Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Çok Şey İstedik, Az Şey Yapabildik!

Baştan söyleyeyim bu yazı birçok dostumun hoşuna gitmeyebilir. “Karamsar bir tablo çizmişsin, söyleyecek onca şey varken, keşke hiç bunlardan bahsetmeseydin” diyeceklerin sayısı bir hayli fazla olacak. Ama bazen, bazı şeyleri söylemek gerekir... Başlıyorum; Büyük hayaller, umutlar beslediğimiz Çanakkale Savaşlarının 100.yılı geldi ve geçti. Kültürel ve sosyal etkinliklerin yoğun olduğu, vatandaşın tam olarak içinde olamadığı daha çok protokol ve cemiyet insanlarının katıldığı onlarca program arda arda yapılıverdi. Bu programlar sayesinde başına adeta talih kuşu konan, birçok yeni “adamımız” oldu. “Kaçan balık büyük olurmuş” derler farkında değiliz belki ama Çanakkale olarak elimizden çok büyük bir balığı kaçırdık, böylesi bir fırsat ancak 100 yılda bir gelirdi... Yerel dinamiklerle başaramadığımız sıçrayışı, 24 Nisanda Cumhurbaşkanlığının bünyesine alınan törenlerle başarırız diye son bir umudum vardı. O da olmadı, 103 devlet başkanını davet ettik, bunlardan sadece 21i devlet başkanı düzeyinde katılım gösterdi. Mesela son dönemde aslında iyi ilişki içinde olduğumuz söylenen Obama, Putin, Merkel... gibi isimler gelmediler.             “Yapılamayanların sorumluları işte bunlardır”  diyerek belki kendimizi biraz olsun rahatlatabilir ama günün sonunda elimizde kalan hiçbir şey yok. Kabul edilmesi gereken gerçek ise “çok şey istedik, az şey yapabildik!”   Seçim sürecinde olmamız sebebiyle son bir kaç aydır siyasi içerikli yazıları bu köşeden sıkça okuyorsunuz, katıldığınız kısımlar olduğu gibi katılmadıklarınız da muhakkak oluyor. Bugün okuyacaklarınıza ise siyasi görüşünüz ne olursa olsun katılacağınızı düşünüyorum ve köşemin bundan sonraki kısmını Yeni  Asya gazetesinden Mehmet Karanın Seçim mi, Geçim mi başlıklı yazısına bırakıyorum. Seçim mi, Geçim Mi? İşsizlik rakamları beklenenin üstünde çıktı. İşsizlik oranı yüzde 11.3, tarım dışı işsizlik oranı 13.4, genç işsizlik oranı ise yüzde 20 oldu! Bunlar resmî rakamlar. Bir de kayıtsız işsizler var. Bunlar da eklenince bu rakam çok daha fazla… Gıda fiyatlarında anormal artışlar var. Vatandaş pazarlardan dahi alış veriş yapamıyor. Patates 5 lirayı geçmiş durumda. Gıda enflasyonu yüzde 17leri geçiyor. Dolar her gün rekor üstüne rekor kırıyor. Bu hafta içinde 2.73yi gördü. “Faiz indir” sözleriyle alevlenen tartışmalara dış piyasalardaki gelişmeler de eklenince 3.5 aylık fakirleşme yüzde 17lere çıktı. Dolar 2002de,1.67 lira idi, şimdi 2.7, büyüme oranı 2002de, 4.1 şimdi 2.9… Ekonomi 1993de, 17. sırada idi, şimdi 19. sıraya geriledi. Kurdaki artış sadece üretici ve tüketiciyi değil, yatırımcıyı da doğrudan etkiliyor. Yatırımcı yatırım yapmadığında işsizlik artıyor. Basit bir hesapla 1000 lira alan bir emeklinin 170 lira zararı oldu. Seçim arefesine girildiği ve doların yükseldiği bir dönemde, Şubat ayında Türkiyeye kaynağı belirsiz 4,3 milyar dolar para giriş olduğunun açıklanması da dikkat çekici. Bu para nerede kullanılacak? Döviz lobisi ya da faiz lobisini akıllara getiriyor. 2002 yılında hane halkının geliri 100 lira olarak düşünüldüğünde borcu 4 lira idi, şimdi 55 lira oldu. 3 milyon Bağ-Kurlunun 2.3 milyon ya prim ya da banka borcu var. Dış borç, 120 milyar dolardan, 402 milyara çıkmış. Bütçe açığı 6.8 milyar lira. Geçen yılın aynı ayında (Mart) bu rakam 5.1di. Karşılıksız çek ve senet oranı geçen aya göre yüzde 100 arttı. Ödenemeyen kredi kartları, çekler, senetler… Benzinden alınan vergiler Mart ayında yüzde 64ü geçti. 