Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Sarıçay’da Sular Yükseldi, Siyaset Çamura Battı, Sorumluluğu Başkasına Yüklemek Çözüm Mü?

Çanakkale’nin can damarı Sarıçay, son birkaç gündür yine o tanıdık ve üzücü sahnelerle gündemde: Yükselen su seviyesi, sular altında kalan minibüs durakları, batma tehlikesi geçiren tekneler ve panik içinde tahliye edilen araçlar… Ancak bu kez yükselen sadece su değildi; suyla beraber siyasi manipülasyon ve sorumluluktan kaçma sanatı bir kez daha yüzeye çıktı. Yıllardır süregelen o meşhur hikâye yeniden vizyonda. Hani bir atasözümüz vardır; "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" diye… Sarıçay kenarında yaşananlar tam olarak bu sözün vücut bulmuş halidir. Topu Taca Atmakta Şampiyon Bir Yerel Yönetim Sarıçay taştı, risk kapıya dayandı. Peki, Çanakkale Belediye Başkanı Sayın Muharrem Erkek ve CHP Merkez İlçe Başkanı ne yaptı? Hemen mikrofonları ellerine alıp Devlet Su İşleri’ni (DSİ) hedef tahtasına oturttular. Efendim, barajın vanası kapalıymış, teknik bakım varmış, DSİ işini yapmıyormuş… Evet, DSİ’nin teknik süreçleri tartışılabilir ancak asıl sormamız gereken soru şu: Siz kendi sorumluluk alanınızda ne yaptınız? Çanakkale Belediyesi’nin son dönemde geliştirdiği "algı yönetimi" alışkanlığı yine nüksetti. Hatırlayın; Dardanos’ta sadece belirli bir kesimin (orman personeli) kullandığı kamp alanının özelleştirilerek sahilinin %55’inin tamamen halka açılacak olması, kalan kısmın ise turizm tesisi olarak şehre kazandırılacak olması bile siyaset malzemesi yapıldı. "Kamp satılmasın, burası halkındır" diye feryat edenler, sanki alan Yunan’a teslim ediliyormuş gibi bir algı yarattılar. Kepez’deki su sorunundan Sarıçay’daki taşkına kadar her sıkışıklıkta suçlu hep aynı: Hükümet, Devlet, DSİ. Kendi asli görevlerini "siyaset kılıfına" uydurup aradan sıyrılmak, maalesef bir belediyecilik stratejisi haline gelmiş durumda. Mevzuata Aykırı, Can ve Mal Güvenliğine Düşman: Otopark Rezaleti Gelelim asıl konuşulması gereken can alıcı noktaya… DSİ mevzuatı ve hukuki dayanaklar gün gibi ortada. 2006/27 ve 2010/5 Sayılı Başbakanlık Genelgeleri net bir dille şunu söyler: "Dere yataklarının akış kesiti asla daraltılamaz. Dere yatağı içinde veya üzerinde suyun akışını engelleyecek hiçbir yapı (otopark, büfe, depo vb.) inşa edilemez." Hukuk "yapamazsın" diyor, peki Cuma Pazarı bölgesindeki o taşkın sahasını yıllardır otopark olarak kim kullandırıyor? Çanakkale Belediyesi. Burası yasal mı? Hayır. Burası güvenli mi? Hayır. Belediye buradan gelir mi elde ediyor? O da hayır! Komik rakamlarla birilerine tahsis edilmiş, onlar da üçüncü kişilere kiraya vermiş… Çanakkale halkının nefes alacağı, yürüyüş yapacağı bir park olması gereken alanlar, belediyenin otopark sorununu çözememesi nedeniyle birer "risk sahasına" dönüştürülmüş durumda. Ayrıca kendi otopark işletmesi olan belediye, neden burayı bizzat yönetmiyor bunu da açıklasın! Hafıza Tazeleme: Kim İş Yapıyor, Kim Laf Üretiyor? Çok uzağa gitmeyelim. Bülent Turan döneminde Sarıçay üzerine inşa edilen 4. Köprü’yü