Yaşam Haber Girişi: 10.05.2021 - 00:00, Güncelleme: 02.09.2021 - 15:40

Müftü Kabukçu, ‘Sadaka’ Hakkında Bilgi Verdi

 

Müftü Kabukçu, ‘Sadaka’ Hakkında Bilgi Verdi

Çanakkale İl Müftülüğü tarafından Ramazan ayı boyunca ‘Ramazan Sözlüğü’ canlı yayın programında İl Müftüsü Şükrü Kabukçu ‘Sadaka’ konusunu işledi. Kabukçu, sadakanın birçok çeşidi olduğunu söyleyerek, bu çeşitler hakkında bilgi verdi. Müftü Kabukçu, “Bir insan bir iyilik yaparken elbette ki Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, başa kakmaz. Bu ister zekat olsun, isterse tatavu dediğimiz sadaka olsun. Hiçbir suretle bir Müslüman bir başka Müslüman’a veya insana yapmış olduğu iyiliği hatırlatacak söz ve davranışlarda bulunmaz, bu doğru değildir. Bu yapmış olduğu iyiliğin bereketini sevabını noksanlaştırır” dedi.
Çanakkale İl Müftüsü Şükrü Kabukçu, ‘Sadaka’ kavramını ele aldığı programda, Ramazan’da sadakanın önemini de vurguladı. Müftü Kabukçu “Sadaka, gönüllü olarak veya dini bir vecibeyi yerine getirmek üzere ihtiyaç sahiplerine yapılan maddi yardımdır. Dinin öğrettiği sadaka kavramı, sadece dilencilere verilen veya ihtiyaç sahibine verilen bir miktar yardımı ifade etmez, daha geniş bir anlamış vardır” diyerek konuşmasına başladı. “Beş Tür Sadaka Vardır” Kabukçu, sadakanın beş çeşidini ayrıntılı bir şekilde anlatarak, “Fakihler, ayet ve hadislerdeki kullanımları dikkate alarak beş tür sadakadan söz etmişlerdir. Birincisi; İslam’ın beş şartından ve farz ibadetlerinden biri oluşturan sadaka, ki biz buna zekat diyoruz, birçok ayet ve hadiste kelime bu anlamıyla geçer. Normalde sadaka anlamı vardır ama burada kast edilen elbette ki farz olan zekattır. Bu birinci şıktan üzerine tereddüt eden hiçbir kardeşimiz vazgeçemez yani uzak duramaz. İkincisi; bedenin zekatı olmak üzere, Ramazan’ın sonunda vacip olmak üzere sadaka-ı fıtır ki biz buna fitre diyoruz. Bu da Hanefi mezhebinde vaciptir, bunu da şartları tutan hiçbir kardeşimiz vazgeçemez. Üçüncüsü; kişinin kendi iradesiyle üstlendiği, yükümlülük anlamında, herhangi bir meşru işi olursa şu kadar tasaddukta bulunmak istiyorum demesi. Bu da nezir olduğu için kendi üzerine vaciptir, bunu da en kısa zamanda yerine getirmesi kendisi için görevdir. Dördüncüsü; belirli suç veya hataların telafisi amacıyla Allah hakkı olarak infası farz olan fidye ve kefaret kapsamındaki sadakalardır. Bunlar da elbette vaciptir, yerine getirilmesi zorunludur. Bunlardan da feragat etmesi kişinin mümkün değildir. Beşincisi; hiçbir gerekçesi yok iken gönülden çıkarılıp verildiği, ilk dört madde zorunludur fakat beşincisi kişinin kendiliğinden dilediği kadar ihtiyaç sahibi bir insana veya ihtiyaç sahibi olmayan bir insana ikramda bulunması elbette ki sadakadır” diye sıraladı.  “Müslüman İyiliği Hatırlatacak Söz Ve Davranışlarda Bulunmaz” “Ayet ve hadisler sadaka vermeye teşvik ettiği gibi, bunun insan onurunu kırmayacak şekilde gerçekleştirilmesine büyük önem vermiştir” diyen Kabukçu, “Bir insan bir iyilik yaparken elbette ki Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, başa kakmaz. Bu ister zekat olsun, isterse tatavu dediğimiz sadaka olsun. Hiçbir suretle bir Müslüman bir başka Müslüman’a veya insana yapmış olduğu iyiliği hatırlatacak söz ve davranışlarda bulunmaz, bu doğru değildir. Bu yapmış olduğu iyiliğin bereketini sevabını noksanlaştırır” dedi. Dilenmek konusu hakkında da bilgi veren Kabukçu, “Din, dilenmeyi tavsiye etmiyor yani el açmak değil. Bir söz var ya; ‘Veren el alan elden üstündür.’ Müslümanlığın inancı, düşüncesi, felsefesi kendi nefsi ve ailesi için çalışmak, üretmek; ikincisi olarak etrafındaki ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmak için de çalışmaktır. İnsanlık hali herhangi bir hastalık, kaza halinde tüm çabasına rağmen elinde imkan yoksa ihtiyaç sahibi ise elbette ki o hak sahibi zekattan da alır, değilse sadakadan da alabilir” şeklinde belirtti. Sadaka Taşlarından İsteyen Sadakasını Alıyor Kabukçu, “Bizim kültürümüzde özellikle Osmanlı Medeniyetinde, sadaka taşları çok önemli yer tutmaktadır. Bizim içinde bulunduğumuz zaman şartlarında bunu anlamamız çok kolay değil ancak bir toplumun ahlak örgüsü birbirini tamamlar mahiyettedir. Komşuluktaki ticaretteki güzellikler elbette ki hayatın diğer kısımlarına da yansır. Bu sadaka taşları, genellikle camilerin girişinde içi oyulmuş bir taş olarak, sadaka bırakmak isteyenin bıraktığı almak isteyenin aldığı bir nesnedir. Bunun en güzel yanı sadakasını oraya bırakan kardeşimiz bunun kime gittiğini bilmiyor, ihtiyacı kadar sadaka alan kardeşimiz de ne kadar bırakıldığını bilmiyor. Şeklen de görüntü olarak da insanların birbirine bir minnet borcu kalmıyor. Bunun o tarihlerde yapılmış olması tabi ki kurulan medeniyetin ne kadar yüksek ahlaki değerler ile donatıldığını görüyoruz. Biz bugün evlerimize kilit üzerine kilit koyarken, o dönemi insanın ahlaki öyle bir düzeydeymiş ki açıkta bir miktar parayı bırakıyor, zayi olacağı akla dahi gelmiyor ve oraya gelen ihtiyaç sahibi de ihtiyacı kadar alıyor. Ne muhteşem bir tablo” dedi.  “STK’ların, Derneklerin Ve Vakıfların Yapmış Olduğu Güzel Çalışmalar Var” “Bunun benzeri şekilleri günümüzde devam ediyor. Türkiye Diyanet Vakfımız başta olmak üzere, STK’ların, derneklerin ve vakıfların yapmış olduğu güzel çalışmalar var. Özellikle gıda, giyecek ile alakalı. İhtiyacı olmayan kardeşimiz geliyor bırakıyor, ihtiyacı olan kardeşimiz de geliyor alıyor. Ne bırakan ne de alan birbirini görmeden ihtiyaçlarını görmüş oluyor” diyen Kabukçu, “İnsanlara yol göstermek sadakadır, yolunu kaybetmiş insana istikametini göstermek. Bunu iki manada düşünebiliriz. Bir fiziki olarak bir yere giden insana yol göstermek, bir de manevi olarak hatalarını göstermek. Yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırıp atmak sadakadır. İnsanlığın hayrına yapılan her şeyde bir güzellik vardır”  şeklinde konuştu.  “Zayıf Bir Kimseye Güçle Yardımcı Olmak Sadakadır” Günlük hayatta sadaka sayılan diğer eylemlerden de bahseden Müftü Kabukçu, şöyle sıraladı: “Zayıf bir kimseye güçle yardımcı olmak sadakadır, zorlandığı bir işte o kimseye yardım etmek. İki kişinin arasını bulmak, iki kişi arasında adaletle hükmetmek sadakadır. Dünya hayatı gereği aramızda sıkıntılarımız olacaktır ama bu işi çözmek sadaka olarak görülür. Konuşma özürlü bir kişinin kendisini ifade etmek, hastaları ziyaret etmek sadaka sayılır. Salgın sebebiyle, etrafımızda mesai arkadaşlarımızdan sıkıntı olanlar var. Elbette ki bu kişileri ziyarete gitmek mümkün olmayabiliyor ama telefon diye bir nimet ve imkan var. Hatta telefonla konuşma da zor olabiliyor en azından mesaj yazmak, moral olarak çok önemli olduğunu düşünüyorum. Toprağa dikilen her bitki, her ağaç sadakadır. Cenazelere katılmak, maruf olan her şey sadakadır.” Kabukçu, son olarak, “Rabbim attığımız her adımda, söylediğimiz her sözde, istikamet sahibi olan kullarından eylesin. Sadakatten ayrılmayan kullarından eylesin, karşılaştığımız herhangi bir yanlış işte de ondan uzak duran, sadece kendini değil, ailesini, çevresini ve toplumu da yanlışlardan uzak tutmak için gayret gösteren bahtiyar kullarından eylesin” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çanakkale İl Müftülüğü tarafından Ramazan ayı boyunca ‘Ramazan Sözlüğü’ canlı yayın programında İl Müftüsü Şükrü Kabukçu ‘Sadaka’ konusunu işledi. Kabukçu, sadakanın birçok çeşidi olduğunu söyleyerek, bu çeşitler hakkında bilgi verdi. Müftü Kabukçu, “Bir insan bir iyilik yaparken elbette ki Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, başa kakmaz. Bu ister zekat olsun, isterse tatavu dediğimiz sadaka olsun. Hiçbir suretle bir Müslüman bir başka Müslüman’a veya insana yapmış olduğu iyiliği hatırlatacak söz ve davranışlarda bulunmaz, bu doğru değildir. Bu yapmış olduğu iyiliğin bereketini sevabını noksanlaştırır” dedi.

