Maydos Kazısı, Balkanların Işığında Yeni Bir Tarih Okuması Geliştirdi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Göksel Sazcı’nın başkanlığında Maydos Kilisetepe Höyüğü Kazısı’nın 10. yılında çalışmalar devam ediyor. Troya’da eksik dönemlerin Maydos’ta olduğunu söyleyen Sazcı, “Balkan arkeolojisini bilmeden, burada yaptığımız kazılardaki buluntuları değerlendirmemiz çok zor” diyerek yeni bir tarih okuması izlediklerini aktardı.

Neredeyse 5 bin yıla varan geçmişiyle tarih sahnesinde önemli bir rol oynayan Maydos Kilisetepe Höyüğü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Göksel Sazcı ve ekibi ile kazılmaya devam ediyor. Koronavirüsü tedbirleri kapsamında kazı ekibinde sayıca azalma olduğunu söyleyen Sazcı, çalışmalara 1 Temmuz’da başladıklarını aktardı.
Lisans, yüksek lisans ve doktorasını,’Troya Müzesi’ fikrini ilk ortaya atan Prof. Dr. Manfred Korfmann’ın yanında bitiren tek Türk öğrenci olan Sazcı, şimdiye kadar Maydos’ta yapılan çalışmalardan bahsetti.  Sazcı, Troya ile aynı büyüklüğe sahip olmasına rağmen Maydos Kilisetepe’nin ancak 1980’li yıllarda keşfedildiğini iletti. Şimdiye kadar bu bölgedeki tüm kazıların Anadolu’da yapılan kazıların ışığında açıklandığını da aktaran Sazcı, Maydos’ta keşfedilen Balkan buluntularıyla tarih açıklamalarında yeni bir yol izlediklerini de söyledi. Kazı Başkanı Sazcı, kazı alanındaki 10 yıllık keşifleri anlatan bir kitabın müjdesini de verdi.
“BU SENE PANDEMİ DOLAYISIYLA ÇOK DAHA TEDBİRLİ BİR KAZI SEZONU GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
1 Temmuz’da küçük bir ekip ile kazı evine geldiklerini aktaran Sazcı, bu sene alınan korona virüsü tedbirlerini ve çalışmalara başlama sürecini şu şekilde anlattı: “Biz buradaki çalışmalarımıza 1 Temmuz’da başladık. Önce küçük bir ekip ile buraya geldik. İçdaş’tan sağladığımız işçiler ile önce kazı evini açtık, temizliğini yaptık. Daha sonra üç-dört gün höyüğe gidip geldik çünkü her yıl çalıştığımız alanları ‘geotekstil’ denilen bir madde ile kapatıyoruz. Bu geotekstilleri kaldırdık çünkü biz onu kazdığımız yerleri koruma amacıyla koyuyoruz. Kazı alanımız höyük olduğu için, bereketli bir toprak ve bitki üremesine çok müsait. Geotekstil ile kapattığımız alanlarda bitki üremesi minimuma erişiyor. Bu oran ne kadar az olursa sonraki yıl çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam etmemiz o kadar kolay oluyor. 6 Temmuz’da depolarımızı açtık ve resmi olarak kazılarımıza başladık. Bu yıl, her alanda olduğu gibi bizde de bir kısıtlama söz konusu. Hem maddi hem de personel hem de çalışma çeşitliliği anlamında bir kısıtlama var. Maddi anlamda hem Bakanlık’tan gelen bütçede hem de sponsorumuzun bize sağladığı olanaklarda durgunluk var. Bunlar dışında önceki yıllarda daha geniş alanlarda daha çok personel ile çalışıyorduk bunu da kısıtlamak durumunda kaldık. Tabii sadece maddi nedenlerden değil aynı zamanda covid-19’dan korunma tedbirleri kapsamında da kapasitemizi düşürmek durumunda kaldık. Önceden bir odada en az 2 kişi kalıyordu. Bu yıl herkes tek kalıyor, o yüzden personel sayımız da düşmüş oldu. 10-12 kişi arasındayız şu an da önceki yıllarda ise, bu sayı 20-25 civarındaydı. Bu sene gidip gelmeler de olmayacak, Bakanlık genelgesinde ziyaretçi yasağı da var. Yani bu sene pandemi dolayısıyla çok daha tedbirli bir kazı sezonu gerçekleştireceğiz. Kazılarımızı Eylül ortasına kadar sürdürmeyi planlıyoruz.”
