Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Çanakkale’den Dünyaya Bakmak, Kritik Madenler ve Milli Güvenlik Doktrini

29 Aralık 2025’te, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü kapsamında Çanakkale Madenciler Derneği (ÇAMAD) ev sahipliğinde, sektörün profesyonellerinin yoğun katılımıyla düzenlenen “Çanakkale Madenciliğinde Yeni Ufuklar”buluşması, Türkiye’nin madencilik vizyonu açısından önemli bir eşik oldu. Sürdürülebilirlikten mevzuata, yerli üretimden teknolojik dönüşüme kadar sektörün tüm boyutlarının ele alındığı etkinlikte, hemşehrimiz Dr. İbrahim Kürşat Tuna’nınkaleme aldığı “Kritik Madenler Çağı” kitabının tanıtım ve imza töreni de gerçekleştirildi. Bu buluşma, madenciliğin artık yalnızca yerin altından taş çıkarma faaliyeti değil; milli bağımsızlığın, yüksek teknolojinin ve ulusal güvenliğin merkezinde yer alan stratejik bir alan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. 25. Dönem Çanakkale Milletvekili, Altınkum Madencilik ve Sütun Enerji Genel Müdürü olan; stratejik madenlerin ulusal güvenliğe etkileri üzerine akademik uzmanlığa sahip Dr. İbrahim Kürşat Tuna ile yaptığımız röportajda da bu gerçek net biçimde görüldü. Tuna’nın küresel ölçekte çizdiği tablo ile Türkiye’nin sahadaki tecrübeleri birleştiğinde ortaya çıkan sonuç açıktır: Madencilik, romantik sloganlarla tartışılacak bir alan değil; devlet aklı ve bilimsel verilerle yönetilmesi gereken, vatan savunmasının yerin altındaki cephesidir. Petrol Savaşlarından Maden Jeopolitiğine Dr. Kürşat Tuna, röportajımızda dünyanın artık petrol savaşlarını geride bırakıp "Kritik Madenler Çağı"na evrildiğini teknik verilerle ortaya koydu. Tuna’ya göre madencilik artık ekonomik bir tercih değil, bir beka meselesidir. Kendisinin şu tespiti, konunun çerçevesini net bir şekilde çiziyor: "Dünya yeni bir kırılma noktasında. Stratejik madenler askeri uygulamaların kalbini oluştururken, kritik madenler ekonomik bağımsızlığın ve enerji dönüşümünün motorudur. Bugün lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri (NTE) modern dünyada birer 'stratejik silah' haline gelmiştir. Eğer bu kaynaklara sahip değilseniz, dışa bağımlılık ve siyasi baskı kaçınılmazdır. Ulusal güvenlik için akıl ve kaynakların bir arada olması gerekir; teknoloji (akıl) var ama maden (kaynak) yoksa, o teknolojiye hükmedemezsiniz." Tuna, özellikle ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının kalbinde bu madenlerin tedarik zinciri yer aldığını vurguluyor. Çin, nadir toprak elementlerindeki üstünlüğünü küresel bir koz olarak kullanırken, ABD bu bağımlılığı kırmak için "neomerkantilist" politikalarla kendi şirketlerini destekleyip yeni sahalar açıyor. Yani büyük devletler için maden, bayrak kadar kutsal bir egemenlik sembolü haline gelmiş durumda. Truva’dan İHA’lara Röportajda Dr. Tuna’nın altını çizdiği bir diğer hayati detay ise "zaman" kavramıydı. Madenciliğin "bugün karar verdim, yarın çıkarıyorum" denilebilecek bir sektör olmadığını, bir bakır madeninin keşfinden üretime geçmesinin ortalama 17-18 yıl sürdüğünü belirtti. Etrafımızın bir "ateş çemberi" olduğu, bölgesel savaşların kapımıza dayandığı bir dönemde, bu kadar uzun bir süreci "madenler kalsın" diyerek ertelemek, gelecekteki teknolojik bağımsızlığımızı ipotek altına almaktır. Çanakkale’nin bu süreçteki önemi ise tarihin derinliklerine