hatırlayın. Mücavir alan içerisinde olan ve normalde belediyenin yapması gereken o köprü, yerel yönetim "yapamadığı" için DSİ eliyle devlet tarafından bitirildi. AK Parti’nin ve devletin bu destekleri, maalesef CHP’li belediyeler tarafından bir "mecburiyet" gibi algılanmaya başlandı. Devlet ciddiyetinden uzak bir tavırla, "Nasılsa birileri yapar" anlayışına sığınıldı. Belediye ne yapıyor? Şikayet ediyor, topu taca atıyor. Devlet ne yapıyor? Daha 17 Ocak’ta o çayın içinden tam 80 kamyon çöp temizledi. O temizlik yapılmasaydı, bugün Sarıçay kenarları bir çöp deryasına dönüşmüş olacaktı. Çanakkale Halkı Uyutuluyor! Sayın Muharrem Erkek, Sayın İbrahim Can Ergun; çıkıp samimiyetle şunu söyleyebiliyor musunuz: "Evet, dere yatağını otopark olarak kullandırmak bizim hatamızdı, mevzuata aykırıydı. Bu taşkın riski vesilesiyle buraları tamamen boşaltıyor ve halkın kullanımına açık yeşil bir rekreasyon alanı yapıyoruz." Diyemezsiniz. Çünkü çözüm üretmek ve sorumluluk almak zordur; manipülasyon yapmak ise çok kolay. Buradan AK Parti Merkez İlçe yöneticilerine de bir çağrı yapalım: Karşı taraf manipülasyonun en alasını yaparken, siz neden bu gerçekleri vatandaşın yüzüne haykırmıyorsunuz? Gidin o sular altındaki otoparkların önünde durun; halkın nasıl kandırıldığını, belediyenin kendi sorumluluklarını nasıl devlete yıktığını tek tek anlatın. Sonuç olarak; Sarıçay’da yaşanan bu son olaylar, doğanın ihmal ve mazeret kabul etmediğini bizlere bir kez daha hatırlatmıştır. Mevzuata aykırı otopark uygulamalarıyla vatandaşın can ve mal güvenliğini riske atmak yerine, artık bilimin ve hukukun sesine kulak verilmesi bir zorunluluktur. Sorumluluğu kurumlar arası bir "yetki polemiğine"hapsetmek, kentin kronikleşmiş sorunlarını çözmeye yetmiyor. Sarıçay’daki su elbet çekilir; asıl önemli olan, sular çekildiğinde geriye mazeretlerin değil, Çanakkale halkının hak ettiği güvenli, huzurlu ve modern bir şehircilik vizyonunun kalmasıdır. İYİ Parti’de "Tavır" ve "Zeytin Dalı" Önceki yazımdaki bir ayrıntıya, edindiğim yeni bilgiler ışığında açıklık getirmek isterim: İYİ Parti heyetinin Çanakkale Belediyesi ziyaretinde meclis üyelerinin yer almayışını "davet eksikliği" olarak yorumlamıştık; ancak asıl sebebin bilinçli bir tavır olduğu anlaşıldı. İl Başkanlığı’nın resmi davetine rağmen meclis üyeleri, geçmişteki meclis oylamalarında kendilerini "boşa düşüren" açıklamalar nedeniyle tepki olarak ziyarete katılmamışlar. Yani mesele bir dışlanma değil, meclis üyelerinin ortak bir tavrıymış. Öte yandan, Milletvekili Rıdvan Uz’un yeni görevi sonrası İl Başkanlığı’nda düzenlediği toplantıya meclis üyeleri de katılım sağlamış. Sayın Uz’un bu toplantıda sergilediği yapıcı tutumu, teşkilat içi kırgınlıkların aşılması adına uzatılmış önemli bir "zeytin dalı" olarak yorumlanmış. Bu tablonun kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Bu vesileyle Sayın Uz’u yeni görevi için tekrar tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Sarıçay’da Sular Yükseldi, Siyaset Çamura Battı, Sorumluluğu Başkasına Yüklemek Çözüm Mü?

