Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Kendi Partililerini Yok Sayan Bu Akıl İttifaka mı Sahip Çıkacak

Çanakkale Belediye meclisinde dikkatimi çeken bir konudan kısaca bahsederek yazının asıl konusuna geçeceğim. AK Parti ve MHP belediye seçimlerine Cumhur İttifakı olarak girdiler ve birlikte sırt sırta vererek çalıştırlar. Seçim bitti meclis çalışmaları başladı sanki ortaklık bitti!  Bugüne kadar kaç defa birlikte toplantı yaptılar, hangi konuyu öncesinde planlayıp gündeme getirdiler? Peki İl Genel Meclisindeki örnek ortaklığı neden belediye meclisinde göremiyoruz cevabını vereyim. AK Parti Grup Başkanvekili hanımefendi bağımsız meclis üyesi gibi hareket ediyor ve ilişikleri bu zeminde yürütüyor. Son meclis toplantısı dahil olmak üzere geçtiğimiz tüm meclis toplantılarını izleyin 1 defa biz derken 100 defa ben diyor… “Ben böyle düşünüyorum, benim önerim budur, ben bu konuya itiraz ediyorum, ben, ben, ben, ben, ben…” Kendi partisinin meclis üyelerini yok sayan bu aklın, ittifak ortağına sahip çıkmasını, birlikte hareket etmesini beklemek sanırım fazla iyi niyetli olmak anlama gelir… *** Bu Projeye Sahip Çıkılırsa Çanakkale’de İhtiyaç Sahibi Kimse Kalmaz Dünyada üretilen her üç gıdanın biri çöpe gidiyor. Bir yandan da dünyanın üçte biri açlık çekiyor diyoruz. Türkiye’de de aynı şey geçerli, yılda 325 bin ton gıda her yıl imha ediliyor. İsrafın maliyeti her yıl 214 milyar TL, çok büyük bir rakam. Her 7 kişiden biri de yoksul. Dolayısıyla ortada bir organizasyon problemi var. Haziran ayı belediye meclis toplantısında MHP’li Meclis Üyesi Evren Yalçın bu probleme dikkat çekerek çok kıymetli bir çözüm önerisi sundu, çözümün adı “Gıda Bankacılığı” peki nedir bu Gıda Bankacılığı? Gıda Bankacılığı, gıda, giysi, temizlik ve hijyen ürünlerini bağış olarak toplayan, ayrıştıran, depolayan ve ihtiyaç sahiplerine dağıtan bir sivil toplum modelidir. Kurumlar ve kişiler gıda, giysi ve temizlik ürünlerini “gıda bankasına verir”, ihtiyacı olanlar da bu ürünleri “gıda bankasından alır”. Gıda Bankacılığı kavramı ilk olarak 1967 yılında ABD’nin Phoenix kentinde yaşayan emekli işadamı John Van Hengel’in fakirlere yardım etmek isteğiyle başlamıştır. Fakirlere yemek dağıtan yerel bir mutfakta gönüllü olarak çalışırken, son tüketim tarihi yaklaştığı veya ambalajı hasarlı olduğu için kullanabilir durumdayken atılan, imha edilen tonlarca ürün olduğunu fark eder. Çalıştığı yere bağış olarak gelen yiyecekleri stoklamaya başlar ve dağıtılan yemek miktarından daha fazla yemek bağışlandığı için de bunları saklayabilecek bir depo kiralar. Çevresindeki marketleri ve üreticileri ikna ederek, bu tür ürünleri deposuna vermelerini sağlar ve ilk gıda bankasını kurar. Bu model yıllar içerisinde tüm dünyada uygulanır hale gelmiştir.  MHP’li Meclis Üyesi Yalçın’ın Gıda Bankacılığı sistemine dair verdiği şu detaylar ise devletin de bu konuya destek verdiğini, teşvik ettiğini gösteriyor, “Gıda Bankacılığı kapsamında bağış yapan kurumlar vergi muafiyetinden yararlanabilir. Kurum tarafından bağışlanan ürünler için satış faturası kesilir ve KDV %0 olarak çıkışı yapılır. Kurumlar bağışladıkları ürün tutarını Kurumlar Vergisi'nden düşer.  Bir kurum yıl boyunca Gıda Bankasına yaptığı bağışın toplam tutarını (örneğin toplam bağış miktarı 200.000 TL ise), o yılın Kurumlar Vergisi'nden düşer (200.000 TL daha az vergi öder).” Çanakkale merkezde yerel ve ulusal 100’ün üzerinde zincir market olduğunu düşünürsek kurulacak bu sistemle mükemmel bir iş yapılabilir.  Yalçın bu konuya Çanakkale Belediyesinin öncülük etmesini, meclisteki tüm parti gruplarının da buna destek vermesi gerektiğinin altını özellikle çizdi. Bu işte siyasi bir “rant” yok belki bu yüzden kulak arkası edilecek, gündem olmayacak ama unutmayalım ki; “Dere kenarına çeşme yapmak kolaydır. Herkes yapabilir. Asıl kıymetlisi, dağ başlarına, tenha yerlere ve ihtiyaç duyulan bölgelere çeşme yapmaktır. Yani zora talip olmak. Biliyoruz ki, o çeşmeyi çok az insan görecek. Gösteriş ile iş arasındaki fark tam olarak bu olsa gerek…” *** Üslup Sorunu Son olarak AK Parti Grup Başkanvekili hanımefendi toplantıda, geçtiğimiz çarşamba günü öğlen saatlerinde trafiğin yoğun olduğu bir caddede yol çizgi ve işaretlemelerinin yapıldığından şikayet ederek, pazar günü sokağa çıkma yasağının olduğu gün bu işlerin yapılmasının çok daha iyi olacağını ifade etti. İlgili müdür Salı ve Cuma hariç her gün bu işi yaptıklarını ve uygulamanın bu şekilde olduğu konusunda ısrarcı oldu, küçük çapta bir polemiğin yaşandığını bile söyleyebiliriz. Oysa ki müdüre düşen şey şu idi; “Haklısınız önerinizi dikkate alıyoruz ve bu konuya daha fazla hassasiyet göstereceğiz.” Bitti bu kadar ki ayrıca dile getirilen öneriyi gerçekten de dikkate alıp hassasiyet gösterilmesi gerekiyor. Son söz: "Unutmayalım, kötü bir üslup, en basit hakikatlerin bile hazmını zorlaştırır. Maalasef aynı dili konuşuyor, aynı kelimeleri kullanıyor, aynı hassasiyetlerden bahsediyor, aynı hasletleri dile getiriyor fakat bir türlü anlaşamıyoruz."
Ekleme Tarihi: 04 Haziran 2021 - Cuma