dayanıyor. Biga Yarımadası, antik çağlardan beri bakır ve altın yataklarıyla medeniyetleri beslemiş bir merkezdir. Tuna, bu durumu tarihsel bir perspektifle şöyle özetliyor: "Truva’yı tarihin en önemli liman ve güç merkezlerinden biri yapan sır, kalay ticaretiyle yerel maden kaynaklarının birleşimidir. Dün tunç elde etmek için gereken kalay neyse, bugün İHA’larımızı uçurmak, elektrikli araçlarımızı yürütmek ve akıllı telefonlarımızı üretmek için gereken madenler de odur. Tarih tekerrür ediyor ve Çanakkale yine bu stratejik merkezin tam kalbinde yer alıyor." Milli Egemenlik Hamlesi ve Tahkim Zaferi Dr. Tuna’nın küresel analizlerini tamamlayan en somut yerel hamle, şüphesiz Doğu Biga (Alamos Gold) projelerinin yerli bir güç olan TÜMAD Madencilik tarafından devralınmasıdır. Bu hamleyi sadece bir yatırım olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Neden Milli Bir Başarı? 1 Milyar Dolarlık Kurtuluş: Türkiye, Kanadalı firmanın projeleri üzerinden 1 milyar dolarlık dev bir uluslararası tahkim davası yüküyle karşı karşıyaydı. TÜMAD bu sahaları devralarak devletimizi bu devasa tazminat riskinden kurtardı. Kârın Millileşmesi: Yabancı bir şirketin kârını Kanada’ya aktaracağı bir modelden, kaynakların devletin kasasında ve milletin hizmetinde kalacağı milli bir modele geçilmiştir. Milli Görev: Nurol Holding bünyesindeki TÜMAD, ekonomik darboğazın ve jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir dönemde kaynaklarını bu projeye seferber ederek sadece ticari bir karar değil, aynı zamanda mülke ve millete sahip çıkma kararı almıştır. "Slogan Çevreciliği"ne Karşı Bilimsel Gerçeklik: Lapseki Örneği Madenciliğe karşı çıkanların "ekosistem yok olacak" söylemi, sahada karşılığı olmayan bir propagandadır. Bunun en somut cevabı yanı başımızdaki Lapseki Şahinli bölgesidir. Yıllardır bölgede faaliyet gösteren TÜMAD, çevreci örgütlerin "kıyamet kopacak" iddialarını boşa çıkarmıştır. Maden sahasının hemen bitişiğindeki tarlasında tarım ve hayvancılığa devam eden vatandaşlarımız, hiçbir sorun yaşamadıklarını bizzat dile getirmektedir. Su ve Rehabilitasyon Gerçeği: Şirketin su yönetimi, sürdürülebilirliğin en ileri teknolojik örneğidir. Bölgedeki yeraltı su kaynaklarına dokunmak yerine, kendi inşa ettiği 3.8 milyon ton kapasiteli Altın Zeybek 2 Göleti ile ihtiyacını karşılamaktadır. Üstelik işletmede kullanılan suyun %80'i geri dönüştürülerek devasa bir tasarruf sağlanmaktadır. Ayrıca şunu unutmamalıyız: Bir turizm tesisi inşa ettiğinizde o bölgeye dökülen betonun geri dönüşü yoktur; doğa kalıcı olarak değişir. Ancak madencilikte cevher çıkarıldıktan sonra saha "Yeni Nesil Madencilik" anlayışıyla rehabilite edilir, tarım ve yeşil alanlara dönüştürülerek doğaya iade edilir. Maden sahaları geçicidir ama oradan elde edilen ekonomik bağımsızlık kalıcıdır. Son Söz ÇAMAD buluşması ve Dr. Kürşat Tuna ile gerçekleştirdiğimiz röportaj göstermiştir ki; madencilik, Türkiye’nin dışa bağımlılık zincirlerini kırması için en büyük fırsatıdır. Sloganlarla vakit kaybetmek yerine; bölge esnafına can suyu, binlerce gence istihdam ve Türkiye’ye ekonomik özgürlük sağlayacak bu milli görevlere sahip çıkmalıyız. Kendi madenimize sahip çıkmak, sadece bir ekonomik tercih değil; vatan savunmasının yerin altındaki cephesinde saf tutmaktır.
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi

