Ülkemizin Geleceğine Sahip Çıkmalıyız
Ülkemizin Geleceğine Sahip Çıkmalıyız
GESTAŞ Genel Müdürü Volkan Uslu 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Böyle bir fırsatın her zaman ele geçmeyeceğinin altını çizen Uslu; “Bu Bir Seçim Değil, İktidar Mücadelesi Değil, Parti İşi Değil, Tek Adamlık İşi Değil, Bu İş Milletin İşi. Bizim İşimiz. İşimize, Ülkemizin Geleceğine Sahip Çıkmalıyız” dedi.
GESTAŞ Genel Müdürü Volkan Uslu’nun yeni anayasa ve referandum sürecine ilişkin önemli değerlendirmeleri şu şekilde;
Türkiye, 16 Nisan’da 18 maddelik Anayasa değişikliğini oylamak için referanduma gidiyor. Bu ülkenin bir ferdi olarak, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni getiren değişiklik paketinin oylanacağı referandumda sandık başına gitmemiz en önemli görevimiz. 57 ülke, 119 temsilcilik, 32 gümrük kapısında, yurt içinde kurulacak 164 bin sandıkta 58 milyon 266 bin 349 kişi, ‘evet’ veya ‘hayır’ için oy kullanacak. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki; Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı referanduma, ‘parti değil, millet meselesi’ gözüyle bakılmalıdır.
Her yaş grubundan her seçmen, Anayasa’da değişiklik gösterecek 18 maddeyi iyi okumalı, iyi analiz etmelidir. ‘Hayır’a şartlanan, referandumu millet meselesi değil de parti meselesi olarak gören seçmen, 18 maddeyi iyi analiz ettiğinde neden ‘evet’ demesi gerektiğini çok iyi anlayacaktır.
ÇİFT BAŞLILIK EN BÜYÜK SORUNUMUZ
Ülkemiz yıllardır, kurulamayan hükümetler, koalisyonlar nedeniyle maddi manevi kayıplar yaşamış; her kuşaktan vatandaşlarımız mevcut sistemin karanlık yönlerine defalarca şahit olmuştur. Mevcut model, çok başlı bir hükümet modeli olurken bu durum, güçlü partilerin olmadığı dönemlerde, zayıf koalisyonlara neden olmaktadır. Cumhurbaşkanı ve başbakan arasında, görüş farklılıklarının neden olduğu krizler, dün gibi hatırımızdadır. Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki uyumsuzluklar, ülkemize sürekli bir kriz olarak geri döndü. Yeni anayasa değişikliği, mevcut sistemdeki çift başlılığa son vermiş olacak.
GÜÇLÜ İKTİDARLAR KURULACAK
Ülkemizde her seçim sonrası yaşanan siyasal tansiyon, yeni anayasa değişikliğiyle ortadan kalkacaktır. Cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 50 üzeri oy alınması sayesinde her seçimde güçlü iktidarlar kurulacak. Seçim sonrası, milleti bir belirsizlik beklemeyecek. Siyasal tansiyonlar ortadan kalkacak. Yani partilerin ve kişilerin değil, milletin dediği olacak.
MİLLET NE DERSE O OLACAK
Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başıdır. Bu millet, 10 Ağustos 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı’nı ilk kez kendisi seçmiştir. Cumhurbaşkanı’nı bizzat seçen millet, yasama, yürüme ve yargının görev ve sorumluluklarını yine kendi belirleyecek; Cumhurbaşkanlığı Sistemi, bu görev ve sorumlulukları milletin onayıyla düzenleyecek. Yani partiler ve kişilerin değil, milletin dediği olacak.
