Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Belki Devran Çoktan Döndüğü İçin Durum Böyledir

Kutuplaşmanın hat safhada olduğu günlerden geçiyoruz. Böyle günlerde haklı gördüğün bir tarafı savunmak veya haksız bulduğun bir kesimi eleştirmek hak ve adalete hizmet etmiyor. Aksine, kutuplaşmayı artırıyor ve her kesime fayda sağlayacağın objektif hitap gücünü elinden alıyor... Bu günlerde susmak aslında en doğru olanı ama susmayayım. Zamanın ötesine bir mesaj olsun bu yazdıklarım, hadi başlayalım Bazen ne devran döner ne acılar biter ne de eden bulur... İnsan zor durumlarla boğuşurken bunun hiç bitmeyebileceğini hesap etmeli ve su altındaymış gibi nefes tutup beklememeli, bir yandan mücadele ederken bir yandan da süreci kabullenip “hayat işte” demeyi de bilmelidir... Bozuk düzenden şikâyet ederken, bozuk düzenin el değiştirmesinden başka anlama gelmeyen; aynı saplantının başka bir ideolojik versiyonunu talep etmek, bir başka zümrenin imtiyazını arzu etmek gibi tersinden bir devrim talebinden çok daha öte bir yaklaşım ortaya konulması gerekir. Devran dönsün diye bekleyenin hırsı ve nefreti zaten kendini çoktan tüketmiştir. Hem kim bilir, belki devran çoktan döndüğü için durum böyledir...  Aslında dünya tarihi açısından kötü bir döneme denk geldiğimizi söyleyemeyiz. İnsanlık olarak şimdiye kadarki en iyi dönemlerden birinde bile olabiliriz... Ama biz döneminin gerisinde bir ortamda, döneminin bilinç seviyesinin altında bir algı dünyasına sıkıştık sanırım... Ne güzel “mış gibi” yapıyoruz her şeyi. İlla bizim medeniyet olağanüstü güzel olmak zorunda. Sanki bu coğrafya erdemden, bilgelikten geçilmiyormuş gibi... Ne isek oyuz! Geçmişimizi ve sicilimizi aklamaya harcadığımız çabayı kendimizi düzeltmeye harcasak zaten her şey yoluna girerdi... Bugün şikâyet ettiğimiz hemen her şeyin temelinde cehalet yatıyor.  Peki cehalet nasıl egemen oluyor?  Gözlemlerime göre bizdeki cahil insan oranı batının gelişmiş ülkelerindeki orandan daha fazla değil. Şu var ki, oralardaki cahil denebilecek insanların neredeyse tamamı yalnızca işini iyi yapmaya odaklanıyor, kendini aşan bir beklentiye girmiyor. Elbette sadece tahsil bir kriter olmamakla beraber, bizde ise zorunlu lise eğitimi ve sınırsız kontenjanlı üniversiteler sayesinde cehalet diplomayla taçlandırıldığı için, eğitimlilerin de cahil olduğu söylenebilir. Ayrıca eğitimsiz cahillerin durumu ayrı bir tartışma konusu. Bizde kimse kendi işini en iyi yapmaya odaklanmadan en iyi geliri elde etmeye ve en iyi yaşam şartlarına sahip olmaya odaklanıyor. Ayrıca her şeyin en iyisini bildiğini ve hakkettiğini düşünecek kadar da özgüven kazanmış bir cehalet katmanına da sahibiz. Sokaktan çevirdiğin önüne gelen herkes her şeyin en iyisini yapabileceğini sanıyor. Hatta ülke yönetimini teklif etsen reddecek adam bulmak oldukça zor sanırım. Bu da bize cehaletin aşırı egemenlik elde ettiğini iddia etmek için güçlü bir koz veriyor. Cehalet elbette katman katmandır. Düz cehalet aslında çok da zararlı bir şey değildir. Yani cahilliğinin farkında olmak hikmet şerbetinden bir yudum içmiş olmanın alametidir. Bu durumdaki kimseler bilgiye ve bilgi sahibi kimselere değer verir ve haddini aşmaz. Cehaletinin farkında olmayan cahilin durumu kötü sayılır ama belki bir farkındalıkla eksikliğini gösterip zararından korunmak mümkün olur. Böyleleri çok rahat ve sorumsuz tiplerdir ama yine de büyük iddialarda bulunmazlar. Bu yüzden nispeten zararları daha azdır. En kötü ve en tehlikeli cehalet türü cahilliğini bilmemenin yanında her şeyi bildiğinden emin olan katmerli cehalettir. Bu tür cehalet insanlık için büyük bir tehdittir. İşte ülkemizde gelişen cehalet türü tam da bu tür bir cehalet olduğu için ikna ve ıslah edilemez haldedir. Cehaletin egemen olduğu toplumlarda nitelikli insanlar değersizleşir, bilgi anlamsızlaşır, toplumsal düzenin zorunlu hiyerarşisi bozulur ve kaos oluşur. Başta söylediğim gibi, gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark bizdeki cahil oranı değil, cehaletin bu şekilde yüceltilmesidir...
Ekleme Tarihi: 06 Mayıs 2023 - Cumartesi