Çanakkale’den Dünyaya Bakmak, Kritik Madenler ve Milli Güvenlik Doktrini

29 Aralık 2025’te, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü kapsamında Çanakkale Madenciler Derneği (ÇAMAD) ev sahipliğinde, sektörün profesyonellerinin yoğun katılımıyla düzenlenen “Çanakkale Madenciliğinde Yeni Ufuklar”buluşması, Türkiye’nin madencilik vizyonu açısından önemli bir eşik oldu. Sürdürülebilirlikten mevzuata, yerli üretimden teknolojik dönüşüme kadar sektörün tüm boyutlarının ele alındığı etkinlikte, hemşehrimiz Dr. İbrahim Kürşat Tuna’nınkaleme aldığı “Kritik Madenler Çağı” kitabının tanıtım ve imza töreni de gerçekleştirildi. Bu buluşma, madenciliğin artık yalnızca yerin altından taş çıkarma faaliyeti değil; milli bağımsızlığın, yüksek teknolojinin ve ulusal güvenliğin merkezinde yer alan stratejik bir alan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

25. Dönem Çanakkale Milletvekili, Altınkum Madencilik ve Sütun Enerji Genel Müdürü olan; stratejik madenlerin ulusal güvenliğe etkileri üzerine akademik uzmanlığa sahip Dr. İbrahim Kürşat Tuna ile yaptığımız röportajda da bu gerçek net biçimde görüldü. Tuna’nın küresel ölçekte çizdiği tablo ile Türkiye’nin sahadaki tecrübeleri birleştiğinde ortaya çıkan sonuç açıktır: Madencilik, romantik sloganlarla tartışılacak bir alan değil; devlet aklı ve bilimsel verilerle yönetilmesi gereken, vatan savunmasının yerin altındaki cephesidir.

Petrol Savaşlarından Maden Jeopolitiğine

Dr. Kürşat Tuna, röportajımızda dünyanın artık petrol savaşlarını geride bırakıp "Kritik Madenler Çağı"na evrildiğini teknik verilerle ortaya koydu. Tuna’ya göre madencilik artık ekonomik bir tercih değil, bir beka meselesidir. Kendisinin şu tespiti, konunun çerçevesini net bir şekilde çiziyor:

"Dünya yeni bir kırılma noktasında. Stratejik madenler askeri uygulamaların kalbini oluştururken, kritik madenler ekonomik bağımsızlığın ve enerji dönüşümünün motorudur. Bugün lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri (NTE) modern dünyada birer 'stratejik silah' haline gelmiştir. Eğer bu kaynaklara sahip değilseniz, dışa bağımlılık ve siyasi baskı kaçınılmazdır. Ulusal güvenlik için akıl ve kaynakların bir arada olması gerekir; teknoloji (akıl) var ama maden (kaynak) yoksa, o teknolojiye hükmedemezsiniz."

Tuna, özellikle ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının kalbinde bu madenlerin tedarik zinciri yer aldığını vurguluyor. Çin, nadir toprak elementlerindeki üstünlüğünü küresel bir koz olarak kullanırken, ABD bu bağımlılığı kırmak için "neomerkantilist" politikalarla kendi şirketlerini destekleyip yeni sahalar açıyor. Yani büyük devletler için maden, bayrak kadar kutsal bir egemenlik sembolü haline gelmiş durumda.

Truva’dan İHA’lara

Röportajda Dr. Tuna’nın altını çizdiği bir diğer hayati detay ise "zaman" kavramıydı. Madenciliğin "bugün karar verdim, yarın çıkarıyorum" denilebilecek bir sektör olmadığını, bir bakır madeninin keşfinden üretime geçmesinin ortalama 17-18 yıl sürdüğünü belirtti. Etrafımızın bir "ateş çemberi" olduğu, bölgesel savaşların kapımıza dayandığı bir dönemde, bu kadar uzun bir süreci "madenler kalsın" diyerek ertelemek, gelecekteki teknolojik bağımsızlığımızı ipotek altına almaktır.

