ŞU DÖNEMDE YEREL YÖNETİMLERE DE ÇOK İŞ DÜŞTÜĞÜNE İNANIYORUZ

Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası yılın son meclis toplantısına meclis üyesi iş adamı Şakir Kutluay’ın söyledikleri damgasını vurdu. İnşaat sektörünün yaşadığı daralmanın direk ve dolaylı olarak birçok sektörü etkileyeceğini söyleyen bu dönemde bankalara büyük iş düştüğünü ama bankaların geri durduğunu şu sözlerle ifade etti; “İyi zamanlarda peş peşe kapımızı aşındıran bankalar, kredi faiz oranlarını indirmek bir yana, Bugüne kadar hiçbir risk oluşturmamış, işveren konumundaki firmalara da Sayın Cumhurbaşkanımızın, hükümetin yapmayın demelerine rağmen kredi musluklarını tamamen kapatmaları manidardır.” Bu süreçte herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini de söyleyen Şakir Kutluay, yerel yönetimlerinde bu süreçte yapabilecekleri olduğunu belirterek; “Bu noktada yerel yönetimlere de çok iş düştüğüne inanıyoruz. Yetkili belediyeler geçicide olsa imar katkı paylarında ve hali hazırda çok yüksek olan ruhsat harçlarında indirime gidebilirler. Şu anda çok sayıda proje, harçlar ödenmediğinden dolayı belediyelerde beklemektedir. İçeride bekleyen projenin belediye ye bir katkısı olmadığı gibi, alınmayan her ruhsat belediyenin mahrum kaldığı gelir demektir.” dedi.

Kutluay meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada şunları söyledi;

Sayın Başkan, Değerli Meclis Üyeleri, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Öncelikle iki gün önce, Biga da meydana gelen elim kazada hayatını kaybedenlere ALLAH tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim.

Son günlerini geçirdiğimiz 2018’i uğurlarken, 2019 un Ülkemiz Milletimiz adına, umut ve beklentilerin gerçekleştiği bir yıl olmasını temenni ederim. Tabii 2019 un hemen başında bizleri yine bir seçim beklemektedir. Seçimler demokrasilerin olmazsa olmaz unsurudur. Ancak çok sık olması da ülke ekonomisi açısından ciddi bir külfet demektir.

GEMİNİN SU ALMASI DEMEK HERKESİN ZARAR GÖRMESİ DEMEK

 Gelinen noktada ekonomik göstergeler her ne kadarda iyiye gidişatı gösterse de gerçek an-lamda piyasalarda durum pek te öyle görülmemektedir. Özellikle yerelde baktığımız zaman, ilimiz ekonomisinin lokomotifi niteliğinde olan inşaat sektörü tamamen durma noktasına gelmiş, gün geçtikçe daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Son zamanlarda her ne kadar ilimizde Müteahhit firmaların durumu ön plana çıksa da unutulmamalıdır ki; bir firmanın iflası ya da hukuki sorumluluklarını yerine getirememesi durumunda, konut alıcısından istihdam ettiği çalışanına, alım yaptığı tedarikçisine, hatta bankalara kadar yansıyan bir mağduriyet söz konusu olmaktadır. Unutmayalım ki; hepimiz bu geminin içindeyiz, geminin su alması demek; bireysel olarak değil, toplumsal olarak zarar göreceğimiz anlamına gelmektedir.   

BANKALARIN MUSLUKLARI TAMAMEN KAPATMASI MANİDARDIR!                       

 İyi zamanlarda peş peşe kapımızı aşındıran bankalar, kredi faiz oranlarını indirmek bir yana, Bugüne kadar hiçbir risk oluşturmamış, işveren konumundaki firmalara da Sayın Cumhurbaşkanımızın, hükümetin yapmayın demelerine rağmen kredi musluklarını tamamen kapatmaları manidardır. Finans sektörünün, ticari kredileri bu denli kısmaları, kendilerine hiçbir yararı olmadığı gibi, işvereninde elini kolunu bağlamaktadır.   Bankaların bir an önce, piyasalar üzerindeki daralmayı giderecek olan ticari kredilerde esnekliğe gitmesi ve özellikle başta kamu bankaları olmak üzere, finans sektörünün konut kredi faiz oranlarını aşağı çekmeleri gerekmektedir. Tabii ki kur hareketine bağlı olarak faizlerin kısa sürede düşmesini beklemek hayalcilikten öte değildir. Çünkü kur hareketlerine bakıldığında, hala daha yüksek faiz etkisiyle, baskılandığını anlamak mümkündür. Ancak devlet eliyle, bir şekilde formüle edilip, belki kampanya bazında olabilir, bu bile piyasaya önemli ölçüde hareket getirecektir.

