Kerem İriç
Köşe Yazarı
Kerem İriç
 

Düşün Çevrecilerin Yakasından

“Madenci defol”, “mücadeleyi bırakmayacağız”… gibi sloganları uzun bir süredir Çanakkale bölgesinde faaliyet gösteren ya da göstermek isteyen madenci firmalar için atılıyor. Bakınız Kiralı Balabanda Doğu Biga Madenciliğin yaşadıklarına, bakınız Bayramiç Haliağa’da  Cengiz Holdingin yaşadıklarına… Peki bu söylem ve eylem yönetimiyle bir sonuç almak mümkün mü? Bugüne kadar ki tecrübeler alınamadığını gösterdi. Çanakkale kordonunda “Termik Santral İstemiyoruz” diye defalarca eylemler yapıldı, her yer pankartlarla donatıldı… Sonuç o karşı olunan termik santrallerin hepsi “sivil denetim” olmadan yapıldı. “Rüzgâr Gülleri İstemiyoruz” denildi, sonuç… “Boğazımıza kadar köprü istiyoruz” diye karşı eylemler yapıldı, sloganlar atıldı… Ne oldu köprünün silueti ortaya çıktı 2022’de hizmete girecek. Böyle örnekler çoktur… Slogan atanlar, üzerinden siyasi rant elde edilenler “direne direne kazanmıyor” bu tabloya bakınca “direne direne kaybediyor.” Demek ki başka bir yöntem, başka bir söylem tarzı geliştirmek gerekiyor.  "Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir."  Aynı şeyi yapma ısrarından faydalanan, bir yönüyle çevrecileri kullanarak kendilerine siyasi rant elde edenler siyasi partilerdir, onların yöneticileridir… Her eylemi hükümet karşıtı bir propaganda aracına dönüştürme ülkenin “Milli Enerji ve Maden Politikasını” tehdit eder hale geldi. Bölgedeki köylüyü, saf ve inanarak orada bir mücadele verdiğini zanneden çevreciyi kullananlar bu yöntemle bir sonuç alamayacaklarını bilmiyorlar mı, biliyorlar ama işlerine gelmiyor. Çünkü onlar işin siyasi tarafıyla ilgileniyorlar, hazır buldukları “kolay siyaset üretme” sahasının terk edilmemesi için sahadakilerin duymak istediklerini söylüyorlar. Bakın Doğu Biga Madenciliğin ve Cengiz Holdingin sahalarına en önde duranlar siyasi parti teşkilatları, bunun bize bir şey söylüyor olması gerekiyor…  Peki ne yapmalı… Dışarda durup siyasi partilerin oyuncağı olarak kullanılmak mı, yoksa sonuca etki edecek daha yeni yöntemlere başvurmak mı? Kendisine çevreci diyenlerin bu soruyu sormalarının tam vaktidir.  Bahsedeceğim yönetimi daha önce Doğu Biga Madencilik yetkilileri kamuoyunda defalarca gündeme getirdi. Yöntem şu şekilde idi; “Kamu kurumları bizi zaten denetliyor ama yöre halkı ve STK temsilcileri, çeşitli kurum ve kuruluşlardan oluşan bir tarafsız denetim komitesi de kurulsun. Bu komite, maden sahasını programlı ve belirli süreler ile denetlesin ve sahada gördüklerini kamuoyuyla paylaşsın.”  Bu teklif bir karşılık bulmadı. Oysa ki böylesi bir sivil denetim mekanizması kurulması görüşmeler, yapılması yöre halkının projeyi yakından tanımasına çok büyük yarar sağlayacaktı… Ama görüyoruz başta sahada siyaset yapan partiler ve STK’lar gayet sorumsuz bir biçimde, yöre halkını korkutarak ya da kandırarak bu iletişimden uzak tutuyorlar. Bakın günlük yaşantımızda kullandığımız her şeyin temel hammaddesi olan madenlerin de üretilmesi gerekir. Ne her ne pahasına olursa olsun madencilik ne de her şeye karşın çevre söylemi yerine çevre ve madenciliği akılcı bir yaklaşımla dengeleyerek güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir bir dünyanın yolunu mutlaka bulabiliriz. Çok karmaşık, çözümü güç ve zor bir konu olmasına karşın, bilim ve akıl ile insanı öne alarak cesaretle tartışabilmeliyiz. Bugünkü yaşantımızda yararlandığımız ve kullandığımız bütün sanayi ürünlerinin hammaddesi de madencilik etkinlikleriyle elde edilmektedir. Elimizden düşürmediğimiz akıllı telefondan tabletimize, yazdığımız kalemden bilgisayarımıza, evimizin kendisinden içindeki eşyalara, bindiğimiz araçlara kadar günlük yaşamımızın parçası olan her nesne! Bütün bunlardan ya da çok daha basiti, yeni modellerini edinmekten vazgeçebilir misiniz? Vazgeçemeyiz, o halde madencilikten de! 
Ekleme Tarihi: 16 Eylül 2020 - Çarşamba

