Fiyat Algısı Çöktü: Bir Akşam Yemeği Bir Pantolonla Yarışıyor!

Ekonomi 18.04.2026 - 16:54, Güncelleme: 18.04.2026 - 17:02
 

Fiyat Algısı Çöktü: Bir Akşam Yemeği Bir Pantolonla Yarışıyor!

Ekonomide fiyat/fayda hiyerarşisi altüst oldu. Gazeteci Kerem İriç, hizmet sektöründeki fahiş artışlar ile sanayi ürünleri arasındaki makasın açılmasını analiz etti: "Tüketicinin sessizliği, haksız fiyatlamaları besleyen bir onay mekanizmasına dönüşüyor."
Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan fiyat değişimleri, geleneksel ekonomik mantığı ve "fiyat/fayda" dengesini tamamen altüst etti. Gazeteci ve köşe yazarı Kerem İriç, kaleme aldığı son analizinde, piyasalarda yaşanan bu "şuur kaybı" halini ve tüketicinin bu süreçteki rolünü çarpıcı örneklerle masaya yatırdı. 15 Yemek Parasına Çamaşır Makinesi Yazısında günlük hayattan örnekler veren İriç, ortalama bir restoranda yenen vasat bir akşam yemeği ile yıllarca kullanılacak bir giysinin maliyetinin eşitlenmesine dikkat çekti. Karmaşık bir mühendislik ürünü olan çamaşır makinesinin sadece 15 yemek parasıyla ölçülür hale gelmesini, "geleneksel hiyerarşinin çöküşü" olarak nitelendirdi. "Kur Patlarsa Bir Daha Bulamam" Endişesi Talebi Öne Çekiyor Mahfi Eğilmez’in "enflasyon bir fiyat algısıdır" tezine atıfta bulunan İriç, tüketicilerin gelecekteki fiyat artışlarından korkarak alışveriş kararlarını bugüne çektiğini belirtti. Döviz kurunun baskılanmasıyla ithal ürünlerin görece "uygun" kalmasının bir alışveriş çılgınlığı yarattığını ifade eden yazar, paranın değerini koruyamaması nedeniyle anlık tüketime aktığını vurguladı. Utangaç Tüketici Fırsatçılığı Besliyor mu? Piyasadaki bu dengesizliğin sadece maliyetlerle değil, "fırsatçılık ekonomisiyle" de ilgili olduğunu savunan Kerem İriç, çözümün toplumsal bir duruşta gizli olduğunu ifade etti. Toplumun fiyat sorgulamayı veya fahiş artışlara tepki göstermeyi bir "nezaket meselesi" olarak görüp sessiz kalmasını eleştiren İriç, yazısını şu önemli tespitlerle tamamladı: Yazının tamamı şu şekildedir: Fırsatçılık Ekonomisinde Arsız Piyasa ve Utangaç Tüketici https://www.gazetedegisim.com/yazar/kerem-iric/firsatcilik-ekonomisinde-arsiz-piyasa-ve-utangac-tuketici-984-kose-yazisi Yazan: Kerem İriç Bugün ekonomi yönetiminin ötesinde, gündelik hayatın tam kalbinde rasyonel bir açıklama bulmanın imkansız olduğu bir fiyat anomalisi ile karşı karşıyayız. Ortalamanın altında bir restoranda 1000 TL’ye vasat bir akşam yemek yiyebiliyorken, aynı bedelle bir pantolon satın alabiliyoruz; yani bir saatlik geçici bir tüketim ile yıllarca kullanılacak bir meta ekonomik olarak aynı kefeye konuluyor. Karmaşık bir mühendislik ve lojistik sürecin ürünü olan çamaşır makinesinin sadece 15 yemek parasına, marka bir ayakkabının ise 4 yemek parasına gerilediği bu tablo, geleneksel "fiyat/fayda" hiyerarşisinin tamamen çöktüğünü belgeliyor. Bir Yanda Hızla Pahalılaşan Mekân, Diğer Yanda Seri Üretimin Ucuzluğu Bu dengesizliğin yapısal nedeni; hizmet sektöründe hızla artan kira, enerji ve işçilik maliyetlerinin yerel bir enflasyon sarmalı yaratması; buna karşın sanayi ürünlerinde ölçek ekonomisi ve küresel üretim zincirlerinin fiyatları görece dengede tutmasıdır. Bir yanda hızla pahalılaşan bir "mekân ve deneyim" satın alırken, diğer yanda seri üretimin sağladığı görece ucuzluğa sığınıyoruz. Mahfi Eğilmez’in sıkça vurguladığı o kritik tez tam da burada devreye giriyor: Enflasyon sadece rakamsal bir veri değil, aynı zamanda geleceğe dair bir fiyat algısıdır. Eğilmez’e göre insanlar fiyatların artmaya devam edeceğine inanıyorsa, bugünkü tüketim kararlarını kökten değiştirirler. Talebin Öne Çekilmesi, Kur Patlarsa Bir Daha Bulamam Endişesi Literatürde "talebin öne çekilmesi" olarak tanımlanan bu durum, günümüz Türkiye’sinde çarpıcı bir örnekle karşımıza çıkıyor. Döviz kurunun mevcut ekonomi politikalarıyla baskılandığı bir ortamda, birçok ithal ve teknolojik ürünün yurt dışı fiyatlarına kıyasla Türkiye’de daha ulaşılabilir kalması, tüketicide "kur bir gün patlarsa bu fiyatları bir daha bulamam" endişesi yaratıyor. Bu öngörü, özellikle elektronik eşyalar ve ithal ürünlerde rasyonel olmayan bir alışveriş çılgınlığını tetikliyor. Temel ihtiyaçların aşırı pahalılaştığı, buna karşın katma değerli ithal ürünlerin döviz dengesi nedeniyle görece "uygun" kaldığı bu ortamda, para değerini koruyamadığı için hızla anlık tüketime akıyor. Belirsizlikten Beslenen Bir Fırsatçılık Ekonomisi Fiyat hiyerarşisinin bu denli bozulması, aslında toplumsal sözleşmenin ekonomik ayağında açılmış derin bir çatlaktır. Bu çarpıklık sadece maliyetlerle değil, belirsizlikten beslenen bir fırsatçılık ekonomisiyle açıklanabilir. Piyasadaki bu "şuur kaybı" halinden çıkışın yolu ise sadece teknik düzenlemelerde değil, en güçlü sosyal denetim mekanizması olan tüketici davranışında gizlidir. Mahfi Hocanın da altını çizdiği gibi; bu döngüyü kırmanın yolu güven veren, öngörülebilir ve tutarlı bir iletişimle beklentileri doğru yönetmekten geçer. Ancak burada toplumsal bir farkındalık şarttır. Toplumsal Bir Onay Mekanizmasına Dönüşen Utangaçlık Fırsatçılık iştahını frenleyecek en büyük güç, tüketicinin "fiyatı ne olursa olsun alırım" refleksinden vazgeçerek kararlı bir "adil fiyat" talebine dönmesidir. Ne yazık ki toplum olarak bu konuda biraz "utangaç" davranıyor, fiyat sorgulamayı veya fahiş artışa tepki göstermeyi bir nezaket meselesi haline getiriyoruz. Oysa bu sessizlik ve çekingenlik, ekonomik geçiş süreçlerindeki haksız fiyatlamaları besleyen bir onay mekanizmasına dönüşüyor.
Ekonomide fiyat/fayda hiyerarşisi altüst oldu. Gazeteci Kerem İriç, hizmet sektöründeki fahiş artışlar ile sanayi ürünleri arasındaki makasın açılmasını analiz etti: "Tüketicinin sessizliği, haksız fiyatlamaları besleyen bir onay mekanizmasına dönüşüyor."

Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan fiyat değişimleri, geleneksel ekonomik mantığı ve "fiyat/fayda" dengesini tamamen altüst etti. Gazeteci ve köşe yazarı Kerem İriç, kaleme aldığı son analizinde, piyasalarda yaşanan bu "şuur kaybı" halini ve tüketicinin bu süreçteki rolünü çarpıcı örneklerle masaya yatırdı.

15 Yemek Parasına Çamaşır Makinesi Yazısında günlük hayattan örnekler veren İriç, ortalama bir restoranda yenen vasat bir akşam yemeği ile yıllarca kullanılacak bir giysinin maliyetinin eşitlenmesine dikkat çekti. Karmaşık bir mühendislik ürünü olan çamaşır makinesinin sadece 15 yemek parasıyla ölçülür hale gelmesini, "geleneksel hiyerarşinin çöküşü" olarak nitelendirdi.

"Kur Patlarsa Bir Daha Bulamam" Endişesi Talebi Öne Çekiyor Mahfi Eğilmez’in " enflasyon bir fiyat algısıdır" tezine atıfta bulunan İriç, tüketicilerin gelecekteki fiyat artışlarından korkarak alışveriş kararlarını bugüne çektiğini belirtti. Döviz kurunun baskılanmasıyla ithal ürünlerin görece "uygun" kalmasının bir alışveriş çılgınlığı yarattığını ifade eden yazar, paranın değerini koruyamaması nedeniyle anlık tüketime aktığını vurguladı.

