Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Küresel Finans Savaşlarında Altın Cephesi, Türkiye Yeni Bir Hikaye Yazabilir!

Dünya ekonomisi, tarihin en sert virajlarından birinden geçiyor. Küresel sistemde rezervlerin bir gecede dondurulabildiği, paranın bir yaptırım silahına dönüştüğü bu yeni "ekonomik savaşlar" çağında, devletlerin sığındığı tek bir mutlak liman var: Altın. Geçtiğimiz günlerde Altın Madencileri Derneği Başkanı ve TÜMAD Genel Müdürü Sayın Hasan Yücel’in paylaştığı stratejik veriler ile Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın finans sistemine yönelik özeleştirisi, Türkiye’nin bu küresel "altın satrancında" neden hamle üstünlüğünü ele alması gerektiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Küresel Arenada "Sessiz Bir Saf Tutma" Var Hasan beyin üzerinde durduğu ilk nokta, dünya devlerinin son 5 yıldır içine girdiği savunma refleksi. Yücel, bu süreci şu çarpıcı sözlerle özetliyor: "Başta Çin, Avustralya, Kanada ve Amerika olmak üzere devler pozisyon alıyor. Ana refleks, varlıkları korumak. Buna merkez bankaları da ayak uydurdu. Altın fiyatları yükseldikçe, rezervlerinden dolayı özellikle ABD’nin finansal olarak daha da güçleneceği bir döneme giriyoruz. Bu jeopolitik riskler sürdüğü müddetçe altının bir 'ortak finans aracı' olarak yükselişi devam edecek." Dolara Karşı "Mühür" Altın Neden Üstündür? Altın, ekonomistlerin deyimiyle "başka birinin yükümlülüğü (borcu) olmayan" tek finansal varlıktır. Kağıt paralar, arkasındaki devletin borçlanma yeteneğine ve siyasi istikrarına bağlıdır. Dolar bir matbaada basılabilir, değeri bir kararla değişebilir veya yaptırımlarla dondurulabilir. Ancak altın, fiziksel bir egemenliktir. Türkiye’nin altın rezervlerini artırması, dolara olan bağımlılığı kırma ve ekonomik güvenliği "maddi bir temele" oturtma davasıdır. 450 Milyar Dolarlık "Atıl Güç", Yastık Altındaki Hazine Hasan beyin paylaştığı veriler, halkımızın bu "güvenlik" refleksini ne kadar içselleştirdiğini kanıtlıyor. Türkiye, Hindistan’dan sonra dünyanın en büyük yastık altı potansiyeline sahip ülkesi: Hindistan’da kişi başına düşen altın: 9 gram. Türkiye’de kişi başına düşen altın: 100 gram. Yastık altında bekleyen tahmini 4.500 ton altın, bugünkü değerle yaklaşık 450-500 milyar dolarlık devasa bir servet demek! Bu rakam sadece bir birikim değil; onlarca KAAN (Milli Muharip Uçak) projesi, binlerce yeni fabrika ve milyonlarca gencimiz için istihdam demektir. Bu gücün sisteme girmesi, Türkiye'nin uluslararası finans piyasalarındaki konumunu kökten değiştirir. Sisteme dahil olan bu stok, Türkiye için sarsılmaz bir teminat gücü oluşturur. Bankacılık sistemimizin bilançolarını büyüterek kredi notumuzu yukarı çekerken; dış dünyadan çok daha düşük maliyetli, düşük faizli ve uzun vadeli fon temin edebilmemiz için güçlü bir kaldıraç görevi görür. Kısacası; yastık altındaki altın, uluslararası kredi masasına koyabileceğimiz en prestijli "milli garanti" belgesidir. Ancak tam bu noktada, Cumhurbaşkanımızın şu tespiti bir "sistem alarmı" olarak yankılanıyor: "Kurumlarımız yastık altı altına karşı toplumu ikna edici sistemler geliştiremedi. Finans kurumlarımızı bu konuda politika geliştirmeleri için destekledik ancak beklenen sonuç alınamadı." Milli Güvenlik Meselesi, İthalat Zincirini Kırmak Yastık altındaki dev bekleyedursun, bir de yerin altındaki potansiyelimiz var. Hasan bey her yıl ortalama 150 ton altın ithal ettiğimizi (korkunç bir döviz kaybı!) hatırlatarak yer altındaki potansiyeli işaret ediyor: "Türkiye'nin yer altı potansiyeli 8.000 ile 10.000 ton arasında. Ancak biz yıllık sadece 28 ton üretiyoruz. Bu potansiyelin içinde bu rakam çok sıkıntılı. Türkiye çok rahat 100 ton üretebilir. 5 milyon metre sondaj hedefiyle bu kaynağı görünür hale getirmeliyiz." Yerli üretimi 100 tona çıkarmak; sadece cari açığı kapatmak değil, dış saldırılara karşı Merkez Bankası’nın elindeki "milli mermileri" çoğaltmak demektir. Çünkü üretilen altın, doğrudan kendi toprağınızın tapusu ve bağımsızlığınızın teminatıdır. Yerli altın, Türkiye’nin ekonomik savunma kalkanıdır. Altınla Yazılacak Yeni Hikaye Türkiye’nin önünde iki büyük stratejik ödev var: Üretim Bağımsızlığı: Hasan beyin altını çizdiği yer altındaki o 10 bin tonu bürokrasiyi aşarak ekonomiye kazandırmak. Finansal Egemenlik: Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği güven açığını kapatarak, halkın elindeki o "450 milyar dolarlık gücü", dolara karşı bir kalkan olarak sisteme dahil etmek. Eğer yerin altındaki cevherle, yastık altındaki devi aynı potada eritebilirsek; Türkiye sadece bir altın tüketicisi değil, dünyada finansal bağımsızlığını "sarı mühürle" tescillemiş bir süper güç olacaktır.
Ekleme Tarihi: 02 Şubat 2026 -Pazartesi

