Yaşam Haber Girişi: 02.02.2021 - 00:00, Güncelleme: 02.09.2021 - 15:40

“BU YAĞIŞLAR, KURAKLIĞIN ETKİSİNİ TÜMÜ İLE YİTİRDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”

 

“BU YAĞIŞLAR, KURAKLIĞIN ETKİSİNİ TÜMÜ İLE YİTİRDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”

Ülke genelinde başlayan kuraklıkla ilgili açıklamada bulunan Meteorolog Profesör Dr. Murat Türkeş, Çanakkaleʹde barajların doluluk oranlarında artış olduğunu fakat bu yağışlar ile son iki yılda yaşanan kuraklığın etkisini tümü ile yitirdiği anlamına gelmediğine dikkat çekti. Türkeş ayrıca acilen bir kuraklık yönetim planı oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Klimatolog ve Meteorolog Profesör Dr. Murat Türkeş, son yağışlarının ülke genelinde olduğu gibi Çanakkale’de de etkisini hissettiren kuraklığa etkisini değerlendirdi. Türkeş, “2019'da başlayan ama son 10 yılda özellikle klimatolojik olarak yağış düşmesi beklenen aylarda, kış aylarında son 10 yılda sıklıkla biz kuraklığı konuşur olduk. 2019'da başlayan son kuraklıkta eskisini Ocak ayı başına kadar sürdürdü. Aslında kuraklık yavaş gelişen tırnak içinde diğer afetlerden en büyük farkı yavaş gelişen, sinsice gelişen bir doğal afet olarak da tanımlanıyor. Yani geniş alandır, uzun süreli yavaş gelişen bir doğal afettir kuraklık. Son yaşadığımız kuraklık 2019'da başladı 2020 kışında da yeterli yağış alınamadı. Bahar aylarında yaz başında Türkiye yağış aldı, kuraklığı unuttu ve yeniden kuraklık yokmuş gibi davranıldı. Tabii bu arada yaz girdi. 2020 yazında hem yaz kuraklığı, hem de Covid-19 küresel salgını nedeniyle insanların evde olduğun hatta bu süreçte insanların bahçeli evlerinde, yazlıklarında, köylerinde daha fazla yaşamaya başladıklarını biliyoruz. Hem yaz kuraklığı hem su kullanımının söylediğim nedenlerle artması ile bir de aslında yavaş yavaş gelişen kuraklık üst üste gelince, sonbahar yağışlarını da yeterinde alamayınca biz yeniden kuraklığı tartışmaya başladık” ifadelerini kullandı. “KIŞ MEVSİMİNDE BİZ KURAKLIĞI YAŞAR OLDUK” 2020 yılında sonbahar döneminde ve Aralık ayında Türkiye’nin yeterli yağış alamadığını söyleyen Türkeş, “Türkiye'nin kuzeybatısında, batısında, İç Anadolu'nun büyük bölüm orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun doğusu uzun süreli ortalamalara göre kuraklığı yaşar oldu. Meteorolojik kuraklığın ötesine geçti, hem su kaynaklarında ciddi bir azalma oldu. Örneğin baraj gölü saygın bölgelerde özellikle Türkiye’nin batısında, Marmara bölgesinde, İstanbul’ da, Çanakkale’de, İzmir’de ve hatta Ankara’ da, Karadeniz’in bazı bölgelerinde barajların yani kentlerde yaşayan insanlara içme ve kullanma suyu sağlayan barajların doluluk oranlarında çok düşüş oldu. Örneğin 9-10 Ocak’a kadar İstanbul'a su sağlayan, ham su sağlayan su kaynaklarının ortalama doluluk oranı yüzde 20’nin altına düştü. Çanakkale'de hem Atikhisar Barajı, hem Bayramiç Barajı yüzde 20'lere kadar çekildi. Ayvacık Barajı’nda doluluk oranı yüzde 17' ye düştü. Böylece aslında kış mevsiminde biz kuraklığı yaşar olduk. Ocak ayında değişik bölgelerde farklı kuraklık etkileri var. Dolayısıyla kuraklığı hissetmek de her yerde aynı değil. Ama Türkiye Ocak ayı ile birlikte kısmen Aralık'ta doğusunda ve kuzeyinde etkili