Çanakkale’nin can damarı Sarıçay, son birkaç gündür yine o tanıdık ve üzücü sahnelerle gündemde: Yükselen su seviyesi, sular altında kalan minibüs durakları, batma tehlikesi geçiren tekneler ve panik içinde tahliye edilen araçlar… Ancak bu kez yükselen sadece su değildi; suyla beraber siyasi manipülasyon ve sorumluluktan kaçma sanatı bir kez daha yüzeye çıktı.

Yıllardır süregelen o meşhur hikâye yeniden vizyonda. Hani bir atasözümüz vardır; "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" diye… Sarıçay kenarında yaşananlar tam olarak bu sözün vücut bulmuş halidir.

Topu Taca Atmakta Şampiyon Bir Yerel Yönetim

Sarıçay taştı, risk kapıya dayandı. Peki, Çanakkale Belediye Başkanı Sayın Muharrem Erkek ve CHP Merkez İlçe Başkanı ne yaptı? Hemen mikrofonları ellerine alıp Devlet Su İşleri’ni (DSİ) hedef tahtasına oturttular. Efendim, barajın vanası kapalıymış, teknik bakım varmış, DSİ işini yapmıyormuş…

Evet, DSİ’nin teknik süreçleri tartışılabilir ancak asıl sormamız gereken soru şu: Siz kendi sorumluluk alanınızda ne yaptınız?

Çanakkale Belediyesi’nin son dönemde geliştirdiği "algı yönetimi" alışkanlığı yine nüksetti. Hatırlayın; Dardanos’ta sadece belirli bir kesimin (orman personeli) kullandığı kamp alanının özelleştirilerek sahilinin %55’inin tamamen halka açılacak olması, kalan kısmın ise turizm tesisi olarak şehre kazandırılacak olması bile siyaset malzemesi yapıldı. "Kamp satılmasın, burası halkındır" diye feryat edenler, sanki alan Yunan’a teslim ediliyormuş gibi bir algı yarattılar. Kepez’deki su sorunundan Sarıçay’daki taşkına kadar her sıkışıklıkta suçlu hep aynı: Hükümet, Devlet, DSİ. Kendi asli görevlerini "siyaset kılıfına" uydurup aradan sıyrılmak, maalesef bir belediyecilik stratejisi haline gelmiş durumda.

Mevzuata Aykırı, Can ve Mal Güvenliğine Düşman: Otopark Rezaleti

Gelelim asıl konuşulması gereken can alıcı noktaya… DSİ mevzuatı ve hukuki dayanaklar gün gibi ortada. 2006/27 ve 2010/5 Sayılı Başbakanlık Genelgeleri net bir dille şunu söyler:

"Dere yataklarının akış kesiti asla daraltılamaz. Dere yatağı içinde veya üzerinde suyun akışını engelleyecek hiçbir yapı (otopark, büfe, depo vb.) inşa edilemez."

Hukuk "yapamazsın" diyor, peki Cuma Pazarı bölgesindeki o taşkın sahasını yıllardır otopark olarak kim kullandırıyor? Çanakkale Belediyesi.

Burası yasal mı? Hayır.

Burası güvenli mi? Hayır.

Belediye buradan gelir mi elde ediyor? O da hayır!

Komik rakamlarla birilerine tahsis edilmiş, onlar da üçüncü kişilere kiraya vermiş… Çanakkale halkının nefes alacağı, yürüyüş yapacağı bir park olması gereken alanlar, belediyenin otopark sorununu çözememesi nedeniyle birer "risk sahasına" dönüştürülmüş durumda. Ayrıca kendi otopark işletmesi olan belediye, neden burayı bizzat yönetmiyor bunu da açıklasın!

Hafıza Tazeleme: Kim İş Yapıyor, Kim Laf Üretiyor?

