ABD özel kuvvetlerinin Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini ikamet ettikleri başkanlık sarayından askeri bir operasyonla kaçırarak Florida’ya kaçırması, küresel siyasette yeni ve tehlikeli bir dönemin kapısını araladı.
Venezuela’da yaşanan son gelişmeler, uluslararası hukukun ve devlet egemenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Maduro, iyi ya da kötü bir yönetici olarak tartışılabilir; seçimlerin meşruiyeti, ekonomik krizler ve otoriter uygulamalar yıllardır eleştiriliyor. Ancak bir ülkenin seçilmiş liderini başka bir devletin askeri operasyonla kaçırıp yargılamaya kalkışması, vahşi bir emperyalizm örneğidir.
ABD’nin bu korsanvari müdahalesi, Venezuela’nın petrol rezervleri olmasa gerçekten Venezuela halkının ABD’nin gündeminde olup olmayacağını sorgulatıyor. Tıpkı Irak’ta “diktatör devrildi, güzel günler gelecek” denilerek bir ülkenin kaosa sürüklenmesi gibi; burada da benzer bir senaryonun ayak sesleri duyuluyor.Demokrasi söylemi, bir kez daha jeopolitik ve ekonomik çıkarların örtüsü hâline getiriliyor.
Bu tablo, dünyada artık hiçbir ülkenin egemenlik garantisinin kalmadığını açıkça ortaya koyuyor. “Gücü yeten yetene” anlayışı bugün sadece Venezuela’da değil; İsrail’in Filistin’de yıllardır sürdürdüğü, dünyanın gözleri önünde gerçekleşen soykırımda da karşımıza çıkıyor. Aynı sessizlik, aynı çifte standart… Bu hukuksuzluklara ses çıkarmayanların; Rusya’nın Ukrayna’ya, Çin’in Tayvan’a yönelik hamleleri karşısında ahlaki ve etik bir itiraz geliştirmesi mümkün değildir. İlke bir kez çiğnendiğinde, herkes için çiğnenmiş olur.
Antidemokratik yöntemleri savunmuyorum; ancak bu tür dış müdahaleler demokrasiyi değil, yalnızca hegemonik çıkarları büyütür. Bu yaşananlar tüm dünya için acı bir ders niteliğindedir: Her ülke, iç sorunlarını kendi iradesiyle çözmek, toplumsal barışını güçlendirmek zorundadır. Aksi hâlde “özgürlük” ve “demokrasi” vaadiyle gelenlerin geride bıraktığı tek şey, yıkım, sömürü ve kaybedilmiş bir egemenlik olacaktır.
Allah Türkiye’yi her türlü emperyalist planlardan ve içeriden beslenen taşeron akıllardan muhafaza eylesin. Dışarıdan medet umanlara, küresel güçlerin “demokrasi” ve “özgürlük” ambalajıyla sunduğu projelere bel bağlayanlara; Venezuela, Irak ve Arap Baharı süreci ibretlik birer uyarıdır. Bu milletin güvenliği de geleceği de ancak kendi inancı, kendi birliği ve kendi devlet kudretiyle korunur; başkalarının merhametine sığınarak değil.