olan yüksek basıncın zayıflaması nedeniyle yeniden yağış aldı. Örneğin İstanbul'da barajların ortalama doluluk oranı yüzde 30’un üzerine çıktı. Benzer şekilde Çanakkale'de barajların doluluk oranlarında artış oldu. Ama bu yağışlar son 2 yılda yaşadığımız kuraklığın etkisini tümü ile yitirdiği anlamına gelmiyor. Ocak ayı çok önemliydi gerçekten. Geniş ölçekli cephesel alçak basınç sistemleri Türkiye'nin büyük bir bölümünde, Doğu Anadolu'nun doğusu dışında yağış bıraktı. Hala Doğu Anadolu'da yüksek basınç sistemleri var. Dolayısı ile orası yeterli yağışı alamadı” dedi. “BİR KURAKLIK YAŞADIĞIMIZDA HEMEN HAREKETE GEÇİRİLEMEDİĞİNİ BİZE GÖSTERDİ” Türkeş, ilerleyen dönemler için hava tahminlerini de paylaşarak, “Tutarlılığı çok yüksek olmamak ile birlikte Şubat ayında hem yağışlı hem de kurak günleri yaşayabileceğimiz, Mart ayında hem sıcak, hem de kurak günleri yeniden etkili olabileceğine ilişkin uluslararası merkezlerin mevsimlik tahminleri var. Umarım bu tahminler tutmaz. Özetle Ocak ayındaki bu yağışlar eğer Şubat ve Mart aylarında da Türkiye'nin büyük bölümünde etkili olursa ki yağışların önemli bir bölümü kış aylarında Türkiye’nin birçok yerine düşer o zaman kuraklığın etkisinin azaldığı kabul edilebilir. Bu kuraklık bize bir şeyi daha yeniden göstermiş oldu. Türkiye’ de kuraklık yönetim planları kağıt üstünde olmak ile birlikte, bir kuraklık yaşadığımızda hemen harekete geçirilemediğini bize gösterdi. Yani kuraklık yaşandı, bilim insanları benim gibi bilim insanları analizler yaptı, uyarılarda bulundu. Ama çok az kentsel ve kamu kuruluşu anında yanıt gelebildi” şeklinde konuştu. “KURAKLIK YÖNETİM PLANI OLUŞTURULMASI GEREKİYOR” “Çanakkale Belediyesi belediye encümeni kuraklık ile mücadele konusunda kutlanacak bir karar aldı. Çanakkale Belediyesi kuraklık önlemlerini hemen devreye soktu. Çok geç olmakla birlikte İstanbul’da ve Ankara’da da çeşitli uyarılar yapıldı” diyen Türkeş, “Türkiye'de kağıt üzerinde ulusal kuraklık yönetimi planı var. Ancak bu yönetim planı paydaş katılımı zayıf bir yönetim planı. Yani araziden, suyu kullanan kuruluşlardan, köylüden, çiftçiden etkin katılımı olan bir kuraklık Yönetim planı değil. En önemlisi kuraklık yönetim var ama bir kuraklık yaklaştığında erken uyarı yapabilecek ve erken uyarı ile birlikte önlemleri hayata geçirebilecek bir aktivitesi yok, bir eylemselliği yok. Dolayısı ile Türkiye'de Kuraklık Eylem Planları çok kuruluşlu çok paydaşlı olması da gerekiyor. Var olan kuraklık eylem planlarının hızla gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle kuraklığın analiz kısmı çok zayıf. Kuraklığın izlenmesi, kuraklığın büyüklüğünün, şiddetinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ve buna göre de çeşitli önlem sınıflarının ilan edilmesi uygulanması gerekiyor. Kağıt üzerinde kuraklık eylem planlarımız var, havza kuraklık eylem planlarımız var. Fakat bir kuraklık yaşadığımızda kısa sürede bu kuraklığa yanıt verebilecek bir eylemsenliği ve bir gücü yok bu planların. Dolayısıyla kuraklık yaşandıktan sonra biz yeniden konuşuyoruz ama kuraklık geçtikten sonra hep söylediğimiz gibi Sanki bu ülkede bir daha hiç kuraklık olmayacak gibi önlemler bir kenara bırakılıyor. Bizim kuraklık yönetim planlarını, bütünleşik kuraklık yönetim planlarına dönüştürmemiz gerekiyor. Özellikle kalabalık büyük kentlerin bütün su toplama havzaları için özel kuraklık yönetim planları, izleme, değerlendirme, belirlemeyi de içeren erken uyarı sistemlerini de içeren kuraklık yönetim planı oluşturulması gerekiyor” uyarasında bulundu.   “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK ÇOK CİDDİYE ALINMALI” Son olarak Türkeş, kuraklık ve iklim değişikliğinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye su zengini bir ülke değil ama su zenginiymiş gibi yaşıyor? Türkiye’ de arazilerin yaklaşık yüzde 50’si, yani Güneydoğu, İç Anadolu, Doğu Anadolu bir bölümü, hatta Trakya’nın bir bölümü Ege’nin bir bölümü aslında yıllık su açığı yaşayan bölgeler. Yani yarı kurak ve yarı nemli ve nemli alanlar. Bu alanlar özellikle Türkiye'nin güney ve batı bölgeleri ki Akdeniz iklimi ile karakterize oluyor. Hem uzun sıcak ve kurak bir yaz mevsimine sahip. Hem mevsimsellik çok yüksek. Hem de yağış değişkenliği çok yüksel olan bölgeler. Özellikle Türkiye’nin batı yarısındaki büyük kentlerde mutlaka, kuraklığın, iklim değişikliği ile birlikte çok dikkate alınması gerekiyor. İklim değişikli bu var olan su kaynakları üzerindeki baskısını daha da arttıracak gibi gözüküyor. İklim değişikliği, kuraklık, çölleşme bir bütün halinde artık bundan sonraki yaşamımızda, bundan sonraki kuraklık yönetim sistemlerinde. Strateji planlarında, büyük şehir belediyelerinde normal kent belediyelerinde ilgili kamu kuruluşlarında çok ciddiye alınmalı diye düşünüyorum.”
Ülke genelinde başlayan kuraklıkla ilgili açıklamada bulunan Meteorolog Profesör Dr. Murat Türkeş, Çanakkaleʹde barajların doluluk oranlarında artış olduğunu fakat bu yağışlar ile son iki yılda yaşanan kuraklığın etkisini tümü ile yitirdiği anlamına gelmediğine dikkat çekti. Türkeş ayrıca acilen bir kuraklık yönetim planı oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Klimatolog ve Meteorolog Profesör Dr. Murat Türkeş, son yağışlarının ülke genelinde olduğu gibi Çanakkale’de de etkisini hissettiren kuraklığa etkisini değerlendirdi.
Türkeş, “2019'da başlayan ama son 10 yılda özellikle klimatolojik olarak yağış düşmesi beklenen aylarda, kış aylarında son 10 yılda sıklıkla biz kuraklığı konuşur olduk. 2019'da başlayan son kuraklıkta eskisini Ocak ayı başına kadar sürdürdü. Aslında kuraklık yavaş gelişen tırnak içinde diğer afetlerden en büyük farkı yavaş gelişen, sinsice gelişen bir doğal afet olarak da tanımlanıyor. Yani geniş alandır, uzun süreli yavaş gelişen bir doğal afettir kuraklık. Son yaşadığımız kuraklık 2019'da başladı 2020 kışında da yeterli yağış alınamadı. Bahar aylarında yaz başında Türkiye yağış aldı, kuraklığı unuttu ve yeniden kuraklık yokmuş gibi davranıldı. Tabii bu arada yaz girdi. 2020 yazında hem yaz kuraklığı, hem de Covid-19 küresel salgını nedeniyle insanların evde olduğun hatta bu süreçte insanların bahçeli evlerinde, yazlıklarında, köylerinde daha fazla yaşamaya başladıklarını biliyoruz. Hem yaz kuraklığı hem su kullanımının söylediğim nedenlerle artması ile bir de aslında yavaş yavaş gelişen kuraklık üst üste gelince, sonbahar yağışlarını da yeterinde alamayınca biz yeniden kuraklığı tartışmaya başladık” ifadelerini kullandı.
