1982 Anayasasının Darbeci Ruhu Zayıflıyor
1982 Anayasasının Darbeci Ruhu Zayıflıyor
16 Nisanʹda yapılacak halk oylamasına sayılı günler kala, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Yücel Acer bilgilendirmelerde bulundu. Oylanacak referandumla, 1982 Anayasasının Darbeci Ruhunun Zayıflayacağını belirten Acer, yaptığı değerlendirmelerde şunları söyledi;
Neredeyse son 20 yıl boyunca hemen her kesim, 1982 Anayasa’sının darbeci ruhundan şikâyet etti. Tamamen yeni bir Anayasa yapılması konusunda hemen her kesim hemfikirdi. Hatta, son yıllarda iktidar ve muhalefet bir araya gelip, yeni sivil bir anayasa için “Anayasa uzlaşma Komisyonu” kurmuşlar, Şubat 2016’dan başlayarak toplantılar yapmışlardır.
Uzun yıllar boyunca oluşmuş bu denli uzlaşıya rağmen, yeni bir anayasa yapılması mümkün olamadığı gibi, Anayasa’nın esaslı maddelerinde bir değişiklik dahi mümkün olamadı. Günümüze kadar Anayasa’nın değiştirilebilen maddeleri ise, darbe ruhunu kaldıracak önemde ve kapsamda olmaktan çok uzak kaldı.
Anayasa’nın değiştirilmesi konusunda uzlaşılamayan hususlar, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhunu değiştirmek ya da yeni bir anayasa yapmak noktasında değil, bu ruhla doğrudan alakası olmayan ama mevcut siyasi konjonktürde siyaseten uzlaşılamayan noktalardan kaynaklanmıştı. Bu nedenle de, temel maddelerdeki değişiklik ihtiyacı da gerçekleşememiş oldu.
1982 Anayasası’nın darbeci ruhu, darbeyi gerçekleştirenlerin cumhurbaşkanlığı makamında olacağı anlayışı ile hazırlanmış olmasından kaynaklanmakta. Anayasa’nın halkoyuna sunulduğu referandumda, Kenan Evren’in de cumhurbaşkanlığı aynı anda oylandı ve Anayasa’nın kabulü ile beraber Kenan Evren’de cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Bu anlayışla 1982 Anayasası, cumhurbaşkanına herhangi bir parlamenter sistemde görülmeyen yetkiler vermekteydi. Hatta öyle denilebilir ki, Kenen Evren’in kendisi dahi, bu haliyle bu anayasanın kendisi için tasarlandığını ve kendisinden sonra muhtemelen değiştirileceğini ve “sivilleştireceğini” düşünmekteydi. Aynı zihniyetin, bunu geciktirmek için, Anayasa’nın değiştirilmesine yol açabilecek girişimlere karşı şiddetle durulduğunu, sivil bir cumhurbaşkanına dahi şiddetle karşı çıkıldığını biliyoruz. 1982 Anayasası’nın ilk sivil cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına, “alışamadık” kampanyaları ile karşı çıkılmıştı.
İşte tam da bu noktada, 16 Nisan’da halkoyuna götürülecek anayasa değişikliğine durup tekrardan bir bakmak gerekiyor. Esasen bu değişikliklerin, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhunu kaldırıp kaldırmadığı ya da en azından bu ruhu zayıflatıp zayıflatmadığı açısından özellikle bakılması gerekir. Referandum ile halkoyuna sunulacak değişiklikler, aslında yıllardır özlemi çekilen, Anayasa’da köklü değişikliğin, yine partiler arası uzlaşıyla olamasa da, halka gidilerek yapılması çabasıdır. Peki, bu değişiklikler, 1982 Anayasası’nın kurduğu ve temel yetkilerin çarpıtılarak dağıtıldığı sistemi normalleştireme sonucu doğuracak mı? Bir başka deyişle, bu değişiklikler, aslında hemen her kesimin beklentisi olan, Anayasa’nın darbeci ruhunun değiştirilmesine yönelik bir etki de yaratmakta mı?
1982 Anayasası’na bu ruhu veren birkaç temel niteliği bulunmakta. Bu temel niteliklerinin başında, Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiler geliyor. 1982 Anayasası’nın 104. maddesi Cumhurbaşkanı’na verilen yetkileri doğrudan düzenleyen hükümler içermekte. Genel bir bakış dahi, mevcut hali ile, ayrı bir hükümet sistemi (bakanlar kurulu) varken, Cumhurbaşkanı’na verilen yetkilerin, ne denli aşırı olduğunu göstermekte. Meclis’in kabul ettiği yasaları geri çevirmekten, Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar vermeye, hükümeti kuracak kişiyi belirlemekten, bakanları atamaya, bazı yargı kuruluşlarına üye seçmekten, bakanlar kurulu vasıtası ile kanun hükmünde kararname çıkarmaya kadar hemen bütün temel alanlarda yetki sahibi durumda. Anayasa’nın söz konusu 104. maddesi dışındaki bazı maddelerde Cumhurbaşkanı’na daha birçok yetki verilmekte.
