Geçtiğimiz günlerde CHP Merkez İlçe Başkanı İbrahim Can Ergün’ün gerçekleştirdiği basın toplantısını büyük bir dikkatle takip ettim. Sayın Ergün’ün kentin kronikleşen sorunlarına dair yaptığı tespitlerin her bir cümlesine tamamen katılıyorum; söyledikleri ne bir eksik ne bir fazladır. Aslında Ergün’ün dile getirdiği bu acı gerçekler, benim bir yıl önce kaleme aldığım "Çanakkale’ye Hastane Müjdesi Bir Hayalden İbaret" başlıklı yazımdaki öngörülerimin bugün hazin bir şekilde teyit edilmesinden başka bir şey değildir.
Hastaneler Nereye Gitti? "Kuyrukları mı Kaldırdınız Yoksa Hastaneleri mi?"
Sayın Ergün’ün basın toplantısında sorduğu o can alıcı soru, sokağın tam olarak hissettiği duygudur: "Kuyrukları mı kaldırdınız yoksa Çanakkale’den hastaneleri mi kaldırdınız?". Merkezdeki devlet hastanesi zaten 500 yataktı yeni bir hastane yapıldı o da aynı yatak sayısında ne anladık bu işten… Üstelik bugün Sarıçay’ın kuzeyinde, yani nüfusun en yoğun olduğu bölgede tek bir devlet hastanesi kalmamıştır. Yetkililerin hastaneyi kentin bir ucuna taşıması sadece bir ulaşım meselesi değil; acil sağlık hizmetine erişim ve olası bir afette kentin tamamen düğümlenmesi meselesidir.
Hatırlarsanız, 27 Ocak 2025 tarihli köşe yazımda AK Parti Milletvekili Ayhan Gider’ın "150 yataklı yeni hastane" müjdesinin takipçisi olmamız gerektiğini, aksi takdirde bunun bir hayalden öteye geçemeyeceğini söylemiştim. Aradan koca bir yıl geçti ve Sayın Ergün bugün haklı olarak soruyor: "Nerede proje? Nerede ihale takvimi? Nerede sahada somut bir adım?". O gün de uyardığım gibi, bugün kazma vurulsa hastanenin bitmesi en az üç yılı bulur. Sayın Gider’e naçizane bir dost tavsiyesi olarak şunu hatırlatmak isterim: Vekilliğinizin bitmesine iki yıl kaldı; geriye dönüp baktığınızda "bu benim şahsi çabamla kente kazandırdığım bir eserdir" diyebileceğiniz bir yatırım bırakmak istiyorsanız, artık eyleme geçiniz. Sokağın sesi net: Yeni hastane merkeze değil, ulaşımın rahat olduğu Esenler bölgesindeki eski SSK hastanesinin yerine yapılmalıdır.
Su Krizi ve 50 Yıllık Barajın "Akıl Tutulması" Faturası
Su meselesinde ise durum tam bir "cezalandırma" halini almıştır. Atikhisar Barajı’ndaki doluluk oranının bir yılda %55’ten %44’e düştüğü bu kuraklık döneminde, su en temel yaşam hakkıdır. Bu noktada DSİ’nin Umurbey Barajı’ndan Atikhisar’a acil hat çekerek besleme yapması gerekirken, biz neyi konuşuyoruz? 50 yıl önce taşkın önleme amacıyla yapılmış bir baraj için Çanakkale Belediyesi bütçesinden 35 milyon TL kesilmeye başlanmasını.
Ekonomik koşulların bu denli kötü olduğu, İller Bankası paylarının düştüğü bir dönemde bu kesinti tam bir "akıl tutulmasıdır". Sayın Ergün’ün şu sorusu iktidarın çelişkisini ortaya koyuyor: "50 yıl önce yapılmış bir barajın maliyeti bugün hangi yöntemle hesaplanmaktadır? Madem baraj belediyenindir diyorsunuz, o zaman barajın üstündeki DSİ yazısını silin!". Belediye gelirlerinin bittiği bir dönemde yapılan bu hamleler, vatandaşla devlet arasındaki bağı zedelemekten başka bir işe yaramaz.
Kepez’in Su Sorunu: Siyaset Değil, İcraat Zamanı
Kepez’in su sorunu konusunda da Sayın Ergün’e katılıyorum: "İsale hattı gibi devletin asli sorumluluğunda olan bir iş neden tamamen belde belediyesinin uhdesine bırakılmaktadır?". Doğru yöntem, DSİ’nin bu hattı çekip belediyeye teslim etmesi ve yatırımı zamana yayarak tahsil etmesidir. AK Parti teşkilatı belediye önünde protesto yapmak yerine, Ankara’daki güçlerini kullanarak İller Bankası üzerinden bu 12.500 metrelik isale hattının finansmanını sağlamalıdır. Bunu başardıktan sonra "biz yaptık" diye reklam yapmak onların en doğal hakkı olacaktır.
Belediyeler de Ankara’nın Kapısını Aşındırmalı
Ancak resmin diğer tarafında yerel yönetimlerimize de büyük sorumluluk düşmektedir. Çanakkale’nin "sahipsiz" olduğu gerçeğini artık kabul etmeli ve yerel yöneticilerimiz "biz istedik ama devlet yapmıyor" kolaycılığına kaçmamalıdır. Hem Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek hem de Kepez Belediye Başkanı Birol Arslan, kentin bu sahipsizliğine son vermek için siyasi köprüleri kurmak zorundadır.
Kentimiz için elinden geleni yapmaya çalışan geçmiş dönem milletvekilimiz ve şu anki İçişleri Bakan Yardımcımız Sayın Bülent Turan, Çanakkale için çok önemli bir şanstır. Belediye başkanlarımız sadece şikayet etmek yerine, Sayın Turan’ı ve ilgili bakanlıkları ziyaret ederek kentin projeleri için destek istemelidir. Ankara’ya gidilmeli, kapılar aşındırılmalıdır. Halk artık polemik değil, yerel ve merkezi yönetimin omuz omuza verdiği somut icraatları beklemektedir.
Bir Dipnot: Biliyorum, bu gerçekleri dile getirdiğim için yine "kötü adam" ilan edileceğim. Ancak Sayın Gider’in geçmişin hukukunu ve nezaketini zedeleyen ağır üslubu karşısında, benim "kötü adamlığım" ancak bir teferruat kalır ve görmesi gereken etrafında “kötü adam” bile kalmadığıdır. Şunu unutmamak gerekir: Kendi evladımıza reva görmediğimiz, kulağına fısıldayamadığımız hiçbir ağır sözü, bir başkasının evladına sarf etmemeliyiz. Siyaset geçer, makamlar biter ama vicdan baki kalır. Unutmayın ki ölüm var ve insan öte dünyaya ne bir eksik ne bir fazla; sadece buradan götürdüğü "ahı" ya da "duayı" taşır. Heybenizdeki ateş de su da bu dünyadaki kelamınızdan ibarettir.
Sonuç olarak; Çanakkale artık "algı" yönetilmesinden yorulmuştur. İktidar vekilleri sözlerini somutlaştırmalı, yerel yöneticiler ise Ankara’nın yollarını aşındırarak kentin hakkını aramalıdır.