siyasetine etki eden önemli bir başlık daha var, parti içi demokrasi. Çok nadiren gündeme gelen bu başlık şu soruyu da beraberinde getiriyor; "Ülkeye demokrasi vaat eden siyasi partiler kendi içlerinde ne kadar demokratik?"

Siyasi Partiler Kanunu ve Türkiye'deki parti içi demokrasi örneklerini inceleyen uzmanların üzerinde ortaklaştığı başlık, aslında tüm partilerin birbirini suçladığı bir unsurun kendilerinde var olduğu yönünde. O başlık, "lider sultası". Türkiye'de bir siyasi partide liderin doğal yollarla ve olaysız değişimine ilişkin örnek yok denecek kadar az.

Ön seçim dahi partilerin isteğine bırakılmış. Buna en hevesli parti bile bunu sınırlı yapıyor. Lider sultası çerçevesinde karar alınması bu sonucu doğuruyor. Türkiye'de hiçbir partinin tam anlamıyla demokrasi kuralları çerçevesinde işlediğini söyleyebilmemiz mümkün değil. Hiçbir partide delegenin etkinliği ve rolü olması gerektiği gibi değil.

Bu antidemokratik örneklerin ve uygulamaların hemen hepsi “siyaseten doğrudur!” Sormak isterim tam demokratik bir AK Parti 18 yıl iktidarda kalabilir miydi? Tam demokratik bir CHP’de 9 yılda 9 seçim kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu halen daha genel başkan koltuğunda oturabilir miydi? Tam demokratik bir MHP’de Devlet Bahçeli koltuğunu Meral Akşener’e kaptırmaz mıydı? 

Bu durum sonuna kadar eleştirilebilir ama kimler tarafından? “Anti demokratik uygulamalarla” varlığını sürdüren siyasi partilerde görev alanları bırakın üye dahi olanların bu sistemi eleştirmeye hakkı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü oyunun kuralları en başında konulmuş ve partide görev üstlenen kişi bu kuralları kabul ederek oyuna başlamış, dolayısıyla oyun devam ederken veyahut teknik direktör tarafından oyundan alındığında “vay efendim!” demeye bu kimselerin hakkı yoktur! Bugün AK Partiden ayrılarak Gelecek Partisini kuran Ahmet Davutoğlu’nun “haklı eleştirilerinin” gram karşılık bulmamasının sebebi de tam olarak bundan kaynaklanmaktadır! Çünkü seçmen “oyundan alındıktan” sonra konuşanları haklı olarak “ilkesizlikle” suçlamaktadır… Yani siyasi partiler “ya sev ya terk et” demektedirler, bunun ortası yoktur!

Peki bu hep böyle mi devam edecek? Hayır bu hep böyle devam etmeyecek bizler demokrasi kültürünü ne zaman hayatlarımızın tamamında içselleştirerek uygulamaya koyarsak o gün siyasi partilerin de demokratikleştiklerini göreceğiz… Peki ne zaman? Çok değil elli sene sonra bu demokrasi sorunu çözmüş olacağız! 

Aslında bu bizim “kültürümüzde de” var… Fatih’in kanunu, bu topraklarda geçerli siyasal ilkeyi en özlü biçimde anlatır. Şöyle demişti Fatih, “Oğullarımdan iktidarı eline alan kişinin, düzenin devamı amacıyla kardeşlerini katletmesi uygundur, ki alimlerin çoğunluğu da bu çözümü onaylamıştır, o halde hiç tereddütsüz bu kanunu uygulasınlar.”  

Şimdi ben bunları neden mi yazdım? Geçtiğimiz gün gerçekleştirilen AK Parti 7. Olağan Merkez İlçe Kongresinde yaşananları daha önce CHP kongrelerinde yaşananları daha iyi izah edebilmek için… Bu arada “yeni merkez ilçe yönetimi nasıl?” diyenlere çok kısa bir cevap vermek isterim. Yönetimin “kalitesini” ben genelde şu şekilde ölçerim, “bu yönetimden kaç başkan çıkar?” baktım otuz kişilik yönetimde en az beş başkan çıkar… Yani benim kriterlerime göre kötü değil, hatta iyi bir yönetim listesi hazırlanmış hayırlı diyebilirim…

Ve son söz: “Siyasette ve ticarette güçlü olan kazanır, haklı olan değil...”

Yazıya ifade bırak !