Belki Devran Çoktan Döndüğü İçin Durum Böyledir

Kutuplaşmanın hat safhada olduğu günlerden geçiyoruz. Böyle günlerde haklı gördüğün bir tarafı savunmak veya haksız bulduğun bir kesimi eleştirmek hak ve adalete hizmet etmiyor. Aksine, kutuplaşmayı artırıyor ve her kesime fayda sağlayacağın objektif hitap gücünü elinden alıyor... Bu günlerde susmak aslında en doğru olanı ama susmayayım. Zamanın ötesine bir mesaj olsun bu yazdıklarım, hadi başlayalım

Bazen ne devran döner ne acılar biter ne de eden bulur... İnsan zor durumlarla boğuşurken bunun hiç bitmeyebileceğini hesap etmeli ve su altındaymış gibi nefes tutup beklememeli, bir yandan mücadele ederken bir yandan da süreci kabullenip “hayat işte” demeyi de bilmelidir...

Bozuk düzenden şikâyet ederken, bozuk düzenin el değiştirmesinden başka anlama gelmeyen; aynı saplantının başka bir ideolojik versiyonunu talep etmek, bir başka zümrenin imtiyazını arzu etmek gibi tersinden bir devrim talebinden çok daha öte bir yaklaşım ortaya konulması gerekir. Devran dönsün diye bekleyenin hırsı ve nefreti zaten kendini çoktan tüketmiştir. Hem kim bilir, belki devran çoktan döndüğü için durum böyledir... 

Aslında dünya tarihi açısından kötü bir döneme denk geldiğimizi söyleyemeyiz. İnsanlık olarak şimdiye kadarki en iyi dönemlerden birinde bile olabiliriz... Ama biz döneminin gerisinde bir ortamda, döneminin bilinç seviyesinin altında bir algı dünyasına sıkıştık sanırım...

Ne güzel “mış gibi” yapıyoruz her şeyi. İlla bizim medeniyet olağanüstü güzel olmak zorunda. Sanki bu coğrafya erdemden, bilgelikten geçilmiyormuş gibi... Ne isek oyuz! Geçmişimizi ve sicilimizi aklamaya harcadığımız çabayı kendimizi düzeltmeye harcasak zaten her şey yoluna girerdi...

Bugün şikâyet ettiğimiz hemen her şeyin temelinde cehalet yatıyor.  Peki cehalet nasıl egemen oluyor? 

Gözlemlerime göre bizdeki cahil insan oranı batının gelişmiş ülkelerindeki orandan daha fazla değil. Şu var ki, oralardaki cahil denebilecek insanların neredeyse tamamı yalnızca işini iyi yapmaya odaklanıyor, kendini aşan bir beklentiye girmiyor.

Elbette sadece tahsil bir kriter olmamakla beraber, bizde ise zorunlu lise eğitimi ve sınırsız kontenjanlı üniversiteler sayesinde cehalet diplomayla taçlandırıldığı için, eğitimlilerin de cahil olduğu söylenebilir. Ayrıca eğitimsiz cahillerin durumu ayrı bir tartışma konusu.

Bizde kimse kendi işini en iyi yapmaya odaklanmadan en iyi geliri elde etmeye ve en iyi yaşam şartlarına sahip olmaya odaklanıyor. Ayrıca her şeyin en iyisini bildiğini ve hakkettiğini düşünecek kadar da özgüven kazanmış bir cehalet katmanına da sahibiz.

Sokaktan çevirdiğin önüne gelen herkes her şeyin en iyisini yapabileceğini sanıyor. Hatta ülke yönetimini teklif etsen reddecek adam bulmak oldukça zor sanırım. Bu da bize cehaletin aşırı egemenlik elde ettiğini iddia etmek için güçlü bir koz veriyor.

Cehalet elbette katman katmandır. Düz cehalet aslında çok da zararlı bir şey değildir. Yani cahilliğinin farkında olmak hikmet şerbetinden bir yudum içmiş olmanın alametidir. Bu durumdaki kimseler bilgiye ve bilgi sahibi kimselere değer verir ve haddini aşmaz.

Cehaletinin farkında olmayan cahilin durumu kötü sayılır ama belki bir farkındalıkla eksikliğini gösterip zararından korunmak mümkün olur. Böyleleri çok rahat ve sorumsuz tiplerdir ama yine de büyük iddialarda bulunmazlar. Bu yüzden nispeten zararları daha azdır.

En kötü ve en tehlikeli cehalet türü cahilliğini bilmemenin yanında her şeyi bildiğinden emin olan katmerli cehalettir. Bu tür cehalet insanlık için büyük bir tehdittir. İşte ülkemizde gelişen cehalet türü tam da bu tür bir cehalet olduğu için ikna ve ıslah edilemez haldedir.

Cehaletin egemen olduğu toplumlarda nitelikli insanlar değersizleşir, bilgi anlamsızlaşır, toplumsal düzenin zorunlu hiyerarşisi bozulur ve kaos oluşur. Başta söylediğim gibi, gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark bizdeki cahil oranı değil, cehaletin bu şekilde yüceltilmesidir...

Yazıya ifade bırak !