Kendi Partililerini Yok Sayan Bu Akıl İttifaka mı Sahip Çıkacak

Çanakkale Belediye meclisinde dikkatimi çeken bir konudan kısaca bahsederek yazının asıl konusuna geçeceğim. AK Parti ve MHP belediye seçimlerine Cumhur İttifakı olarak girdiler ve birlikte sırt sırta vererek çalıştırlar. Seçim bitti meclis çalışmaları başladı sanki ortaklık bitti!  Bugüne kadar kaç defa birlikte toplantı yaptılar, hangi konuyu öncesinde planlayıp gündeme getirdiler? Peki İl Genel Meclisindeki örnek ortaklığı neden belediye meclisinde göremiyoruz cevabını vereyim. AK Parti Grup Başkanvekili hanımefendi bağımsız meclis üyesi gibi hareket ediyor ve ilişikleri bu zeminde yürütüyor. Son meclis toplantısı dahil olmak üzere geçtiğimiz tüm meclis toplantılarını izleyin 1 defa biz derken 100 defa ben diyor… “Ben böyle düşünüyorum, benim önerim budur, ben bu konuya itiraz ediyorum, ben, ben, ben, ben, ben…” Kendi partisinin meclis üyelerini yok sayan bu aklın, ittifak ortağına sahip çıkmasını, birlikte hareket etmesini beklemek sanırım fazla iyi niyetli olmak anlama gelir…

***

Bu Projeye Sahip Çıkılırsa Çanakkale’de İhtiyaç Sahibi Kimse Kalmaz

Dünyada üretilen her üç gıdanın biri çöpe gidiyor. Bir yandan da dünyanın üçte biri açlık çekiyor diyoruz. Türkiye’de de aynı şey geçerli, yılda 325 bin ton gıda her yıl imha ediliyor. İsrafın maliyeti her yıl 214 milyar TL, çok büyük bir rakam. Her 7 kişiden biri de yoksul. Dolayısıyla ortada bir organizasyon problemi var. Haziran ayı belediye meclis toplantısında MHP’li Meclis Üyesi Evren Yalçın bu probleme dikkat çekerek çok kıymetli bir çözüm önerisi sundu, çözümün adı “Gıda Bankacılığı” peki nedir bu Gıda Bankacılığı?