3.5 ayda mazota yüzde 7, benzine yüzde 8.5 zam geldi. 4.60 liradan satılan benzinin vergisiz fiyatı 1.25 lira! Birisi ekonomi iyi mi demişti? Başbakan Davutoğlu partisinin seçim beyannamesini okurken, “Demokrasi ve hukuk devleti olmadan ekonomik gelişme olmaz” demişti. Doğru söze ne denir? Özetle ekonominin bu kötü gidişi insanların seçimi değil, geçimi düşünmesine yol açıyor. Siyasîler biraz da bunlarla ilgilense fena olmayacak. Yok yüzde 55, yok yüzde 40 oy… Bu rakamlara değil, ekonomik verilerdeki rakamlara baksalar biraz da… Fakirin en çok yediği patatesin kilosu 5 lira olmuş. Buna bir çare arasalar... “Bu parayla geçinebilir misiniz? sorusunun cevabı yok Ekonomideki gelişmelerin özetini özel bir televizyonda Çalışma Bakanı Faruk Çelike sorulan ve cevabı alınamayan soruda bulmak mümkün. Fox tvde İsmail Küçükkaya, Çalar Saatte misafir ettiği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelike “Bin lira maaşla nasıl geçinilir anlatır mısınız? diye sordu. Bakan ne desin bu duruma. Çünkü milletvekillerimiz bunun 15 katı aldıkları maaşla geçinemediklerini hep söyleyip duruyorlar. 7 Hazirandan sonra siyasete veda etmeye hazırlanan Bakan Çelik, “Asgarî ücret bir geçim ücreti değil, bir koruma ücretidir” dedi önce, sonra “Ama bir insan buna mahkûmsa geçinir tabiî. Ama bu cümle başka noktalara götürülüyor” diyerek izah etmeye çalışsa da nasıl geçinilebileceğini tam olarak anlatamadı. Bu hayat pahalılığında anlatamazdı da… İşte ekonomi de geldiğimiz noktanın özeti bu.. Ağrı’da ne oldu? Ağrıdaki olayları hatırlayanınız var mı? Yine 3 gün konuşup, dördüncü gün unuttuk değil mi? Oysa çok değil bir hafta önce Ağrının Diyadin ilçesi Yukarıtütek Köyünde çıkan çatışmada 4 askerimiz yaralandığı, 5 teröristin öldüğü haberleri gelmişti. Seçime giderken bu olay yürekleri ağızlara getirmişti hani! Ee ne oldu? İlk açıklama hükümetin beraber çözüm sürecini yürüttüğü HDPnin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaşdan gelmişti. Demirtaş, yaralı askerleri HDPlilerin kurtardığını söylemişti. Peşinden Başbakan Davutoğlu Demirtaşı yalanladı. Genelkurmay bu konuda birkaç kez açıklama yaptı. Yaralı askerleri kurtaran vatandaşlara teşekkür ederken bir bakıma Davutoğlunu yalandı. Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp yardım edenlerin korucular olduğunu söyleyerek Genelkurmayı yalanladı. En son olarak da Vali “görüntü var” diyerek Erdoğanı “görüntü yok” diyen Erdoğanı yalandı. Özetle, Davutoğlu, Demirtaşı, Genelkurmay, Davutoğlunu, Cumhurbaşkanı, Genelkurmayı yalanlamış oldu. “Bu nasıl devlet yönetmek” dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte böyle yönetiliyor. Daha öldürülen teröristlerin sayısının kaç olduğu ve nerede olduğu dahi bilinmiyor. Olaylarla ilgili olarak yeni İçişleri Bakanı değil, eski bakan ve AKP adayı Âlâ açıklama yapıyor. Diğer yandan çözüm sürecini de unuttuk değil mi? Hadi Başbakanlık ofisinde “tarihî” olarak nitelendirilen bir fotoğraf vardı ya… Onu da hatırlamıyoruz. Orada açıklanan 10 maddeyi hatırlayan var mı? Süreci yürütenler bile unutmuştur belki… Seçim var. Her şey ona endeksli. Kafalarda ise “Ağrıda ne oldu?” sorusu…    
Ekleme Tarihi: 25 Nisan 2015 - Cumartesi

Çok Şey İstedik, Az Şey Yapabildik!