Küresel Finans Savaşlarında Altın Cephesi, Türkiye Yeni Bir Hikaye Yazabilir!

Dünya ekonomisi, tarihin en sert virajlarından birinden geçiyor. Küresel sistemde rezervlerin bir gecede dondurulabildiği, paranın bir yaptırım silahına dönüştüğü bu yeni "ekonomik savaşlar" çağında, devletlerin sığındığı tek bir mutlak liman var: Altın. Geçtiğimiz günlerde Altın Madencileri Derneği Başkanı ve TÜMAD Genel Müdürü Sayın Hasan Yücel’in paylaştığı stratejik veriler ile Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın finans sistemine yönelik özeleştirisi, Türkiye’nin bu küresel "altın satrancında" neden hamle üstünlüğünü ele alması gerektiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Küresel Arenada "Sessiz Bir Saf Tutma" Var

Hasan beyin üzerinde durduğu ilk nokta, dünya devlerinin son 5 yıldır içine girdiği savunma refleksi. Yücel, bu süreci şu çarpıcı sözlerle özetliyor:

"Başta Çin, Avustralya, Kanada ve Amerika olmak üzere devler pozisyon alıyor. Ana refleks, varlıkları korumak. Buna merkez bankaları da ayak uydurdu. Altın fiyatları yükseldikçe, rezervlerinden dolayı özellikle ABD’nin finansal olarak daha da güçleneceği bir döneme giriyoruz. Bu jeopolitik riskler sürdüğü müddetçe altının bir 'ortak finans aracı' olarak yükselişi devam edecek."

Dolara Karşı "Mühür" Altın Neden Üstündür?

Altın, ekonomistlerin deyimiyle "başka birinin yükümlülüğü (borcu) olmayan" tek finansal varlıktır. Kağıt paralar, arkasındaki devletin borçlanma yeteneğine ve siyasi istikrarına bağlıdır. Dolar bir matbaada basılabilir, değeri bir kararla değişebilir veya yaptırımlarla dondurulabilir. Ancak altın, fiziksel bir egemenliktir. Türkiye’nin altın rezervlerini artırması, dolara olan bağımlılığı kırma ve ekonomik güvenliği "maddi bir temele" oturtma davasıdır.