Düşün Çevrecilerin Yakasından

“Madenci defol”, “mücadeleyi bırakmayacağız”… gibi sloganları uzun bir süredir Çanakkale bölgesinde faaliyet gösteren ya da göstermek isteyen madenci firmalar için atılıyor. Bakınız Kiralı Balabanda Doğu Biga Madenciliğin yaşadıklarına, bakınız Bayramiç Haliağa’da  Cengiz Holdingin yaşadıklarına…

Peki bu söylem ve eylem yönetimiyle bir sonuç almak mümkün mü? Bugüne kadar ki tecrübeler alınamadığını gösterdi. Çanakkale kordonunda “Termik Santral İstemiyoruz” diye defalarca eylemler yapıldı, her yer pankartlarla donatıldı… Sonuç o karşı olunan termik santrallerin hepsi “sivil denetim” olmadan yapıldı. “Rüzgâr Gülleri İstemiyoruz” denildi, sonuç… “Boğazımıza kadar köprü istiyoruz” diye karşı eylemler yapıldı, sloganlar atıldı… Ne oldu köprünün silueti ortaya çıktı 2022’de hizmete girecek. Böyle örnekler çoktur… Slogan atanlar, üzerinden siyasi rant elde edilenler “direne direne kazanmıyor” bu tabloya bakınca “direne direne kaybediyor.” Demek ki başka bir yöntem, başka bir söylem tarzı geliştirmek gerekiyor.

 "Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir."  Aynı şeyi yapma ısrarından faydalanan, bir yönüyle çevrecileri kullanarak kendilerine siyasi rant elde edenler siyasi partilerdir, onların yöneticileridir… Her eylemi hükümet karşıtı bir propaganda aracına dönüştürme ülkenin “Milli Enerji ve Maden Politikasını” tehdit eder hale geldi. Bölgedeki köylüyü, saf ve inanarak orada bir mücadele verdiğini zanneden çevreciyi kullananlar bu yöntemle bir sonuç alamayacaklarını bilmiyorlar mı, biliyorlar ama işlerine gelmiyor. Çünkü onlar işin siyasi tarafıyla ilgileniyorlar, hazır buldukları “kolay siyaset üretme” sahasının terk edilmemesi için sahadakilerin duymak istediklerini söylüyorlar. Bakın Doğu Biga Madenciliğin ve Cengiz Holdingin sahalarına en önde duranlar siyasi parti teşkilatları, bunun bize bir şey söylüyor olması gerekiyor… 

Peki ne yapmalı… Dışarda durup siyasi partilerin oyuncağı olarak kullanılmak mı, yoksa sonuca etki edecek daha yeni yöntemlere başvurmak mı? Kendisine çevreci diyenlerin bu soruyu sormalarının tam vaktidir. 

Bahsedeceğim yönetimi daha önce Doğu Biga Madencilik yetkilileri kamuoyunda defalarca gündeme getirdi. Yöntem şu şekilde idi; “Kamu kurumları bizi zaten denetliyor ama yöre halkı ve STK temsilcileri, çeşitli kurum ve kuruluşlardan oluşan bir tarafsız denetim komitesi de kurulsun. Bu komite, maden sahasını programlı ve belirli süreler ile denetlesin ve sahada gördüklerini kamuoyuyla paylaşsın.” 

Bu teklif bir karşılık bulmadı. Oysa ki böylesi bir sivil denetim mekanizması kurulması görüşmeler, yapılması yöre halkının projeyi yakından tanımasına çok büyük yarar sağlayacaktı… Ama görüyoruz başta sahada siyaset yapan partiler ve STK’lar gayet sorumsuz bir biçimde, yöre halkını korkutarak ya da kandırarak bu iletişimden uzak tutuyorlar.

Bakın günlük yaşantımızda kullandığımız her şeyin temel hammaddesi olan madenlerin de üretilmesi gerekir. Ne her ne pahasına olursa olsun madencilik ne de her şeye karşın çevre söylemi yerine çevre ve madenciliği akılcı bir yaklaşımla dengeleyerek güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir bir dünyanın yolunu mutlaka bulabiliriz. Çok karmaşık, çözümü güç ve zor bir konu olmasına karşın, bilim ve akıl ile insanı öne alarak cesaretle tartışabilmeliyiz. Bugünkü yaşantımızda yararlandığımız ve kullandığımız bütün sanayi ürünlerinin hammaddesi de madencilik etkinlikleriyle elde edilmektedir. Elimizden düşürmediğimiz akıllı telefondan tabletimize, yazdığımız kalemden bilgisayarımıza, evimizin kendisinden içindeki eşyalara, bindiğimiz araçlara kadar günlük yaşamımızın parçası olan her nesne! Bütün bunlardan ya da çok daha basiti, yeni modellerini edinmekten vazgeçebilir misiniz? Vazgeçemeyiz, o halde madencilikten de! 

Yazıya ifade bırak !