Bütün bu yetkilere rağmen Cumhurbaşkanı’nın, hem siyasi hem de hukuki bir sorumluluğu bulunmamakta. Sorumluluğunu düzenleyen Anayasa’nın 105. maddesi, “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur” demektedir. Devamında ise “Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz” hükmü yer almakta.
Yapılacak referandumla halkoyuna sunulacak anayasa değişikliklerinin aslında bu “darbe ruhu” taşıyan maddelerin değiştirilmesi gibi önemli bir içeriği olduğunun bilinmesi önem taşımakta. Zira, Cumhurbaşkanı’nın mevcut yetkilerine nispeten yetkileri çok genişletilmese de, haklın seçtiği bir Cumhurbaşkanı’nın hak ettiği yetkileri teyit edilmekte ve yetkileri karşılığında sorumlu bir makam haline getirilmekte. Yeni durumda, Cumhurbaşkanı, seçime giden ve dolayısı ile siyaseten sorumlu bir kişi olmasının yanı sıra, Meclis’in salt çoğunluğunun kararı ile hakkında inceleme yapılabilen ve 5/3 çoğunluğunun oyu ile hakkında meclis soruşturması açılabilen bir makam haline gelmekte. Meclis, Cumhurbaşkanı’nı ve bakanlarını, “meclis araştırması”, “genel görüşme, “meclis soruşturması” ve “yazılı soru” yöntemleri ile denetleyebilecek duruma gelmekte.
Özetle, Anayasa’daki bu değişikliklerle, sorumsuz bir cumhurbaşkanından, yetkileri ve sorumluluğu belli, siyaseten halka ve Meclis’e karşı sorumlu, eylemlerinin de hukuka taşınabileceği bir cumhurbaşkanı haline gelmekte.
1982 Anayasası’na darbeci ruhu veren bir başka niteliği, sanılanın aksine zayıf bir Meclis oluşturmuş olmasıdır. Meclis, çok büyük yetkilerle donatılmış hatta aslında icranın (hükümetin) başı konumunda olan Cumhurbaşkanı’nı hiç sorgulayamayan bir meclis konumunda. Öte yandan, Meclis’ten çıkan hükümet ile Meclis’in çoğunluğunu oluşturan siyasi parti örtüşmekte, dolayısı ile Meclis fiilen hükümetin tahakkümü altına girmekte. Cumhuriyet tarihinde sadece iki azınlık hükümeti kurulabilmiş, diğer bütün hükümetler,-koalisyon ya da tek parti- meclisteki çoğunluk siyasi parti ya da partiler çoğunluğu ile örtüşmüş, bu da Meclis’i ya da vekillerin çoğunluğunu, fiiliyatta Cumhurbaşkanı dahil hükümetin tahakkümü altına koymuştur. Sonuçta, iktidar partisi vekillerine ya da hükümete yönelik Meclis denetimi, uygulamada neredeyse hiç işleyememekte, gensorular reddedilmekte.
Referanduma götürülen değişikliklerle birlikte, her şeyden önce hükümet, Meclis’teki vekillerden oluşmamakta. Bir başka deyişle, vekiller aynı zamanda bakan olamamakta. Bu durum, her şeyden önce Meclis’in, bağımsız, kendine has bir kişiliğinin oluşacağı anlamına gelmekte. Meclisteki çoğunluğu sağlamış parti ile Cumhurbaşkanı’nın ilişkili olduğu siyasi parti örtüşemeyebilecek, bu da Meclis’in kendine has varlığını ve kişiliğini gösteren bir başka unsur olacaktır. Öte yandan, Meclis, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna üye seçebilir bir meclis konumuna gelmekte.
Böylelikle, Meclis, yeni sistemle, hükümetten bağımsız kendine has bir kişiliği olan, hükümeti denetleyebilen ve yargı organlarına üye seçebilen daha güçlü bir meclis haline gelmekte.
1982 Anayasası’nın güçlü cumhurbaşkanı, daha zayıf hükümet ve meclis kurgusu, Anayasa’nın darbeci ruhunun temel unsurlarıdır. Referanduma giden değişiklikler, daha güçlü hükümet ve daha güçlü bir Meclis oluşturmakta. Sonuç olarak, 1982 Anayasası’nda referandum sonrasında kabul edilecek muhtemel değişiklikler ile, sadece yeni bir hükümet sistemi kurulmuyor, 1982 Anayasası’nın darbeci ruhu da büyük oranda zayıflatılıyor olacak.