Çanakkale İl Müftüsü Şükrü Kabukçu, ‘Sadaka’ kavramını ele aldığı programda, Ramazan’da sadakanın önemini de vurguladı. Müftü Kabukçu “Sadaka, gönüllü olarak veya dini bir vecibeyi yerine getirmek üzere ihtiyaç sahiplerine yapılan maddi yardımdır. Dinin öğrettiği sadaka kavramı, sadece dilencilere verilen veya ihtiyaç sahibine verilen bir miktar yardımı ifade etmez, daha geniş bir anlamış vardır” diyerek konuşmasına başladı.
“Beş Tür Sadaka Vardır”
Kabukçu, sadakanın beş çeşidini ayrıntılı bir şekilde anlatarak, “Fakihler, ayet ve hadislerdeki kullanımları dikkate alarak beş tür sadakadan söz etmişlerdir. Birincisi; İslam’ın beş şartından ve farz ibadetlerinden biri oluşturan sadaka, ki biz buna zekat diyoruz, birçok ayet ve hadiste kelime bu anlamıyla geçer. Normalde sadaka anlamı vardır ama burada kast edilen elbette ki farz olan zekattır. Bu birinci şıktan üzerine tereddüt eden hiçbir kardeşimiz vazgeçemez yani uzak duramaz. İkincisi; bedenin zekatı olmak üzere, Ramazan’ın sonunda vacip olmak üzere sadaka-ı fıtır ki biz buna fitre diyoruz. Bu da Hanefi mezhebinde vaciptir, bunu da şartları tutan hiçbir kardeşimiz vazgeçemez. Üçüncüsü; kişinin kendi iradesiyle üstlendiği, yükümlülük anlamında, herhangi bir meşru işi olursa şu kadar tasaddukta bulunmak istiyorum demesi. Bu da nezir olduğu için kendi üzerine vaciptir, bunu da en kısa zamanda yerine getirmesi kendisi için görevdir. Dördüncüsü; belirli suç veya hataların telafisi amacıyla Allah hakkı olarak infası farz olan fidye ve kefaret kapsamındaki sadakalardır. Bunlar da elbette vaciptir, yerine getirilmesi zorunludur. Bunlardan da feragat etmesi kişinin mümkün değildir. Beşincisi; hiçbir gerekçesi yok iken gönülden çıkarılıp verildiği, ilk dört madde zorunludur fakat beşincisi kişinin kendiliğinden dilediği kadar ihtiyaç sahibi bir insana veya ihtiyaç sahibi olmayan bir insana ikramda bulunması elbette ki sadakadır” diye sıraladı.
 “Müslüman İyiliği Hatırlatacak Söz Ve Davranışlarda Bulunmaz”
“Ayet ve hadisler sadaka vermeye teşvik ettiği gibi, bunun insan onurunu kırmayacak şekilde gerçekleştirilmesine büyük önem vermiştir” diyen Kabukçu, “Bir insan bir iyilik yaparken elbette ki Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, başa kakmaz. Bu ister zekat olsun, isterse tatavu dediğimiz sadaka olsun. Hiçbir suretle bir Müslüman bir başka Müslüman’a veya insana yapmış olduğu iyiliği hatırlatacak söz ve davranışlarda bulunmaz, bu doğru değildir. Bu yapmış olduğu iyiliğin bereketini sevabını noksanlaştırır” dedi. Dilenmek konusu hakkında da bilgi veren Kabukçu, “Din, dilenmeyi tavsiye etmiyor yani el açmak değil. Bir söz var ya; ‘Veren el alan elden üstündür.’ Müslümanlığın inancı, düşüncesi, felsefesi kendi nefsi ve ailesi için çalışmak, üretmek; ikincisi olarak etrafındaki ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmak için de çalışmaktır. İnsanlık hali herhangi bir hastalık, kaza halinde tüm çabasına rağmen elinde imkan yoksa ihtiyaç sahibi ise elbette ki o hak sahibi zekattan da alır, değilse sadakadan da alabilir” şeklinde belirtti.