Baştan söyleyeyim bu yazı birçok dostumun hoşuna gitmeyebilir. “Karamsar bir tablo çizmişsin, söyleyecek onca şey varken, keşke hiç bunlardan bahsetmeseydin” diyeceklerin sayısı bir hayli fazla olacak. Ama bazen, bazı şeyleri söylemek gerekir...

Başlıyorum;

Büyük hayaller, umutlar beslediğimiz Çanakkale Savaşlarının 100.yılı geldi ve geçti. Kültürel ve sosyal etkinliklerin yoğun olduğu, vatandaşın tam olarak içinde olamadığı daha çok protokol ve cemiyet insanlarının katıldığı onlarca program arda arda yapılıverdi. Bu programlar sayesinde başına adeta talih kuşu konan, birçok yeni “adamımız” oldu. “Kaçan balık büyük olurmuş” derler farkında değiliz belki ama Çanakkale olarak elimizden çok büyük bir balığı kaçırdık, böylesi bir fırsat ancak 100 yılda bir gelirdi...

Yerel dinamiklerle başaramadığımız sıçrayışı, 24 Nisanda Cumhurbaşkanlığının bünyesine alınan törenlerle başarırız diye son bir umudum vardı. O da olmadı, 103 devlet başkanını davet ettik, bunlardan sadece 21i devlet başkanı düzeyinde katılım gösterdi. Mesela son dönemde aslında iyi ilişki içinde olduğumuz söylenen Obama, Putin, Merkel... gibi isimler gelmediler.

            “Yapılamayanların sorumluları işte bunlardır”  diyerek belki kendimizi biraz olsun rahatlatabilir ama günün sonunda elimizde kalan hiçbir şey yok. Kabul edilmesi gereken gerçek ise “çok şey istedik, az şey yapabildik!”

 

Seçim sürecinde olmamız sebebiyle son bir kaç aydır siyasi içerikli yazıları bu köşeden sıkça okuyorsunuz, katıldığınız kısımlar olduğu gibi katılmadıklarınız da muhakkak oluyor. Bugün okuyacaklarınıza ise siyasi görüşünüz ne olursa olsun katılacağınızı düşünüyorum ve köşemin bundan sonraki kısmını Yeni  Asya gazetesinden Mehmet Karanın Seçim mi, Geçim mi başlıklı yazısına bırakıyorum.

Seçim mi, Geçim Mi?

İşsizlik rakamları beklenenin üstünde çıktı. İşsizlik oranı yüzde 11.3, tarım dışı işsizlik oranı 13.4, genç işsizlik oranı ise yüzde 20 oldu! Bunlar resmî rakamlar. Bir de kayıtsız işsizler var. Bunlar da eklenince bu rakam çok daha fazla…

Gıda fiyatlarında anormal artışlar var. Vatandaş pazarlardan dahi alış veriş yapamıyor. Patates 5 lirayı geçmiş durumda. Gıda enflasyonu yüzde 17leri geçiyor.

Dolar her gün rekor üstüne rekor kırıyor. Bu hafta içinde 2.73yi gördü. “Faiz indir” sözleriyle alevlenen tartışmalara dış piyasalardaki gelişmeler de eklenince 3.5 aylık fakirleşme yüzde 17lere çıktı. Dolar 2002de,1.67 lira idi, şimdi 2.7, büyüme oranı 2002de, 4.1 şimdi 2.9… Ekonomi 1993de, 17. sırada idi, şimdi 19. sıraya geriledi. Kurdaki artış sadece üretici ve tüketiciyi değil, yatırımcıyı da doğrudan etkiliyor. Yatırımcı yatırım yapmadığında işsizlik artıyor. Basit bir hesapla 1000 lira alan bir emeklinin 170 lira zararı oldu.

Seçim arefesine girildiği ve doların yükseldiği bir dönemde, Şubat ayında Türkiyeye kaynağı belirsiz 4,3 milyar dolar para giriş olduğunun açıklanması da dikkat çekici. Bu para nerede kullanılacak? Döviz lobisi ya da faiz lobisini akıllara getiriyor.

2002 yılında hane halkının geliri 100 lira olarak düşünüldüğünde borcu 4 lira idi, şimdi 55 lira oldu.

3 milyon Bağ-Kurlunun 2.3 milyon ya prim ya da banka borcu var.

Dış borç, 120 milyar dolardan, 402 milyara çıkmış.