“KIŞ MEVSİMİNDE BİZ KURAKLIĞI YAŞAR OLDUK”
2020 yılında sonbahar döneminde ve Aralık ayında Türkiye’nin yeterli yağış alamadığını söyleyen Türkeş, “Türkiye'nin kuzeybatısında, batısında, İç Anadolu'nun büyük bölüm orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun doğusu uzun süreli ortalamalara göre kuraklığı yaşar oldu. Meteorolojik kuraklığın ötesine geçti, hem su kaynaklarında ciddi bir azalma oldu. Örneğin baraj gölü saygın bölgelerde özellikle Türkiye’nin batısında, Marmara bölgesinde, İstanbul’ da, Çanakkale’de, İzmir’de ve hatta Ankara’ da, Karadeniz’in bazı bölgelerinde barajların yani kentlerde yaşayan insanlara içme ve kullanma suyu sağlayan barajların doluluk oranlarında çok düşüş oldu. Örneğin 9-10 Ocak’a kadar İstanbul'a su sağlayan, ham su sağlayan su kaynaklarının ortalama doluluk oranı yüzde 20’nin altına düştü. Çanakkale'de hem Atikhisar Barajı, hem Bayramiç Barajı yüzde 20'lere kadar çekildi. Ayvacık Barajı’nda doluluk oranı yüzde 17' ye düştü. Böylece aslında kış mevsiminde biz kuraklığı yaşar olduk. Ocak ayında değişik bölgelerde farklı kuraklık etkileri var. Dolayısıyla kuraklığı hissetmek de her yerde aynı değil. Ama Türkiye Ocak ayı ile birlikte kısmen Aralık'ta doğusunda ve kuzeyinde etkili olan yüksek basıncın zayıflaması nedeniyle yeniden yağış aldı. Örneğin İstanbul'da barajların ortalama doluluk oranı yüzde 30’un üzerine çıktı. Benzer şekilde Çanakkale'de barajların doluluk oranlarında artış oldu. Ama bu yağışlar son 2 yılda yaşadığımız kuraklığın etkisini tümü ile yitirdiği anlamına gelmiyor. Ocak ayı çok önemliydi gerçekten. Geniş ölçekli cephesel alçak basınç sistemleri Türkiye'nin büyük bir bölümünde, Doğu Anadolu'nun doğusu dışında yağış bıraktı. Hala Doğu Anadolu'da yüksek basınç sistemleri var. Dolayısı ile orası yeterli yağışı alamadı” dedi.
“BİR KURAKLIK YAŞADIĞIMIZDA HEMEN HAREKETE GEÇİRİLEMEDİĞİNİ BİZE GÖSTERDİ”
Türkeş, ilerleyen dönemler için hava tahminlerini de paylaşarak, “Tutarlılığı çok yüksek olmamak ile birlikte Şubat ayında hem yağışlı hem de kurak günleri yaşayabileceğimiz, Mart ayında hem sıcak, hem de kurak günleri yeniden etkili olabileceğine ilişkin uluslararası merkezlerin mevsimlik tahminleri var. Umarım bu tahminler tutmaz. Özetle Ocak ayındaki bu yağışlar eğer Şubat ve Mart aylarında da Türkiye'nin büyük bölümünde etkili olursa ki yağışların önemli bir bölümü kış aylarında Türkiye’nin birçok yerine düşer o zaman kuraklığın etkisinin azaldığı kabul edilebilir. Bu kuraklık bize bir şeyi daha yeniden göstermiş oldu. Türkiye’ de kuraklık yönetim planları kağıt üstünde olmak ile birlikte, bir kuraklık yaşadığımızda hemen harekete geçirilemediğini bize gösterdi. Yani kuraklık yaşandı, bilim insanları benim gibi bilim insanları analizler yaptı, uyarılarda bulundu. Ama çok az kentsel ve kamu kuruluşu anında yanıt gelebildi” şeklinde konuştu.