Çok uzağa gitmeyelim. Bülent Turan döneminde Sarıçay üzerine inşa edilen 4. Köprü’yü hatırlayın. Mücavir alan içerisinde olan ve normalde belediyenin yapması gereken o köprü, yerel yönetim "yapamadığı" için DSİ eliyle devlet tarafından bitirildi. AK Parti’nin ve devletin bu destekleri, maalesef CHP’li belediyeler tarafından bir "mecburiyet" gibi algılanmaya başlandı. Devlet ciddiyetinden uzak bir tavırla, "Nasılsa birileri yapar" anlayışına sığınıldı.

Belediye ne yapıyor? Şikayet ediyor, topu taca atıyor.

Devlet ne yapıyor? Daha 17 Ocak’ta o çayın içinden tam 80 kamyon çöp temizledi. O temizlik yapılmasaydı, bugün Sarıçay kenarları bir çöp deryasına dönüşmüş olacaktı.

Çanakkale Halkı Uyutuluyor!

Sayın Muharrem Erkek, Sayın İbrahim Can Ergun; çıkıp samimiyetle şunu söyleyebiliyor musunuz: "Evet, dere yatağını otopark olarak kullandırmak bizim hatamızdı, mevzuata aykırıydı. Bu taşkın riski vesilesiyle buraları tamamen boşaltıyor ve halkın kullanımına açık yeşil bir rekreasyon alanı yapıyoruz."

Diyemezsiniz. Çünkü çözüm üretmek ve sorumluluk almak zordur; manipülasyon yapmak ise çok kolay.

Buradan AK Parti Merkez İlçe yöneticilerine de bir çağrı yapalım: Karşı taraf manipülasyonun en alasını yaparken, siz neden bu gerçekleri vatandaşın yüzüne haykırmıyorsunuz? Gidin o sular altındaki otoparkların önünde durun; halkın nasıl kandırıldığını, belediyenin kendi sorumluluklarını nasıl devlete yıktığını tek tek anlatın.

Sonuç olarak; Sarıçay’da yaşanan bu son olaylar, doğanın ihmal ve mazeret kabul etmediğini bizlere bir kez daha hatırlatmıştır. Mevzuata aykırı otopark uygulamalarıyla vatandaşın can ve mal güvenliğini riske atmak yerine, artık bilimin ve hukukun sesine kulak verilmesi bir zorunluluktur. Sorumluluğu kurumlar arası bir "yetki polemiğine"hapsetmek, kentin kronikleşmiş sorunlarını çözmeye yetmiyor. Sarıçay’daki su elbet çekilir; asıl önemli olan, sular çekildiğinde geriye mazeretlerin değil, Çanakkale halkının hak ettiği güvenli, huzurlu ve modern bir şehircilik vizyonunun kalmasıdır.

İYİ Parti’de "Tavır" ve "Zeytin Dalı"

Önceki yazımdaki bir ayrıntıya, edindiğim yeni bilgiler ışığında açıklık getirmek isterim: İYİ Parti heyetinin Çanakkale Belediyesi ziyaretinde meclis üyelerinin yer almayışını "davet eksikliği" olarak yorumlamıştık; ancak asıl sebebin bilinçli bir tavır olduğu anlaşıldı. İl Başkanlığı’nın resmi davetine rağmen meclis üyeleri, geçmişteki meclis oylamalarında kendilerini "boşa düşüren" açıklamalar nedeniyle tepki olarak ziyarete katılmamışlar. Yani mesele bir dışlanma değil, meclis üyelerinin ortak bir tavrıymış.

Öte yandan, Milletvekili Rıdvan Uz’un yeni görevi sonrası İl Başkanlığı’nda düzenlediği toplantıya meclis üyeleri de katılım sağlamış. Sayın Uz’un bu toplantıda sergilediği yapıcı tutumu, teşkilat içi kırgınlıkların aşılması adına uzatılmış önemli bir "zeytin dalı" olarak yorumlanmış. Bu tablonun kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Bu vesileyle Sayın Uz’u yeni görevi için tekrar tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Yazıya ifade bırak !