Gıda Bankacılığı, gıda, giysi, temizlik ve hijyen ürünlerini bağış olarak toplayan, ayrıştıran, depolayan ve ihtiyaç sahiplerine dağıtan bir sivil toplum modelidir. Kurumlar ve kişiler gıda, giysi ve temizlik ürünlerini “gıda bankasına verir”, ihtiyacı olanlar da bu ürünleri “gıda bankasından alır”. Gıda Bankacılığı kavramı ilk olarak 1967 yılında ABD’nin Phoenix kentinde yaşayan emekli işadamı John Van Hengel’in fakirlere yardım etmek isteğiyle başlamıştır. Fakirlere yemek dağıtan yerel bir mutfakta gönüllü olarak çalışırken, son tüketim tarihi yaklaştığı veya ambalajı hasarlı olduğu için kullanabilir durumdayken atılan, imha edilen tonlarca ürün olduğunu fark eder. Çalıştığı yere bağış olarak gelen yiyecekleri stoklamaya başlar ve dağıtılan yemek miktarından daha fazla yemek bağışlandığı için de bunları saklayabilecek bir depo kiralar. Çevresindeki marketleri ve üreticileri ikna ederek, bu tür ürünleri deposuna vermelerini sağlar ve ilk gıda bankasını kurar. Bu model yıllar içerisinde tüm dünyada uygulanır hale gelmiştir. 

MHP’li Meclis Üyesi Yalçın’ın Gıda Bankacılığı sistemine dair verdiği şu detaylar ise devletin de bu konuya destek verdiğini, teşvik ettiğini gösteriyor, “Gıda Bankacılığı kapsamında bağış yapan kurumlar vergi muafiyetinden yararlanabilir. Kurum tarafından bağışlanan ürünler için satış faturası kesilir ve KDV %0 olarak çıkışı yapılır. Kurumlar bağışladıkları ürün tutarını Kurumlar Vergisi'nden düşer.  Bir kurum yıl boyunca Gıda Bankasına yaptığı bağışın toplam tutarını (örneğin toplam bağış miktarı 200.000 TL ise), o yılın Kurumlar Vergisi'nden düşer (200.000 TL daha az vergi öder).” Çanakkale merkezde yerel ve ulusal 100’ün üzerinde zincir market olduğunu düşünürsek kurulacak bu sistemle mükemmel bir iş yapılabilir.  Yalçın bu konuya Çanakkale Belediyesinin öncülük etmesini, meclisteki tüm parti gruplarının da buna destek vermesi gerektiğinin altını özellikle çizdi. Bu işte siyasi bir “rant” yok belki bu yüzden kulak arkası edilecek, gündem olmayacak ama unutmayalım ki; “Dere kenarına çeşme yapmak kolaydır. Herkes yapabilir. Asıl kıymetlisi, dağ başlarına, tenha yerlere ve ihtiyaç duyulan bölgelere çeşme yapmaktır. Yani zora talip olmak. Biliyoruz ki, o çeşmeyi çok az insan görecek. Gösteriş ile iş arasındaki fark tam olarak bu olsa gerek…”

***

Üslup Sorunu

Son olarak AK Parti Grup Başkanvekili hanımefendi toplantıda, geçtiğimiz çarşamba günü öğlen saatlerinde trafiğin yoğun olduğu bir caddede yol çizgi ve işaretlemelerinin yapıldığından şikayet ederek, pazar günü sokağa çıkma yasağının olduğu gün bu işlerin yapılmasının çok daha iyi olacağını ifade etti. İlgili müdür Salı ve Cuma hariç her gün bu işi yaptıklarını ve uygulamanın bu şekilde olduğu konusunda ısrarcı oldu, küçük çapta bir polemiğin yaşandığını bile söyleyebiliriz. Oysa ki müdüre düşen şey şu idi; “Haklısınız önerinizi dikkate alıyoruz ve bu konuya daha fazla hassasiyet göstereceğiz.” Bitti bu kadar ki ayrıca dile getirilen öneriyi gerçekten de dikkate alıp hassasiyet gösterilmesi gerekiyor.

Son söz: "Unutmayalım, kötü bir üslup, en basit hakikatlerin bile hazmını zorlaştırır. Maalasef aynı dili konuşuyor, aynı kelimeleri kullanıyor, aynı hassasiyetlerden bahsediyor, aynı hasletleri dile getiriyor fakat bir türlü anlaşamıyoruz."

Yazıya ifade bırak !