DOLARI BAHANE EDEREK FAHİŞ ZAMLAR YAPILDI

Ayrıca bazı üretici firmaların, tedarikçilerin karlarından ödün vermeyip, hatta doların değer artış oranının üzerinde kazançlarını maksimize edip, sonrada enflasyonla topyekûn mücadele diye, internet sitelerinin ana sayfasına kapak yapmaları tam bir komedidir. Şu ortamda üretici firmaların ürünlere yaptığı zamları kesinlikle doğru bulmuyoruz, bu zamları yaparken bir kez daha düşünmeleri gerektiğine inanıyoruz.

İçinde bulunduğumuz ekonomik olumsuzlukların daha da derinleşmemesi bağlamında, yetkili Mercilerin, siyasilerin sesimizi duymaları, sektörün rahat bir nefes alabilmesi için gereken tedbirlerin bir an önce ve sonuç odaklı alınması elzemdir. Devlet tarafından sübvanse edilen destek, teşvik ve kampanyaların uzun vadeli ve işe yarar olması en büyük temennimizdir.

Karma ekonomik sistemlerin bir özelliği de devletin doğrudan veya dolaylı olarak piyasalara müdahale etmesidir. Bu bir hak kısıtlaması değil, aksine sistemin gerekliliğidir. 

YEREL YÖNETİMLERE DE ÇOK İŞ DÜŞTÜĞÜNE İNANIYORUZ

Bu noktada yerel yönetimlere de çok iş düştüğüne inanıyoruz. Yetkili belediyeler geçicide olsa imar katkı paylarında ve hali hazırda çok yüksek olan ruhsat harçlarında indirime gidebilirler. Şu anda çok sayıda proje, harçlar ödenmediğinden dolayı belediyelerde beklemektedir. İçeride bekleyen projenin belediye ye bir katkısı olmadığı gibi, alınmayan her ruhsat belediyenin mahrum kaldığı gelir demektir.    

 Bizlere düşende, her gün kriz çığırtkanlığı yapmak yerine, işimize her zamankinden daha fazla odaklanıp, evdeki hesabımızın çarşıya uymasını sağlamaktır. Kişisel bazda yanlış hesaplarla, piyasa algısının kötüleşmesine sebep olmamamız gerekir, adımlarımızı çok daha dikkatli atmalıyız. Unutmayalım ki; sadece kendi sorumluluklarımızı taşımıyoruz, başta ailemiz olmak üzere, müşterilerimizin, ürün aldığımız firmaların, çalışanlarımızın da sorumluluklarını taşıyoruz.

YARINLARIMIZ İÇİN DAHA ÇOK ÇALIŞMAMIZ GEREKTİĞİ AÇIKTIR

Küresel çapta baktığımızda, gelişmiş ekonomilerin çok gerisinde olduğumuzu kabul etmemiz lazım. Ekonomik açıdan gelişmişlik düzeyinin gerisinde kalmışlığımızı hala 1.dünya savaşından sefaletle çıkmamıza bağlayanlar var. Oysa; daha 250 yıllık geçmişe sahip bir koloni devleti, hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan, canı istediği zaman karşılıksız olarak bastırdığı dolarlarıyla ekonomimizi bu hale getirebiliyorsa, yarınlarımız için daha çok çalışmamız gerektiği açıktır.

 Almanya, Japonya örneğinde olduğu gibi, yıkımdan sonra durmadılar, sanayileşmeye markalaşmaya, üretmeye yöneldiler. Çalıştıkça ürettiler, onlar ürettikçe biz tükettik.

Sözün özü, dışa bağımlılığımız sürdüğü sürece 5-10 yılda bir krizler çıkarıp dolarlarıyla, yıllarca emek verip, bizim sandığımız birikimlerimizi alıp götürecekler ve bizde, her defasında yeni baştan demeye devam edeceğiz.

PAYLAŞ