“KURAKLIK YÖNETİM PLANI OLUŞTURULMASI GEREKİYOR”
“Çanakkale Belediyesi belediye encümeni kuraklık ile mücadele konusunda kutlanacak bir karar aldı. Çanakkale Belediyesi kuraklık önlemlerini hemen devreye soktu. Çok geç olmakla birlikte İstanbul’da ve Ankara’da da çeşitli uyarılar yapıldı” diyen Türkeş, “Türkiye'de kağıt üzerinde ulusal kuraklık yönetimi planı var. Ancak bu yönetim planı paydaş katılımı zayıf bir yönetim planı. Yani araziden, suyu kullanan kuruluşlardan, köylüden, çiftçiden etkin katılımı olan bir kuraklık Yönetim planı değil. En önemlisi kuraklık yönetim var ama bir kuraklık yaklaştığında erken uyarı yapabilecek ve erken uyarı ile birlikte önlemleri hayata geçirebilecek bir aktivitesi yok, bir eylemselliği yok. Dolayısı ile Türkiye'de Kuraklık Eylem Planları çok kuruluşlu çok paydaşlı olması da gerekiyor. Var olan kuraklık eylem planlarının hızla gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle kuraklığın analiz kısmı çok zayıf. Kuraklığın izlenmesi, kuraklığın büyüklüğünün, şiddetinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ve buna göre de çeşitli önlem sınıflarının ilan edilmesi uygulanması gerekiyor. Kağıt üzerinde kuraklık eylem planlarımız var, havza kuraklık eylem planlarımız var. Fakat bir kuraklık yaşadığımızda kısa sürede bu kuraklığa yanıt verebilecek bir eylemsenliği ve bir gücü yok bu planların. Dolayısıyla kuraklık yaşandıktan sonra biz yeniden konuşuyoruz ama kuraklık geçtikten sonra hep söylediğimiz gibi Sanki bu ülkede bir daha hiç kuraklık olmayacak gibi önlemler bir kenara bırakılıyor. Bizim kuraklık yönetim planlarını, bütünleşik kuraklık yönetim planlarına dönüştürmemiz gerekiyor. Özellikle kalabalık büyük kentlerin bütün su toplama havzaları için özel kuraklık yönetim planları, izleme, değerlendirme, belirlemeyi de içeren erken uyarı sistemlerini de içeren kuraklık yönetim planı oluşturulması gerekiyor” uyarasında bulundu.  
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK ÇOK CİDDİYE ALINMALI”
Son olarak Türkeş, kuraklık ve iklim değişikliğinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye su zengini bir ülke değil ama su zenginiymiş gibi yaşıyor? Türkiye’ de arazilerin yaklaşık yüzde 50’si, yani Güneydoğu, İç Anadolu, Doğu Anadolu bir bölümü, hatta Trakya’nın bir bölümü Ege’nin bir bölümü aslında yıllık su açığı yaşayan bölgeler. Yani yarı kurak ve yarı nemli ve nemli alanlar. Bu alanlar özellikle Türkiye'nin güney ve batı bölgeleri ki Akdeniz iklimi ile karakterize oluyor. Hem uzun sıcak ve kurak bir yaz mevsimine sahip. Hem mevsimsellik çok yüksek. Hem de yağış değişkenliği çok yüksel olan bölgeler. Özellikle Türkiye’nin batı yarısındaki büyük kentlerde mutlaka, kuraklığın, iklim değişikliği ile birlikte çok dikkate alınması gerekiyor. İklim değişikli bu var olan su kaynakları üzerindeki baskısını daha da arttıracak gibi gözüküyor. İklim değişikliği, kuraklık, çölleşme bir bütün halinde artık bundan sonraki yaşamımızda, bundan sonraki kuraklık yönetim sistemlerinde. Strateji planlarında, büyük şehir belediyelerinde normal kent belediyelerinde ilgili kamu kuruluşlarında çok ciddiye alınmalı diye düşünüyorum.”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.