İSTİKRAR TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ AÇAR
Baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin 95 yıllık geçmişinde 65 kez hükümet kurulduğunu görüyoruz. Bu da 2 yıl ortalamayı bile bulmayan hükümetler anlamına geliyor. Bununla ilgili yaşanmış, bizim de şahit olduğumuz somut bir örnek verirsek; Eski bir Büyükşehir Belediye Başkanı, dönemin bakanına altına imza atmadığı, bu nedenle gerçekleştiremedikleri bir projeden bahsediyor. Bakan’ın cevabı ise “Nasıl olsa imzalarız diye düşündük ancak görevde 2-3 ay kalabildik. Yoksa imzalayacaktım” şeklinde oluyor. Bu örnek, ülkenin büyümesi için istikrarın ne kadar önemli olduğunu açıkca gözler önüne seriyor.
Ülke yönetiminde son 15 yıllık dönem hariç bir istikrarsızlık söz konusu. Yarınları belirsiz olan, geleceği karanlık olan bir Türkiye’den; ekonomisi güçlü, sanayisi güçlü, dünyanın en büyük yatırımlarına imza atan bir Türkiye’ye doğru ilerliyoruz. Türkiye’nin daha da büyümesi için istikrarlı bir hükümet sistemi kaçınılmazdır. Türkiye’nin başlattığı büyüme hareketinin sürmesi için istikrardan yana olmalıyız.
KOALİSYON KORKUSU ORTADAN KALKMALI
Yeni sistemle birlikte, tamamen mili iradeye bağlı, milletine hesap verecek, milletine karşı sorumluluk sahibi hükümetler olacak. Bu da siyasi partilerin seçimlere güçlü adaylarla girmesine, milleti kandıracak vaatler yerine, arkası dolu vaatlerde bulunmasına neden olacak. Çünkü vaatler yerine gelmediğinde, o hükemete hesabı yine o millet soracak. Seçim sonrası koalisyon korkusu yerini, millete hizmet etme, hükümet olarak görevini yapma, iş, ekonomi, huzur, refah seviyesi gibi olgular üzerinde yoğunlaşmaya bırakacak.
2050’DE EKONOMİSİ EN İYİ İLK 10 ÜLKE ARASINDAYIZ
Çağımızda bir ülkenin büyüklüğü, ekonomik bağımsızlığına, ekonomik gücüne doğru orantılıdır. Her geçen yıl güçlenen, ekonomik bağımsızlığı daha da artan bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu da Avrupa devletleri için ciddi bir tehdit unsuru oluşturuyor. Rakamlar üzerinden konuşursak; Dünya Ekonomi Forumu 2017 Şubat raporuna göre; dünyanın ekonomisi en büyük 10 ülkesi arasında sırasıyla Amerika, Çin, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Hindistan, İtalya, Brezilya ve Kanada yer alıyor. Aynı raporun 2030 yılı ve 2050 yılı tahminlerine baktığımızda; 2030 yılında Çin ilk, Hindistan ikinci sırada yer alacak; Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi 3. sıraya gerileyecek. 2050 tahminlerinde ise Fransa ilk 10’un içerisinde yok; İtalya, ilk 20’de değil; ülkemizin ise en iyi ekonomiye sahip dünya ülkeleri arasında ilk 10’da yer alacağı öngörülüyor. 2050 tahminlerine göre İngiltere ile 10. sırayı paylaşıyoruz. Bu rakamlar, Avrupa ülkelerinin ‘neden hayır politikası güttüğünü’ açıkça ortaya koyuyor.
16 NİSAN BU ÜLKE İÇİN BİR MİLAT
16 Nisan sıradan bir referandum değil, Türkiye’nin geleceği için, yarınları için bir milat. Parlamenter sistemin işlevini yerine getirmediği bir Türkiye söz konusu. Yönetsel istikrarı sağlamak, birkaç güçlü hükümet dışında yönetimlerde olan istikrar sorununu ortadan kaldırmak, Türkiye üzerine oynanan oyunları bozmak adına 16 Nisan’da milletçe sandığa gideceğiz. Böyle bir fırsat her zaman ele geçmez. Bu bir seçim değil, iktidar mücadelesi değil, parti işi değil, tek adamlık işi değil, bu iş milletin işi. Bizim işimiz. İşimize, ülkemizin geleceğine sahip çıkmalıyız.