Sadaka Taşlarından İsteyen Sadakasını Alıyor
Kabukçu, “Bizim kültürümüzde özellikle Osmanlı Medeniyetinde, sadaka taşları çok önemli yer tutmaktadır. Bizim içinde bulunduğumuz zaman şartlarında bunu anlamamız çok kolay değil ancak bir toplumun ahlak örgüsü birbirini tamamlar mahiyettedir. Komşuluktaki ticaretteki güzellikler elbette ki hayatın diğer kısımlarına da yansır. Bu sadaka taşları, genellikle camilerin girişinde içi oyulmuş bir taş olarak, sadaka bırakmak isteyenin bıraktığı almak isteyenin aldığı bir nesnedir. Bunun en güzel yanı sadakasını oraya bırakan kardeşimiz bunun kime gittiğini bilmiyor, ihtiyacı kadar sadaka alan kardeşimiz de ne kadar bırakıldığını bilmiyor. Şeklen de görüntü olarak da insanların birbirine bir minnet borcu kalmıyor. Bunun o tarihlerde yapılmış olması tabi ki kurulan medeniyetin ne kadar yüksek ahlaki değerler ile donatıldığını görüyoruz. Biz bugün evlerimize kilit üzerine kilit koyarken, o dönemi insanın ahlaki öyle bir düzeydeymiş ki açıkta bir miktar parayı bırakıyor, zayi olacağı akla dahi gelmiyor ve oraya gelen ihtiyaç sahibi de ihtiyacı kadar alıyor. Ne muhteşem bir tablo” dedi.
 “STK’ların, Derneklerin Ve Vakıfların Yapmış Olduğu Güzel Çalışmalar Var”
“Bunun benzeri şekilleri günümüzde devam ediyor. Türkiye Diyanet Vakfımız başta olmak üzere, STK’ların, derneklerin ve vakıfların yapmış olduğu güzel çalışmalar var. Özellikle gıda, giyecek ile alakalı. İhtiyacı olmayan kardeşimiz geliyor bırakıyor, ihtiyacı olan kardeşimiz de geliyor alıyor. Ne bırakan ne de alan birbirini görmeden ihtiyaçlarını görmüş oluyor” diyen Kabukçu, “İnsanlara yol göstermek sadakadır, yolunu kaybetmiş insana istikametini göstermek. Bunu iki manada düşünebiliriz. Bir fiziki olarak bir yere giden insana yol göstermek, bir de manevi olarak hatalarını göstermek. Yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırıp atmak sadakadır. İnsanlığın hayrına yapılan her şeyde bir güzellik vardır”  şeklinde konuştu.
 “Zayıf Bir Kimseye Güçle Yardımcı Olmak Sadakadır”
Günlük hayatta sadaka sayılan diğer eylemlerden de bahseden Müftü Kabukçu, şöyle sıraladı: “Zayıf bir kimseye güçle yardımcı olmak sadakadır, zorlandığı bir işte o kimseye yardım etmek. İki kişinin arasını bulmak, iki kişi arasında adaletle hükmetmek sadakadır. Dünya hayatı gereği aramızda sıkıntılarımız olacaktır ama bu işi çözmek sadaka olarak görülür. Konuşma özürlü bir kişinin kendisini ifade etmek, hastaları ziyaret etmek sadaka sayılır. Salgın sebebiyle, etrafımızda mesai arkadaşlarımızdan sıkıntı olanlar var. Elbette ki bu kişileri ziyarete gitmek mümkün olmayabiliyor ama telefon diye bir nimet ve imkan var. Hatta telefonla konuşma da zor olabiliyor en azından mesaj yazmak, moral olarak çok önemli olduğunu düşünüyorum. Toprağa dikilen her bitki, her ağaç sadakadır. Cenazelere katılmak, maruf olan her şey sadakadır.”
Kabukçu, son olarak, “Rabbim attığımız her adımda, söylediğimiz her sözde, istikamet sahibi olan kullarından eylesin. Sadakatten ayrılmayan kullarından eylesin, karşılaştığımız herhangi bir yanlış işte de ondan uzak duran, sadece kendini değil, ailesini, çevresini ve toplumu da yanlışlardan uzak tutmak için gayret gösteren bahtiyar kullarından eylesin” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.