Bütçe açığı 6.8 milyar lira. Geçen yılın aynı ayında (Mart) bu rakam 5.1di.

Karşılıksız çek ve senet oranı geçen aya göre yüzde 100 arttı. Ödenemeyen kredi kartları, çekler, senetler…

Benzinden alınan vergiler Mart ayında yüzde 64ü geçti. 3.5 ayda mazota yüzde 7, benzine yüzde 8.5 zam geldi. 4.60 liradan satılan benzinin vergisiz fiyatı 1.25 lira!

Birisi ekonomi iyi mi demişti?

Başbakan Davutoğlu partisinin seçim beyannamesini okurken, “Demokrasi ve hukuk devleti olmadan ekonomik gelişme olmaz” demişti. Doğru söze ne denir?

Özetle ekonominin bu kötü gidişi insanların seçimi değil, geçimi düşünmesine yol açıyor. Siyasîler biraz da bunlarla ilgilense fena olmayacak. Yok yüzde 55, yok yüzde 40 oy… Bu rakamlara değil, ekonomik verilerdeki rakamlara baksalar biraz da… Fakirin en çok yediği patatesin kilosu 5 lira olmuş. Buna bir çare arasalar...

“Bu parayla geçinebilir misiniz? sorusunun cevabı yok

Ekonomideki gelişmelerin özetini özel bir televizyonda Çalışma Bakanı Faruk Çelike sorulan ve cevabı alınamayan soruda bulmak mümkün.

Fox tvde İsmail Küçükkaya, Çalar Saatte misafir ettiği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelike “Bin lira maaşla nasıl geçinilir anlatır mısınız? diye sordu. Bakan ne desin bu duruma. Çünkü milletvekillerimiz bunun 15 katı aldıkları maaşla geçinemediklerini hep söyleyip duruyorlar.

7 Hazirandan sonra siyasete veda etmeye hazırlanan Bakan Çelik, “Asgarî ücret bir geçim ücreti değil, bir koruma ücretidir” dedi önce, sonra “Ama bir insan buna mahkûmsa geçinir tabiî. Ama bu cümle başka noktalara götürülüyor” diyerek izah etmeye çalışsa da nasıl geçinilebileceğini tam olarak anlatamadı. Bu hayat pahalılığında anlatamazdı da…

İşte ekonomi de geldiğimiz noktanın özeti bu..

Ağrı’da ne oldu?

Ağrıdaki olayları hatırlayanınız var mı? Yine 3 gün konuşup, dördüncü gün unuttuk değil mi?

Oysa çok değil bir hafta önce Ağrının Diyadin ilçesi Yukarıtütek Köyünde çıkan çatışmada 4 askerimiz yaralandığı, 5 teröristin öldüğü haberleri gelmişti. Seçime giderken bu olay yürekleri ağızlara getirmişti hani!

Ee ne oldu? İlk açıklama hükümetin beraber çözüm sürecini yürüttüğü HDPnin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaşdan gelmişti. Demirtaş, yaralı askerleri HDPlilerin kurtardığını söylemişti.

Peşinden Başbakan Davutoğlu Demirtaşı yalanladı. Genelkurmay bu konuda birkaç kez açıklama yaptı. Yaralı askerleri kurtaran vatandaşlara teşekkür ederken bir bakıma Davutoğlunu yalandı. Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp yardım edenlerin korucular olduğunu söyleyerek Genelkurmayı yalanladı. En son olarak da Vali “görüntü var” diyerek Erdoğanı “görüntü yok” diyen Erdoğanı yalandı.

Özetle, Davutoğlu, Demirtaşı, Genelkurmay, Davutoğlunu, Cumhurbaşkanı, Genelkurmayı yalanlamış oldu. “Bu nasıl devlet yönetmek” dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte böyle yönetiliyor.

Daha öldürülen teröristlerin sayısının kaç olduğu ve nerede olduğu dahi bilinmiyor. Olaylarla ilgili olarak yeni İçişleri Bakanı değil, eski bakan ve AKP adayı Âlâ açıklama yapıyor.

Diğer yandan çözüm sürecini de unuttuk değil mi? Hadi Başbakanlık ofisinde “tarihî” olarak nitelendirilen bir fotoğraf vardı ya… Onu da hatırlamıyoruz. Orada açıklanan 10 maddeyi hatırlayan var mı? Süreci yürütenler bile unutmuştur belki…

Seçim var. Her şey ona endeksli. Kafalarda ise “Ağrıda ne oldu?” sorusu…

 

 

Yazıya ifade bırak !