“TROYA MÜZESİ BİR HAFIZA MEKANI”

Çanakkale’de gerçekleşen kazılar sonucunda ortaya çıkan bilgileri paylaşmak, kentteki arkeolojik kazıları ve yüzey araştırmalarını değerlendirip sunmak amacıyla düzenlenen 1.Troas Sempozyumu başladı.

Açılış konuşmasında Troya’nın önemini vurgulayan Müze müdürü Rıdvan Gölcük, “Burası bir hafıza mekanı. Hafızanın tek görevi depolamak değildir. Hafıza aynı zamanda yorumlar, aynı zamanda yeniden inşa eder. Anadolu adına bu inşayı yapacak. O yüzden Troya Müzesi sadece iyi bir inşaat, mimari proje değildir. Anlamı çok büyüktür” dedi.
 Troya Müzesi’nde iki gün boyunca sürecek olan 1.Troas Sempozyumu Çanakkale Valiliği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektörlüğü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Kültür Varlıkları Koruma Bölge Müdürlüğü, Troya Müzesi Müdürlüğü ve İÇDAŞ tarafından düzenlendi. Sempozyuma, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Murat, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kemal Dokuz, Troya Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, Çanakkale bölgesindeki arkeolojik alanların kazı başkanları, üniversitenin arkeoloji bölümü öğrencileri ve vatandaşlar katılım sağladı.
“TROYA MÜZESİ SADECE İYİ BİR İNŞAAT DEĞİL”
Troya Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, düzenlenen sempozyumla ilgili, “Çok kısa bir süre içerisinde hocalarımızın, il müdürlüğümüzün ve İÇDAŞ’ın katkılarıyla bu sempozyumu düzenlemeye karar verdik. Hocalarımız Kazılar Sempozyumunda bir yıl boyunca yaptıkları bu kazıları paylaşıyorlar. Aynı zamanda niçin bunu tekrar Çanakkale’de özelliklede Troya Müzesi’nde paylaşma ihtiyacı doğdu. Şu anda Troya Ören Yeri’nde bulunuyoruz. Köyümüzün hemen yakınında ve mülkiyeti bizlere ait. Bizim Troya Müzesi’nden beklentimiz nedir. Troya Müzesi sadece inşaat projesi midir? Bu bölgede turizmi biraz daha tetikleyecek, bölgeyi biraz daha renklendirecek bir çalışmamızdır. Troya Müzesi bir hafıza mekanıdır. Hocalarımız bir yıl boyunca karış karış bu toprakları gezdiler. Santim santim kazdılar ve o verileri bu müzeye aktarıyorlar. Burası bir hafıza mekanı. Hafızanın tek görevi depolamak değildir. Hafıza aynı zamanda yorumlar, aynı zamanda yeniden inşa eder. Anadolu adına bu inşayı yapacak. O yüzden Troya Müzesi sadece iyi bir inşaat, mimari proje değildir. Anlamı çok büyüktür. Yurt dışında doğmuş topraklarımızdan uzak kalmış yurttaşlarımızı ilk aldığımız nokta bu müze olacak. Troya Müzesi’nde Anadolu’nun üzerinde yaşadığımız toprakları tekrar hatırlamaya başlayacaklar. Yurt dışından yabancı ve başarılı öğrenciler alındı Türkiye’ye getirildi. O başarılı öğrencilere Türkiye anlatıldı. Anlatıldığı noktalardan bir tanesi de burasıdır. Troya Müzesi aynı zamanda kültürel diplomasinin de Türkiye adına merkezlerinden birisidir” şeklinde konuştu.
“BİR DESTANLAR ŞEHRİ ÇANAKKALE”
İl Kültür ve Turizm Müdür Kemal Dokuz da sempozyum öncesinde kısa bir konuşma yaparak, “Çok özel bir günde, çok güzel bir coğrafyada bulunuyoruz. Bizim farkında olduğumuz bu durumu, tüm dünyada farkındalığını tekrar oluşturmak için çaba gösteren sizlere bakanlığımız çeşitli kültürel etkinlikler yapıyor. Bugünde birincisini yapıyoruz ama önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Gururla ifade ediyorum ki nüfusumuzla, coğrafi büyüklüğümüzle kıyaslanamayacak, kültürel, tarihsel mitolojik öneme sahip bir ilimiz var. Bir destanlar şehri Çanakkale. Tam 5 bin yıldır tarihe şahitlik ediyor. Mitolojik Troya Destanı’nda yakın geçmişimizin şanlı Çanakkale Destanı’na kadar yaşanan olaylara ev sahipliği yapan bir şehir. Yerli ve evrensel değerlerin toplamı burada. Dünya kültür mirasının en önemli parçası UNESCO’nun 1998’De Dünya Kültür Miras Listesi’ne koyduğu Troya Antik Kenti yine burada. Paris’in kenti Parion, felsefeci Aristo’nun şehri Assos yine Çanakkale’mizde. Dünyanın ve ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle ilgili doğru orantılı her yıl gelişen en canlı sektör. Yani bacasız sanayi, uluslararası yeni bereket alanı. Global aktör olmanın, olmazsa olmazı günümüzün en gelişkin ülkelerin, en gezgin turist alması da tesadüf değil” dedi.