450 Milyar Dolarlık "Atıl Güç", Yastık Altındaki Hazine

Hasan beyin paylaştığı veriler, halkımızın bu "güvenlik" refleksini ne kadar içselleştirdiğini kanıtlıyor. Türkiye, Hindistan’dan sonra dünyanın en büyük yastık altı potansiyeline sahip ülkesi:

  • Hindistan’da kişi başına düşen altın: 9 gram.
  • Türkiye’de kişi başına düşen altın: 100 gram.

Yastık altında bekleyen tahmini 4.500 ton altın, bugünkü değerle yaklaşık 450-500 milyar dolarlık devasa bir servet demek! Bu rakam sadece bir birikim değil; onlarca KAAN (Milli Muharip Uçak) projesi, binlerce yeni fabrika ve milyonlarca gencimiz için istihdam demektir.

Bu gücün sisteme girmesi, Türkiye'nin uluslararası finans piyasalarındaki konumunu kökten değiştirir. Sisteme dahil olan bu stok, Türkiye için sarsılmaz bir teminat gücü oluşturur. Bankacılık sistemimizin bilançolarını büyüterek kredi notumuzu yukarı çekerken; dış dünyadan çok daha düşük maliyetli, düşük faizli ve uzun vadeli fon temin edebilmemiz için güçlü bir kaldıraç görevi görür. Kısacası; yastık altındaki altın, uluslararası kredi masasına koyabileceğimiz en prestijli "milli garanti" belgesidir.

Ancak tam bu noktada, Cumhurbaşkanımızın şu tespiti bir "sistem alarmı" olarak yankılanıyor:

"Kurumlarımız yastık altı altına karşı toplumu ikna edici sistemler geliştiremedi. Finans kurumlarımızı bu konuda politika geliştirmeleri için destekledik ancak beklenen sonuç alınamadı."

Milli Güvenlik Meselesi, İthalat Zincirini Kırmak

Yastık altındaki dev bekleyedursun, bir de yerin altındaki potansiyelimiz var. Hasan bey her yıl ortalama 150 ton altın ithal ettiğimizi (korkunç bir döviz kaybı!) hatırlatarak yer altındaki potansiyeli işaret ediyor:

"Türkiye'nin yer altı potansiyeli 8.000 ile 10.000 ton arasında. Ancak biz yıllık sadece 28 ton üretiyoruz. Bu potansiyelin içinde bu rakam çok sıkıntılı. Türkiye çok rahat 100 ton üretebilir. 5 milyon metre sondaj hedefiyle bu kaynağı görünür hale getirmeliyiz."

Yerli üretimi 100 tona çıkarmak; sadece cari açığı kapatmak değil, dış saldırılara karşı Merkez Bankası’nın elindeki "milli mermileri" çoğaltmak demektir. Çünkü üretilen altın, doğrudan kendi toprağınızın tapusu ve bağımsızlığınızın teminatıdır. Yerli altın, Türkiye’nin ekonomik savunma kalkanıdır.

Altınla Yazılacak Yeni Hikaye

Türkiye’nin önünde iki büyük stratejik ödev var:

  1. Üretim Bağımsızlığı: Hasan beyin altını çizdiği yer altındaki o 10 bin tonu bürokrasiyi aşarak ekonomiye kazandırmak.
  2. Finansal Egemenlik: Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği güven açığını kapatarak, halkın elindeki o "450 milyar dolarlık gücü", dolara karşı bir kalkan olarak sisteme dahil etmek.

Eğer yerin altındaki cevherle, yastık altındaki devi aynı potada eritebilirsek; Türkiye sadece bir altın tüketicisi değil, dünyada finansal bağımsızlığını "sarı mühürle" tescillemiş bir süper güç olacaktır.

Yazıya ifade bırak !