Çanakkale’nin bu süreçteki önemi ise tarihin derinliklerine dayanıyor. Biga Yarımadası, antik çağlardan beri bakır ve altın yataklarıyla medeniyetleri beslemiş bir merkezdir. Tuna, bu durumu tarihsel bir perspektifle şöyle özetliyor:

"Truva’yı tarihin en önemli liman ve güç merkezlerinden biri yapan sır, kalay ticaretiyle yerel maden kaynaklarının birleşimidir. Dün tunç elde etmek için gereken kalay neyse, bugün İHA’larımızı uçurmak, elektrikli araçlarımızı yürütmek ve akıllı telefonlarımızı üretmek için gereken madenler de odur. Tarih tekerrür ediyor ve Çanakkale yine bu stratejik merkezin tam kalbinde yer alıyor."

Milli Egemenlik Hamlesi ve Tahkim Zaferi

Dr. Tuna’nın küresel analizlerini tamamlayan en somut yerel hamle, şüphesiz Doğu Biga (Alamos Gold) projelerinin yerli bir güç olan TÜMAD Madencilik tarafından devralınmasıdır. Bu hamleyi sadece bir yatırım olarak görmek büyük bir yanılgı olur.

Neden Milli Bir Başarı?

  • 1 Milyar Dolarlık Kurtuluş: Türkiye, Kanadalı firmanın projeleri üzerinden 1 milyar dolarlık dev bir uluslararası tahkim davası yüküyle karşı karşıyaydı. TÜMAD bu sahaları devralarak devletimizi bu devasa tazminat riskinden kurtardı.
  • Kârın Millileşmesi: Yabancı bir şirketin kârını Kanada’ya aktaracağı bir modelden, kaynakların devletin kasasında ve milletin hizmetinde kalacağı milli bir modele geçilmiştir.
  • Milli Görev: Nurol Holding bünyesindeki TÜMAD, ekonomik darboğazın ve jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir dönemde kaynaklarını bu projeye seferber ederek sadece ticari bir karar değil, aynı zamanda mülke ve millete sahip çıkma kararı almıştır.

"Slogan Çevreciliği"ne Karşı Bilimsel Gerçeklik: Lapseki Örneği

Madenciliğe karşı çıkanların "ekosistem yok olacak" söylemi, sahada karşılığı olmayan bir propagandadır. Bunun en somut cevabı yanı başımızdaki Lapseki Şahinli bölgesidir. Yıllardır bölgede faaliyet gösteren TÜMAD, çevreci örgütlerin "kıyamet kopacak" iddialarını boşa çıkarmıştır. Maden sahasının hemen bitişiğindeki tarlasında tarım ve hayvancılığa devam eden vatandaşlarımız, hiçbir sorun yaşamadıklarını bizzat dile getirmektedir.

Su ve Rehabilitasyon Gerçeği:

Şirketin su yönetimi, sürdürülebilirliğin en ileri teknolojik örneğidir. Bölgedeki yeraltı su kaynaklarına dokunmak yerine, kendi inşa ettiği 3.8 milyon ton kapasiteli Altın Zeybek 2 Göleti ile ihtiyacını karşılamaktadır. Üstelik işletmede kullanılan suyun %80'i geri dönüştürülerek devasa bir tasarruf sağlanmaktadır.

Ayrıca şunu unutmamalıyız: Bir turizm tesisi inşa ettiğinizde o bölgeye dökülen betonun geri dönüşü yoktur; doğa kalıcı olarak değişir. Ancak madencilikte cevher çıkarıldıktan sonra saha "Yeni Nesil Madencilik" anlayışıyla rehabilite edilir, tarım ve yeşil alanlara dönüştürülerek doğaya iade edilir. Maden sahaları geçicidir ama oradan elde edilen ekonomik bağımsızlık kalıcıdır.

Son Söz

ÇAMAD buluşması ve Dr. Kürşat Tuna ile gerçekleştirdiğimiz röportaj göstermiştir ki; madencilik, Türkiye’nin dışa bağımlılık zincirlerini kırması için en büyük fırsatıdır. Sloganlarla vakit kaybetmek yerine; bölge esnafına can suyu, binlerce gence istihdam ve Türkiye’ye ekonomik özgürlük sağlayacak bu milli görevlere sahip çıkmalıyız. Kendi madenimize sahip çıkmak, sadece bir ekonomik tercih değil; vatan savunmasının yerin altındaki cephesinde saf tutmaktır.

Yazıya ifade bırak !