“2023 YILINDA 78 MİLYON TURİST, 65 MİLYAR DOLAR”
“Ülke olarak bir turizm atağında olduğumuz hepimizin bir gerçeği” diyen Dokuz, “Geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığımız 2023 hedeflerini tekrar revize etti. Bunlar çok olumlu gelişmeler. ‘50 milyon turist, 50 milyar dolar gelir’ dedi. Şimdi rakamlar çok iyimser ve düzgün gidiyor. Olumlu gelişmeler seyrediyor ki 2023 yılında 78 milyon turist, 65 milyar dolar gelir bekleniyor. Bu da ülkemiz adına çok güzel ve olumlu bir gelişme. Taşıdığı turizm çeşitliliğiyle marka olabilmenin tüm potansiyeline sahip, sahip olduğu tarihsel geçmiş ve birikimle kimlikli kent sıfatını hak eden bir coğrafyadayız. Bu şansımızı bir fırsata çevirmek, çabalarımızı ortaklaştırıp doğru bir zeminde yürümek mümkün olur diye düşünmekteyim. Ben hepimizin bildiği turizm zeminini diğer bir değişle fırsatlarımızı bir kez daha altını çizmek isterim. Turizm için gerekli olan tüm çeşitliliğimiz, günümüz gezginlerinin tercih edebileceği tüm farklı tercih seçeneklerini karşılayabilecek zenginliğe Çanakkale sahiptir. Deniz, güneş turizmi, sörf turizmi, dalış, turizmi, inanç turizmi, konferans turizmi,  termal turizm Çanakkale olarak sahip olduğumuz turizm çeşitliklerimizden bazıları. Dışımızdaki örneklerle kıyasladığımızda yakın çevremizin ilimizdeki turizm potansiyeli arzı karşısında ne kadar fakir olduklarını rahatlıkla görebilmekteyiz. Komşularımızın bu durumu tanıtım, halkla ilişkiler çalışmalarıyla avantaja çevirdikleri hepimizin malumu. Eşsiz güzellikte boğaza sahip, üzerinde dünyanın bildiği iki önemli savaşın yaşandığı, bozulmamış doğası çevresi kirlenmemiş denizi saklı cennet adaları, mitolojik Kaz Dağları, dünya kültür mirası Troya’sı gibi zenginlikleri tüm dünyaya nasıl aktarabiliriz derdindeyiz” ifadelerini kullandı.
“TURİZME BAĞIMLI HALA GETİREBİLECEK POTANSİYELE SAHİBİZ”
Dokuz, konuşmasının devamında şunları belirtti: “Troya ile ilgili 2 yıl önceki verileri verecek olursak, Troya Ören Yeri’nde 2018’de 535 bin kişi ziyaretçi alırken, 2017’de 330 bin kişi alıyordu. Şuan verilerle gerçekten turizmde Türkiye’deki olumlu gelişmeyle aynı paralel büyüyor. Bu senede ümidimi 600-650 bin civarında bir rakama ulaşmayı hedefliyoruz.  Yeni açılan bu Troya Müzesi’de bu rakamlara katkıda bulunduğunu ifade edebiliriz. 2018 yılının Troya yılı ilan edilmesi ve Anadolu’nun kadim değeri Troya’yı insanlıkla buluşturacak Troya Müzesi’nin açılmasıyla birlikte ziyaretçi rakamları da gittikçe yükseliyor. Prestij olabilecek marka şehirler sıralamasında öndeyiz. Yerli, yabancı ziyaretçilerin bu kentte ve tabii ki turizme bağımlı hala getirebilecek potansiyele sahibiz. Kentleri birbirinden ayıran kimlik özelliğini barındırmaktayız. Bu sempozyumun hayırlı olmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Murat ise yaptığı konuşmada; “Çanakkale’de başarı, azim, inanç, bu iman olmasaydı milli mücadele başarılı olmazdı. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere birçok paşa bu ruha inandılar. Millet bu ruha inandı. Çanakkale’de destan yazılmasaydı moraller çökmüş, bitmiş olacaktı. Ama Çanakkale ruhu milli mücadeleyi başlattı. O dönemde İngiliz mandasını kabul eder gibi tartışmaların başladığı dönemlerdi. Ama Çanakkale bize ruh verdi. Milli mücadeleyi başlattı. Türk milleti, ‘Çanakkale geçilmez’ dedirtti. Anadolu’dan Türk milletini topyekûn yok etmeye çalışan sözüm ona emperyalist devletler oyunları bozuldu” ifadelerini kullandı.