Utangaç Tüketici Fırsatçılığı Besliyor mu? Piyasadaki bu dengesizliğin sadece maliyetlerle değil, " fırsatçılık ekonomisiyle" de ilgili olduğunu savunan Kerem İriç, çözümün toplumsal bir duruşta gizli olduğunu ifade etti. Toplumun fiyat sorgulamayı veya fahiş artışlara tepki göstermeyi bir "nezaket meselesi" olarak görüp sessiz kalmasını eleştiren İriç, yazısını şu önemli tespitlerle tamamladı:

Yazının tamamı şu şekildedir:

Fırsatçılık Ekonomisinde Arsız Piyasa ve Utangaç Tüketici

https://www.gazetedegisim.com/yazar/kerem-iric/firsatcilik-ekonomisinde-arsiz-piyasa-ve-utangac-tuketici-984-kose-yazisi

Yazan: Kerem İriç

Bugün ekonomi yönetiminin ötesinde, gündelik hayatın tam kalbinde rasyonel bir açıklama bulmanın imkansız olduğu bir fiyat anomalisi ile karşı karşıyayız. Ortalamanın altında bir restoranda 1000 TL’ye vasat bir akşam yemek yiyebiliyorken, aynı bedelle bir pantolon satın alabiliyoruz; yani bir saatlik geçici bir tüketim ile yıllarca kullanılacak bir meta ekonomik olarak aynı kefeye konuluyor. Karmaşık bir mühendislik ve lojistik sürecin ürünü olan çamaşır makinesinin sadece 15 yemek parasına, marka bir ayakkabının ise 4 yemek parasına gerilediği bu tablo, geleneksel "fiyat/fayda" hiyerarşisinin tamamen çöktüğünü belgeliyor.

Bir Yanda Hızla Pahalılaşan Mekân, Diğer Yanda Seri Üretimin Ucuzluğu

Bu dengesizliğin yapısal nedeni; hizmet sektöründe hızla artan kira, enerji ve işçilik maliyetlerinin yerel bir enflasyon sarmalı yaratması; buna karşın sanayi ürünlerinde ölçek ekonomisi ve küresel üretim zincirlerinin fiyatları görece dengede tutmasıdır. Bir yanda hızla pahalılaşan bir "mekân ve deneyim" satın alırken, diğer yanda seri üretimin sağladığı görece ucuzluğa sığınıyoruz. Mahfi Eğilmez’in sıkça vurguladığı o kritik tez tam da burada devreye giriyor: Enflasyon sadece rakamsal bir veri değil, aynı zamanda geleceğe dair bir fiyat algısıdır. Eğilmez’e göre insanlar fiyatların artmaya devam edeceğine inanıyorsa, bugünkü tüketim kararlarını kökten değiştirirler.

Talebin Öne Çekilmesi, Kur Patlarsa Bir Daha Bulamam Endişesi

Literatürde "talebin öne çekilmesi" olarak tanımlanan bu durum, günümüz Türkiye’sinde çarpıcı bir örnekle karşımıza çıkıyor. Döviz kurunun mevcut ekonomi politikalarıyla baskılandığı bir ortamda, birçok ithal ve teknolojik ürünün yurt dışı fiyatlarına kıyasla Türkiye’de daha ulaşılabilir kalması, tüketicide "kur bir gün patlarsa bu fiyatları bir daha bulamam" endişesi yaratıyor. Bu öngörü, özellikle elektronik eşyalar ve ithal ürünlerde rasyonel olmayan bir alışveriş çılgınlığını tetikliyor. Temel ihtiyaçların aşırı pahalılaştığı, buna karşın katma değerli ithal ürünlerin döviz dengesi nedeniyle görece "uygun" kaldığı bu ortamda, para değerini koruyamadığı için hızla anlık tüketime akıyor.

Belirsizlikten Beslenen Bir Fırsatçılık Ekonomisi

Fiyat hiyerarşisinin bu denli bozulması, aslında toplumsal sözleşmenin ekonomik ayağında açılmış derin bir çatlaktır. Bu çarpıklık sadece maliyetlerle değil, belirsizlikten beslenen bir  fırsatçılık ekonomisiyle açıklanabilir. Piyasadaki bu "şuur kaybı" halinden çıkışın yolu ise sadece teknik düzenlemelerde değil, en güçlü sosyal denetim mekanizması olan tüketici davranışında gizlidir. Mahfi Hocanın da altını çizdiği gibi; bu döngüyü kırmanın yolu güven veren, öngörülebilir ve tutarlı bir iletişimle beklentileri doğru yönetmekten geçer. Ancak burada toplumsal bir farkındalık şarttır.

Toplumsal Bir Onay Mekanizmasına Dönüşen Utangaçlık

Fırsatçılık iştahını frenleyecek en büyük güç, tüketicinin "fiyatı ne olursa olsun alırım" refleksinden vazgeçerek kararlı bir "adil fiyat" talebine dönmesidir. Ne yazık ki toplum olarak bu konuda biraz "utangaç" davranıyor, fiyat sorgulamayı veya fahiş artışa tepki göstermeyi bir nezaket meselesi haline getiriyoruz. Oysa bu sessizlik ve çekingenlik, ekonomik geçiş süreçlerindeki haksız fiyatlamaları besleyen bir onay mekanizmasına dönüşüyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.