“BELKİ 150 YIL SONRA MAYDOS DA TROYA KADAR TANINAN BİR YER OLACAK”
200 x 180 metre boyutu ve 32 metre rakımı ile 200 x 150 metre boyuta ve 31 metre rakıma sahip Troya’dan daha büyük olan Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün neden insanlar tarafından çok fazla bilinmediğini anlatan Sazcı, “Burasının çok bilinmemesinin farklı sebepleri var. Assos, Troya gibi yerleşimler çok uzun süredir araştırılan ve bilinen yerlerdir. Hatta Troya’nın tanıtımını Homeros, Milatta Önce 8. yüzyılda yapmıştır. Maydos’u, Mehmet Özdoğan 80’li yıllarda yüzey araştırması yaptığı esnada keşfetmiş. Yani buranın bilinmesi çok yakın zamanda olmuş, Assos’ta ya da Troya’da 1870’li yıllardan itibaren araştırmalar var. Yaklaşık 150-200 yıldır kazınan ve bilinen yerler bunlar. Heinrich Schliemann, bu bölgedeki her tarafı araştırmış. Hatta 10-15 km ileride Karaağaç tepe diye bir yer var, orasını da kazmış. Yani o, elinde rehber olarak İlyada’yı tutmuş ve bu etraftaki höyük ya da kümülüs benzeri tepelerin hepsinin İlyada’da adı geçen kahramanların mezarları olduğunu düşünerek kazmış. Karaağaçtepe’nin bir diğer ismi de Protesilaus. Heredot, Protesilaus’ın mezarının boğazın Avrupa yakasında olduğunu söylüyor ve Schliemann da Karaağaçtepe’nin mezar olduğunu düşünerek kazıyor, hâlbuki orası da prehistorik bir yerleşme. Dediğim gibi Schliemann bölgeyi didik didik kazımış ve burasını atlamış. Burayı gezginler de görememiş Ecebat’tan, doğal bir tepe olarak düşünmüşler. Herhalde üzerinde kilise ve mezarlık olduğu için çok fazla dikkatlerini çekmemiş buranın antik bir yerleşme olduğu. Üzerinde adı Dimitri Kilisesi var fakat hem 20’li yıllardaki mübadelede cemaati gitmiş hem de 1. Dünya Savaşı’nda bombardımandan dolayı harabeye dönmüş. Gelen yeni yerleşimciler, buradaki kilisenin taşlarını inşaatlarında devşirme olarak kullanmışlar. 20-30’lu yıllarda halen kilisenin kalıntılarının olduğunu fotoğraflar sebebiyle bilebiliyoruz. Fakat zamanla temelleri dışında hiçbir şeyi kalmamış. İsmini de buradaki halkın ‘Kilisetepe’ demesiyle almış. Maydos ismi ise antik Madytos isminden geliyor, Madytos, bu bölgede olan bir yerleşim. Bu bilgiyi, bölgede bulunan yazılı taşlardan biliyoruz. Zamanla Madytos kelimesi Maydos’a dönüşmüş. Hatta 50’li yılların ortalarına kadar buranın ismi Maydos olarak anılıyor. Hatta bazı insanların nüfus cüzdanında halen doğum yeri olarak Maydos yazıyor. İşte buranın bilinmemesindeki ilk sebep, geç keşfedilmiş olması; ikincisi buradaki araştırmaların benim başkanlığımda 2010 yılında başlamış olması. Biz daha çok çok yeni bir kazıyız. Düşünün Troya, 1871 yılından beri kazılıyor yani 150 yıldır aralıklarla kazılıyor ve bugün Troya’nın yüzde 10’u belki kazılmıştır yani yüzde 90’ı hâlâ toprak altında. Biz daha çok yeniyiz. Antik dönemde buranın reklamını yapan olmamış. Troya’nın reklamını Homeros yapmış. İlyada Destanı’yla herkes biliyor, Antik dünyada da biliniyor. Biz Fatih Sultan Mehmet’in, İlyada’yı Yunanca okuduğunu biliyoruz hatta şu an kütüphanesinde çıkan bir kopya, bugün Topkapı Sarayı’nda sergileniyor. Yani antik dönemden itibaren reklamı yapılmış bir yerleşke olduğundan çok biliniyor. Buradaki yerleşimler tabi çok yazılı belgelere konu olmuş yerleşkeler olmadıklarından ötürü belki daha az tanınıyorlar ama burası Efes gibi, Bergama gibi, Assos gibi antik dönemde yüzeysel kalıntıları çok fazla olan mimari buluntuları, süslü sütunları olan bir yer değil. Bunun sebebi buranın prehistorik bir yerleşke olması. Onlardan çok daha eski bir yerleşke. Dolayısıyla, o dönemde sütunlar yani toprak üstündeki amfi tiyatrolar yok, bilinmiyor. Daha eski olduğu için daha az tanınan bir yerleşke. Bundan belki 150 yıl sonra Maydos da Troya kadar tanınan bir yer olacak, buradaki çalışmalar dediğim gibi daha yeni” dedi.

PAYLAŞ