 “GEÇMİŞİMİZİ BİLMEZSEK GELECEĞİMİZİ DE DİZAYN EDEMEYİZ”
Sempozyumda ilk konuşmayı Coşkun Özgünel gerçekleştirerek, Türk arkeolojisinin geçmiş olduğu süreci anlattı. Arkeoloji bölümünün önemine dikkat çeken Özgünel, “Geçmişimizi bilmezsek, neler yaptığımızı bilmezsek geleceğimizi de dizayn edemeyiz. Yurdumuz için de geçerli olan bu düşünceler, cumhuriyet tarihimizin başlangıç yıllarında Ulu Önder Atatürk tarafından bizlere değişik biçimde belirtmiştir. Şöyle der Ulu Önder; ‘Dünyada her şey için, maneviyat için, hayat için, muafakiyet için en hakiki mürşit ilimdir.’ Batının kültürel gelişimi yanında teknolojideki yakalanamayan yükselişi hiç kuşkusuz geçmişini ve geçmişteki olayları ve de insanı tanıması ve özümlemesi ile oluşur. İnsanoğlu neolitik devrimi nasıl yapmışsa 21.yüzyıl insanı da geçmişin öğretilerinden yola çıkarak, Sanayi Devrimi yanında uzay bilimini de gerçekleştirmiştir. Geçmişin irdelenmesinde hiç kuşkusuz sosyal içerikle bakarsak tarih ve arkeoloji bilimlerine önemli görevler düşer. Sanayileşme ve ekonomide var olma da vazgeçilmez diğer bilmemiz gereken bilim dallarıdır. Bu yönden hareket ederek ben yurdumuzda özellikle Cumhuriyet döneminin belirli bir zaman dilimindeki arkeolojik etkinliklerine kısaca bakmak istiyorum” dedi.
Özgünel, “Türkiye Cumhuriyeti kurulurken bir takım zorlukların acıların geçirildiğini hepimiz çok iyi bilmekteyiz. İşte arkeoloji bilimi kimi zorlukların sağlıklı bir biçimde çözülmesine olanak sağlar. Şöyle ki; üzerinde yaşadığımız toprakları her şeyiyle içimize sindirirsek veya benimsersek ancak o zaman Atatürk’ün bizlere buyurduğu çağdaş uygarlık yarışına katılabilme olanağına ve aklına ulaşacağız. Nitekim Ulu Önder 1925 yılında verdiği bir söylemde çağdaşlaşmanın bir takım devrimlerle olabileceğini söyler. Şöyle der; ‘Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen zamana uygun ve bütün anlam ve biçimleri ile medeni bir sosyal toplum durumuna ulaştırmaktır. İnkılâplarımızın temel ilkesi budur. Bizler Anadolu ve Trakya bölgelerinin sahipleri olarak bu topraklara girişimiz öncesiyle Osmanlı dönemi öncesi kimlerin bu yörelerde yaşadıklarını birinci derecede bilmemiz gerekir.’ Atatürk, Türk ulusunun yıllardan beri savaş alanlarında kazandığı yenginin ulus olmaya yetmeyeceğini ve uygar bir ulus olması için kültür düzeyinin çağdaş toplumlar düzeyine erişmesi gerektiğine inanır. Bir milletin büyük bir ulus olabilmesi ancak yaşadığı topraklardaki tarihini iyi bilmesinden gerçekleşir. İşte arkeoloji bundan gereksinim vardır” diye anlattı.
“ALACAHÖYÜK KAZISI İLKLERİN YAPILDIĞI KAZI OLARAK ÖNEMLİDİR”
Türk arkeolojisinin kurulmasına değinen Özgünel, “Atatürk’ün açtığı eğitim ve kültür seferberliği içinde onun ilkelerine uygun bir biçimde yeşerip filizlendi ve bugünkü çağdaş düzeyine ulaştı. Türk arkeolojisinin çağdaş düzeye erişmesinde Ulu Önder’in bu konudaki düşüncelerini zamanın Milli Eğitim Bakanı olan, ilkelerini en iyi bir biçimde özümleyen ve yardımcı olan Dr. Reşit Galip’in büyük atılımları vardır. Yurdumuzda arkeolojinin bu denli gelişmesine ve önem kazanmasına sebep, Türk tarih ile ilgili çalışmalar sırasında ortaya çıkan bir takım zorluklardır. Bu zorlukların aşılmasında bir dernek olarak Atatürk tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu çatısı altında oluşan çalışmalar sırasında eski çağ Türkiye tarihini çok iyi bir biçimde araştırılması istenir. Arkeolojik kazıların başlaması, Türk Tarih Kurumu’nun 15 Eylül 1932 tarihinde yaptığı bir yönetim kurulu toplantısında, tarih ile birlikte arkeolojinin çok iyi bilinmesi gerekliliği ortaya çıkar. Yazılacak kitap için Anadolu’nun eski tarihinin iki ana bölümde toplanması kararlaştırılır. Bunlar İç Anadolu kavimleri ile Ege Havzası kavimleridir.  Bu kavimlerin tüm uygarlık kalıntılarının incelenmesi için doğal olarak arkeolojiye daima ihtiyaç duyulur. Somut belgeler ancak arkeolojik kazı ve çalışmaları ile gerçekleşir. 1935 yılı Türk arkeolojisi için bir dönüm noktasıdır. Nasıl ki İÇDAŞ’ ta Troas bölgesi arkeolojik bir ivme bir atılım kazanmışsa 1935 yılı da Türk arkeolojisi için öyledir. Alacahöyük kazısı ilk ulusal kazı olarak nitelenir. O zamanki Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm olanakları dünyaya duyurulur. Alacahöyük kazısı arkeolojik araştırmalar tarihimiz içinde ilklerin yapıldığı kazı olarak da önemlidir. Bunu genç arkadaşlarıma birkaç örnek vermek istiyorum; ilk ulusal Türk kazısı olma onuru, Türk Tarih Kurumu’nun ilk kazısı olma onuru, bilimsel bir kazıda çalışması gerekli olan elemanlardan mimar, fotoğrafçı, restoratör gibi temel kazı elemanlarının ilk kez Alacahöyük kazı ekibinde yer alması, ilk taşıtın Alacahöyük kazısına satın alınması, ilk kamulaştırmanın yapılması, kazı ekibinin 1939 yılında ilk kez bir hanım öğrencinin kazıya katılması. Bunları kısaca sizlere anımsatmak benim için çok önemli bir olgu” şeklinde konuştu.
“TROYA MÜZESİ KUTSAL BİR YAPI”
Coşkun Özgünel, konuşmasında son olarak, “Troya Müzesi kutsal bir yapı olarak ben onu irdeliyorum. Bir proje kurula geldiği zaman tamam dedim biz arkeologların kabesidir dedim. Güzel bir binaydı, yapıldı. Türkiye’de benim gördüğüm Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzelerinden sonra böyle bir yapıtın ortaya konmasında emeği geçenlere hepimize şükran borcu var. Bunun yapılışında Kültür Bakanlığı, Kültür Müdürlüğü ve müze müdürlüğü özveri verdiler. Troas bölgesindeki ilk yabancı kazı Apollon Smitheus Tapınağı kazılarıdır. 1866 yılında oradaki kazıları yapmıştır ama Troya’nın en büyük özelliği bu coğrafyada bu kuzey batı Anadolu’ya yapılan üç topyekûn savaşın oluştuğu yerdir” diyerek Apollon Smitheus Tapınağı’nın kazıları hakkında detaylı bilgilendirmede bulundu.
ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Murat ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Dokuz, Prof. Dr. Coşkun Özgünel’e uzun yıllardır Troas bölgesinde gerçekleştirdiği kazı çalışmalarından ötürü teşekkür plaketi takdim edildi.
Program; Prof. Dr. Nurettin Arslan’ın Assos kazıları çalışmalarını, Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın Troya kazılarını, Prof Dr. Vedat Keleş’in Parion kazıları çalışmalarını ve Arkeolog Özgür Çavga ve Zülküf Karakuş’un Güreci Üstünlü Mevkii Mozaik Kurtarma Kazıları anlatmasıyla sona erdi. Bugün de (25 Ekim Cuma) sempozyumda tarihi ören yerleri ve kazı alanlarındaki çalışmalarla ilgili kazı başkanları Prof. Dr. Erhan Öztepe, Doç. Dr. Göksel Sazcı, Prof. Dr. Zeynep Koçel Erdem, Prof. Dr. Halime Hüryılmaz, Prof. Dr. İsmail Özer, Doç. Dr. Reyhan Körpe ve Prof Dr. Ayşe Çaylak Türker’ın sunumlarına yer verilecek.

PAYLAŞ